Adil Maviş: Ebeveyn olmayı çocuktan öğrenin

Adil Maviş: Ebeveyn olmayı çocuktan öğrenin

Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi İnci Gül’ün hazırlayıp sunduğu İnci Gül’le Gazette Manşeti’nin konuğu Eğitim Uzmanı Terapist Adil Maviş oldu. Eğitim, ailelerin çocuklara nasıl davranması gerektiği ve sınav motivasyonu gibi konuların konuşulduğu programda Maviş, “Bir çocuğun gelişiminde o çocuğun ihtiyaçlarına uygun gelişimini sürdürebilmesi için nasıl bir ebeveyn olmanız gerektiğini çocuğunuzun size öğretmesine izin vermeniz lazım” dedi.



“EBEVEYN SORUNU ABARTIYOR”

Çocuğun ve ebeveynin dünyaya bakış açılarının farklı olduğunu dile getiren  Maviş, “Ebeveynin sorun olarak tanımladığı  şeyi  oturup çocukla konuştuğumuzda çocuk farkında bile değil. Hatta benim sorunum değil annemin sorunu, babamın sorunu gözüyle bakıyor. Dolayısıyla böyle baktığı zaman sorunlu olarak tabir ettiğiniz kitle, başta bu sorumluluğu ya da sorunu reddetmiş olduğunda bu sorun çocuğun sorunu değil, ebeveynin abarttığı sorun ya da baş edemediği durum olarak karşımıza çıkıyor” dedi.


“HİPNOZU TEKELLEŞTİRDİLER”

Sağlık Bakanlığınca hipnoz eğitiminin sadece hekimlere verilmesini doğru bulmayan Maviş,  “Sağlık Bakanlığı, sağlık gözüyle bakıyor. Sağlık gözüyle baktığı için, sağlık alanında hipnozu tekelleştirmiş durumda. Halbuki hipnoz dil eğitimi, eğitim, öğrenme, motivasyon, spor alanında, çocuk gelişimi, beceri geliştirmede de kullanılabilir. Alan bu kadar genişken şimdi bu kullanılacak alanlarda hizmet veren hipnoz bilgisine sahip hekimler çalışmalı mantığını doğru bulmuyorum” diye konuştu.



Öncelikle Adil Maviş kimdir, bize kendinizden bahsedebilir misiniz?


Gaziantep’liyim, 54 yaşındayım, üç üniversite eğitimi aldım. Birincisi ingilizce öğretmenliği, ikincisi psikoloji eğitimi üçüncüsü de aile danışmanlığı. Sosyal hizmet uzmanlığı olarak da geçiyor. Bu alanlarda hizmet veriyorum, terapist olarak çalışıyorum. Merkezim İstanbul’da ancak Adana’ya  bu danışmanlıklar çerçevesinde on beş günde bir geliyorum. Geldiğim zaman iki gün kalıp gidiyorum. Her ay dört gün Adana’dayım. Çift terapisi, aile danışmanlığı, çocuk psikologluğu diye de yorumlayacağımız alanlarda da hizmet veriyorum. Aşağı yukarı 30 yılı geçkin bir süre oldu.

                                                             

Kısacası Adil Maviş ne iş yapar diye sorsam?

Genel bir cevap olacak kişiselleştirilmiş ve kişinin hastalık, mutsuzluk, huzursuzluk, güvensizlik ya da psikolojik sorun olarak hayatına çektiği alanlarda terapistlik yapıyorum. Bu sorunların kişinin kendi dünyasında amacı her neyse ben ona tekâmül diyorum. O tekâmül boyutunda kendini tamamlayıp sorunu sorun halinden çıkartması için gerekli desteği veriyorum. Bunu bilişsel düzeyde yaptığım kadar, psikoteknik yöntemlerle bilinçaltı düzeyde yapmaya devam ediyorum. Alan çok geniş ama yaptığım iş ne olursa olsun aynı oluyor. Kişinin ihtiyacına uygun hale getiriliyor.


