Doç. Dr. Aslı Bugay Sökmez: Göz yuman herkes suçludur!

Doç. Dr. Aslı Bugay Sökmez: Göz yuman herkes suçludur!

ODTÜ Kuzey Kıbrıs PDR Bölüm Koordinatörü Doç. Dr. Aslı Bugay Sökmez, Gazette Gazetesi İmtiyaz Sahibi F. İnci Gül’ün Metro RTV’de sunduğu “Kuantum” programına konuk oldu. Mükemmeliyetçilik ve istismar konuları hakkında bilgi verdi. Mükemmeliyetçiliğin ruhsal çöküntüye neden olduğunu söyleyen Sökmez, “Mükemmeliyetçi anne-baba kavramı son zamanlarda çok popüler oldu. Mükemmeliyetçi anne-baba ile büyüyen çocuklar aileleriyle çok az iletişim kuruyorlar" diyerek bu şekilde büyüyen çocukların, ebevenleriyle olan ilişkisini zedelediğinin altını çizdi. İstismar konusunda da önemli açıklamalar yapan Sökmez, "İstismar başlı başına ağır bir vaka olup aile içindeki istismar daha ağır vakalara yol açıyor. Ve unutulmasın ki aile içinden ya da çevreden birinin bu olayı bildiği halde susması en az istismarda bulunan kişi kadar suçludur" diye konuştu.

Sizle daha önce yaptığımız programlardan, izleyicimiz artık sizi tanıyor, ancak kısaca kendinizden bahseder misiniz? Aslı Bugay Sökmez kimdir?
ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Psikolojik Danışmanlık Bölüm Koordinatörüyüm. Çalışmalarımı özellikle "affetme, ruminasyon, eşli ruminasyon, aile iklimi" konuları üzerine yapıyorum. 
Programımıza, mükemmeliyetçiliğin tarifi ile başlayalım isterseniz. Mükemmeliyetçilik nedir? Mükemmeliyetçilik tıbbi bir rahatsızlık mıdır hocam?
Mükemmeliyetçilik düzeyi çok yüksek olan kişiler, başkalarına rahatsız vermekten çok kendi kriterleri ve performansıyla alakalıdır. Bu bir yandan da öz mükemmeliyetçiliktir aslında bu. Yani bir insan bir işe kalkışıyorsa yaptığı işin 10 puan üzerinden 10 puanla olmasını ister. Ve o kişi, çevreden gelen tepkileri de göz önünde bulundurur. Yaptığı işin çevresi tarafından da beğenilmesini ister ya da yaptığı işi eğer tam yapamadıysa bunu kendine yakıştırmaz. Bu çevresel faktör kesinlikle başkasını rahatsız ettiği için değil, bu durum tamamen eleştirilmekten korktuğu için ve kendine yakıştırmadığından dolayı ortaya çıkar. Bu tarz insanlar kusursuz olmak ve çevrede de öyle görünmek isterler. Olumlu yönleri de var bu durumun. Mesela bir organizasyonu bütün titizliğiyle yapanlar var bu tip insanlara daha çok güveniyoruz. Mükemmeliyetçilik, özellikle akademik hayatta olumlu sonuçlar doğursa da bu dozun aşılması neticesinde karşılıklı ilişkilere zarar vermektedir. 
Mükemmeliyetçiler hedeflerine ulaşabilmek için gösterdikleri çabadan zevk mi alıyorlar?
Genelde acı duyuyorlar diyebilirim. Stres ve fizyolojik gerginlik duyuyorlar. Bir işten yüzde yüz başarı ile çıkmak istiyorlar ama bu hiçbir zaman mümkün olmuyor. Bu sebeple 'yeteri kadar' kavramı çok güzel bir kavramdır. Bu kavram, en iyisini