Sizin hızlı okuma, öğrenme motivasyonu, sınav motivasyonu, konsantrasyon, bilinçaltı telkin, irade eğitimi gibi konularda yayınlanmış, bazıları da en çok satanlar listesine girmiş yirminin üzerinde kitabınız var. Bugün ki konumuza girmeden önce  bunların ne olduğuyla ilgili bilgi verir misiniz?

 

Öğrenciyken bir şeyi başarabilmek için zorunluluklarımızın olduğu o zorunluklarımızdan keyif alıp almamamız önemli olmadığına her halükarda başarılı olmam gerektiğiyle karşı karşıya kaldım. Ergenliğin ilk dönemlerinde şunu sorguluyordum niye başarılı olmak için severek yapmak istediğimiz şeyleri yapabilmek için yapmak istemediğimiz pek çok şeyden başarılı olmak zorundayız. Tabiri uygunsa zoruma giden şeylerle baş edebilmenin mantığını çözmeye çalışıyordum. Herhalde onun etkisiyle ileriki yaşlarda hem alanım hem de bu alanda ürettiğim eserlerim ağırlıklı öğrenme dünyası üzerine verdim. Hızlı algılama, öğrenme teknikleri, motivasyon, sınav kaygısı, hipnozla öğrenme gibi alanlarda eser vermeye başladım. En son yayınlanan “Mucize Bilinçaltını Yönet” adlı kitabımda insanın  kendi bilinçaltıyla ilgili yaşadığı çatışmaları hayatına sorun olarak yansıttığını gözlemliyorum. Aslında sorun olarak yaşadığı şeyler kendi içerisinde çözümlenmemiş çatışmaların ürünü olduğunu tespit ediyorum. Çok kişi bunu farkında olmadığı için sorunlarla mücadelelere ederek bunu iyileştirebileciğini varsayıyor. Hâlbuki bir araç çukura ya da çamura saplandığı zaman gaza daha fazla basmak o sorunu çözmesine değil, daha da girdaba girmesine sebep oluyor. O sorunların altında, kişinin kendi içinde çözümlenmemiş çatışmaları içselleştirmesinden ve bunu fark etmemesinden kaynaklanıyor. Bu da hayatın içine mutsuzluk olarak çıkıyor. O mutsuzluğun ilerleyen safhasına biz hastalık diyoruz. Psikolojik rahatsızlıklar diyoruz. Bu, obsesyon olabilir, migren türü somutlaşmış rahatsızlıklar, panik atak, kaygı, aşırı derecede huzursuzluk ya da tıpta psikosomatik tabir ediliyor. Altında gerçek bir neden bulamadıkları halde hastalığın zuhur etmesi yani bedene yansıması işte deride dökülmeler,  saçlarda dökülmeler bütün bunların tetikleyici psikolojik çözümlenmemiş hallerin olduğunu, bu hallerin deşifre edilerek tedavi sürecinde  katkı sağlayacağını düşünüyorum. En azından illa hasta olmak gerekmiyor insanın yaşam kalitesini arttırabilmesi için kendini tanımasının değerli olduğunu, yaptığım işin de aslında kişinin kendini tanımasına katkı sağladığını düşünüyorum.

Günümüzün en büyük sorunlarından biri haline gelmiş olan çocuklar ve aileler arasındaki ilişki ile ilgili görüşleriniz nelerdir? Sıfır yaştan başlayarak iş hayatına girene kadar geçen süreçte hem kendine hem de ülkesine daha faydalı olmak birey yetişebilmesi için çocuk ebeveyn ilişkisindeki püf noktalarını bize anlatır mısınız?


Yaş grupları farklılaştıkça ailenin yaşadığı sorunlar da farklılaşıyor. Bu nedenle belli bir yaş grubundan ziyade soru genel olduğu için genel bir çerçeveden kendi bakışımı paylaşmak istiyorum. Hayat almak vermek üzerine kurulu bu alışverişte bir dengesizlik olduğunda veren de alan da mutsuz olabiliyor. Yani verici olmak da mutlu etmiyor, alıcı olmak da. Günümüzde çocuklarımız diye tabir ettiğimiz ve çok değer verdiğimiz bir nesil ihtiyaçlarına çok hızlı ulaşıyor ve çok kolay tüketebiliyor. Bununda bir numaralı nedeni ailelerin ‘çocuğum için yapmayacaksam kimin için yapacağım’ anlayışı. Bu samimi görünüşle birlikte çocuğun hazırcılığa alışmış olması,  kolayına geleni hepimiz tercih ettiğimize göre zamanla bunun tembellik, üretkenliğin olmaması ya da ataletliğin yarattığı hazıra alışmak gibi durumları oluşturuyor. Bu söylediğim her yaş gurubu için geçerli. İki yaşındaki çocuk içinde geçerli, yirmi yaşındaki çocuk için de geçerli. Kolay ulaşıyorlar. Üstelik anne, başta anne olmak üzere bunu seve seve yapıyor. Seve seve yaptığı şey aslında ileride başına bela olacak ve çocuğunda kendisinde ileri ki zamanlarda mutsuzluklarına sebep olacak. Hızlı tüketiyor, kolay ulaşıyor. Ulaştığı şeyin kıymetini, değerini anlamıyor. Bunu algılayabilmek üzerine yapılan şeylerde yetersiz kalıyor. Ta ki bu bir sorun olmaya başlayınca.    


Özellikle anne babalar iyi davrandıkları halde, ellerinden gelen her şeyi onlar için yapmış olmalarına rağmen çocuklarının başarılı olmadığını ya da yanlış taraflara yönlendirildiklerinden yakınırlar. Burada nerede yanlış yapılıyor?

Çocuğun dünyaya bakışıyla, ebeveynin dünyaya bakışı birbirinden farklı. Yani ebeveynin sorun olarak tanımladığı  şeyi  oturup çocukla konuştuğumuzda çocuk farkında bile değil hatta benim sorunum değil annemin sorunu, babamın sorunu gözüyle bakıyor. Dolayısıyla böyle baktığı zaman sorunlu olarak tabir ettiğiniz kitle, başta bu sorumluluğu ya da sorunu reddetmiş olduğunda bu sorun çocuğun sorunu değil, ebeveynin abarttığı sorun ya da baş edemediği durum olarak karşımıza çıkıyor. Perspektif açısından çocuğun verdiği tepkiler ebeveyn tarafından sağlıklı değerlendirilmiyor ve yargılanıyor. Örneğin çocuğum ders çalışmıyor, dersini sevmiyor buna benzer yargılamayla birlikte geliyor. Çocuk bu durumu niye yaşıyor kısmıyla çok ilgilenmiyor. Bir örnek vermek istiyorum, çocuğun bir kaygısı var. Özellikle sınava girecek öğrencilerde daha fazla olur. Bunlar sekizinci sınıf orta öğretim öğrencileri ve on ikinci sınıf üniversite sınavına girecek öğrencileri. Sınav kaygısı yaşayan öğrencilerin ortak noktası bunlar başarılı öğrenciler. Başarılılar ama kaygı düzeyleri yüksek. O kadar yüksek ki karın ağrısı, baş ağrısı, aşırı huzursuzluk, uyuyamama, yeme bozuklukları, takıntılar ya da çok çaba gösterdiği halde istediği sonucu alamama gibi durumlarla karşılaşıyorlar. Hâlbuki çalışkanlar, çaba var.

Altlarında ne yattığını tespit etmeye çalıştığımda başta anne babanın “sana güveniyorum” derken ki mesajının altında ‘yapamazsan bizi mahcup edersin’ bu cümle tabi ki birebir böyle geçmiyor ama çocuk bunu içselleştiriyor. ‘Anne babamı mahcup etmek istemiyorum, yapamazsam rezil olurum, sonra bana ne derler, hâlbuki ben bunun yapabilecek yetenekteyim’ gibi kaygısını tetikleyip bununla baş edememesi yatıyor. Aileler bunu farkında değil. Aile ile bu durumun gerçeklerini ortaya çıkardığımızda o zaman” aslında böyle bir şey yapmıyoruz çocuk kendisi bunu yapıyor” diyor. Çocuk, bunu kendisi yapıyorsa bile bunu yapmasındaki en büyük etken aile ya da o izlenimi veren enerji yayıyorsunuz buna sebep oluyorsunuz. Peki, ne yapmamız lazım? Çocuğun bilinçaltıyla çalıştığımda kaygı düzeyini aşağı çekiyorum. Ebeveynin de bu kaygı düzeyini tetikleyecek şeyleri yapmayacakları konusunda nelere dikkat etmeleri gerektiğini, nelere özen göstermeleri gerektiğini söylüyorum. Çok hızlı bir zaman diliminde çözülüyor ama en yaygın sorunlardan biri neredeyse başarılı öğrencilerin yüzde kırkında kaygı bozukluğu var. Yetişkinlerde de çok fazla gözlemliyoruz. Gençlerde de sınav kaygısı olarak tanımlanıyor bu.


İyi bir birey yetiştirebilmek için anne babaya hangi yaş aralığında görev düşmekte?

 

Anne babaya her yaşta görev düşmektedir. Çünkü ben iki aylığına izne ayrılıyorum senin iki aylığına baban olamayacağım deme lüksümüz yok ya da sen üç yıllığına anneni babanı unut deme şansı yok. Ömür boyu çocuğun yaşama şartlarına göre ebeveynin o katkıları devam eder. Burada esas olan şey şu çocuğun ebeveyne ihtiyaç haline getiren durumları neyse ebeveyn bu ihtiyaçlarını karşılamak mantığından ya da ömür boyu “ben senin babanım ve hiç merak etme arkada duracağım” demekten ziyade bir söz vardır ya  “balık vermeyin, balık tutmayı öğretin”  çocuğa bu yetisini bir an önce kazandırması lazım. Temel mantık şu eğer bu çocuk duygusal anlamda söylemiyorum ama bir güç anlamında, bir ekonomi anlamında ya da o varsa ben bunu yapabilirim tarzındaki öz güven anlamında ailesine dayalı bir yaşamı sürdürmeye devam ediyorsa bu anne babanın hoşuna gidiyor. Bu çocuk öz güvensiz yetişiyor. Öz güvensiz yetiştiği zaman ebeveyne ihtiyaç halinin sonu gelmiyor. Temsilen çocuk memur oluyor, evleniyor ev alacak anne babasına ihtiyaç duyuyor. Hâlbuki buna ihtiyaç duymamalı. Biraz tuhaf gelebilir ama şöyle bir tezim var, anne ve baba kendisini çocuğuna vazgeçilmez kılıyorsa bu, anne baba en büyük kötülüğü yapıyordur. Sağlıklı bir anne baba çocuğuna “Artık bize ihtiyacın kalmadı” diyebilme  öz güvenin kazandırabilen anne babadır. Başka bir ifade ile kendini gereksiz haline getirebilen bir anne babadır. Çocuk on yaşına gelmiş hala annenin yanında uyumayı bir güzellik olarak görüyor ve anne bundan hoşlanıyor, hoşuna gidiyor. Böylelikle çocuk bireyselleşemiyor. Aslında onlarca sorun çıkabilir, soruna endeksli yorumlarda bulunmak lazım. Çocuğun öz güvenine yatırım yapacak davranışlar geliştirmesi lazım anne babanın. Yaşına uygun sorumluluk vermesi lazım mesela işte bundan “sonra ekmeği sen alacaksın, kahvaltıyı sen hazırlayacaksın, bulaşıkları sen yıkayacaksın, pazar günleri temizliği beraber yapacağız, elektrik faturasını sen yatıracaksın ve yatırdığın faturaların takibini sen yapacaksın” diyerek yaşına uygun sorumluluklar verilmesi lazım. Bu sorumlulukları, çocuk severek yaptıkça sorun olarak görünen şeylerin minimize olduğunu aslında sorunlara ortak olup çözümle katkı sağladığını da dolaylı olarak başka konularda da görmeye başlarlar.    


Az önce “On yaşına kadar anne çocuğunu yanında yatırıyor” dediniz. Bu herhalde Türkiye'de çok büyük bir problem değil mi?

Bunun altında başka nedenler de var bir tanesi çocuk yatınca eşiyle birlikte yatamıyor. Eşiyle birlikte yatmamanın kazanımlarını dolaylı olarak  kazanıyor. İkincisi, çocuğun bundan hoşlanmasına karşılık, ebeveyn de bundan hoşlanıyor. “çocuğum istiyor ben ne yapabilirim ki” diyor. Hâlbuki buna alıştırdığının farkında değil. Üçüncüsü de bireyselleşebilmek, bireysel hareket edebilmeyle alakalı. Mesela çocuk en çok şöyle direniyor “korkuyorum” diyor. O zaman ebeveyn  tamam ben gelip yanında yatayım moduna giriyor. Talep edilen şeyin altında aslında yine o öz güven eksikliğinin oluştuğunu gözlemliyoruz. Çocuk altı yaşına gelmiş hala ayakkabılarını bağlıyorsanız iyi bir şey yapmıyorsunuz. Bir yere gönderecekseniz “Ben de seninle geleyim, adresi bulamazsın” başlarda iyi bir şeymiş gibi görünüyor ama Avrupa kültüründe bu yok. Akıl baliğ olduğunda yani hukuksal anlamda imza yetkisi başladığında, sorumlu olduğu, on sekiz yaşına geldiğinde çocukla ebeveyn arasındaki ilişkinin kalitesi ya da olumlu ilişkinin niteliğine göre değişir.  Ebeveyn şunu söylemeli “sen bu odada  burada bizimle kalmaya devam edeceksen bu bizi mutlu eder ama kiraya ortak olacaksın. Bir oda için işte şu kadar üç yüz euro ödeyeceksin.”

Ebeveyn bunu talep edebiliyor.  Bu da aslında sorumluluk anlayışından ötürü. Çocuk gidiyor part time fast foodlarda çalışıp o parayı kazanabiliyor. Ebeveyn bunu destekliyor. Biz de ise çocuğun çalışmasını “ya buna ihtiyacımız mı var? Ayıp olur, haksızlık olur, çocuk ders çalışsın”diye nitelendiriyor. Halbuki kendini geliştirmesi için o çalışmaya ihtiyacı var. 


Biraz da Adana’da ki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz? Seyhan NLP ile çalışmalar yapıyorsunuz. Çalışmalarınız ne üzerine oluyor?


Eğitim organizasyonlarında Seyhan NLP Adana’daki çözüm ortağım. Burada vermiş olduğum eğitim organizasyonlarını yapıyor. Adana için anlaşmam hipnoz üzerineydi, hipnoz eğitimlerini veriyordum. Bunun formatörlüğünü ya da bu alanda hizmet üreten uzmanların kendini geliştirmesine yönelik eğitimler veriyordum. Şimdilik bu eğitimlerin standartları açısından vermeme kararı aldım çünkü üç yıl önce tamamlayıcı tıp çerçevesinde sağlık bakanlığı belli yönetmelikler getirdi eğitim alacak kişilerin hekim olması gibi. Benim öğrencilerimin bir kısmı hekim değildi. Bu nedenle eğitim vermeme kararı aldım. Onun yerine kişinin kendini geliştirmesine katkı sağlayacak kısa süreli, bunlar bir günlük, dört saatlik eğitimler oluyor. Alanda çok geniş. Kişisel gelişim eğitimleri tanımlayabiliriz.

Sağlık bakanlığının, sadece hekimlere eğitim verilmesi konusundaki kararını doğru buluyor musunuz?


Sağlık bakanlığı, sağlık gözüyle bakıyor. Sağlık gözüyle baktığı için, sağlık alanında hipnozu tekelleştirmiş durumda. Halbuki hipnoz dil eğitimi, eğitim, öğrenme, motivasyon, spor alanında, çocuk gelişimi, beceri geliştirmede de kullanılabilir. Alan bu kadar genişken şimdi bu kullanılacak alanlarda hizmet veren hipnoz bilgisine sahip hekimler çalışmalı mantığını doğru bulmuyorum. Ancak tıbbı anlamdaki müdahaleleri içeren konularda bir hekim in hipnozdan yararlanmasını doğru buluyorum. Olay tabi böyle değerlendirilmiyor. Hipnoz eğitimi almış bir hekim, temsilen psikiyatrinin konusuna giren dört yüz konuda hizmet verebilir hale gelebiliyor ki bu sefer psikiyatrist, “ne yapıyorsun sen” diyor “ben hipnoz yapıyorum” diyor ama alanına giriyor. Böyle garip sonuçları çıkabilir. Hipnoz eğitimini almış biri, tıp hekimi ve ya spor koçluğu yapabilir mi yapabilir ama spor koçluğu ile hekimin hiç alakası yok. Bu çerçevede hipnozun sağlık alanında tekelleşmesini ben doğru bulmuyorum. Onun belki hipnoterapi ifadesiyle sağlık alanında kullanılmasının sınırlandırılmasını hekimler için Hipnozun ise daha genel anlamda kişinin bilinçaltıyla çalışılması, motivasyonun arttırılması, öz güveni geliştirmesi gibi daha geniş alanlardaki uzmanlık alanlarıyla tanıştırılmasını doğru buluyorum.

Okuyucularımız size nasıl ulaşabilirler? Son olarak vermek istediğiniz bir mesajınız var mı ?

Seyircilerimiz en kolay google yoluyla ulaşabilirler. Adil Maviş yazdıklarında sağ tarafta iletişim bilgilerim çıkar.

Ankara-İstanbul-Antalya-Adana’ da belli zaman dilimlerinde hizmet veriyorum. İletişim kurduklarında ihtiyaçları çerçevesinde memnuniyetle katkılarımı sağlarım.


Anne babalarımıza bir mesajınız var mı?

Bu kadar geniş bir alanda, belki farklı biraz daha spesifikleştirilmiş bir konuyla birlikte tekrar görüşebiliriz. Ve çocukların eğitimi hakkında bir şey daha söylemek istiyorum. Herkesin kendine has bir görüşü  var. Bu konuyla ilgili çok değerli kitaplar var okursunuz.  Yüz tane kitap okudunuz bu size daha iyi bir ebeveyn yapmaz. Bir çocuğun gelişiminde o çocuğun ihtiyaçlarına uygun gelişimini sürdürebilmesi için nasıl bir derece ebeveyn olmanız gerektiğini çocuğunuzun size öğretmesine izin vermeniz lazım. Başka bir ifadeyle, ona öğretmekten ziyade ondan öğrenmeye açık olduğunuzda iletişim kaliteniz artar, iletişim kalitesinin artması zaten ilişkinizi ya da ona vermek istediğiniz şeyi daha kolay aktarmanızı sağlar. Bu iletişim kalitesini arttırmadan çocuğun ders çalışmalı, onu yapmalı, bunu yapmalı, başarmalı cinsinden şeyler uzmanlarla çözülecek şeyler değil. Önce ilişkinizin kalitesini arttırmanız lazım diyorum. Bana bir vesileyle çocuğun herhangi bir sorunuyla gelen ve yaşı da 16-17’den küçük olanlarda anne baba ile birlikte çalışmayı tercih ediyorum. Aksi takdirde amacına ulaşmıyor. Bir ayağı anne babaysa sadece çocuklara yönelik çalışma değil, ebeveynlerle de çalışmamız gerekiyor.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER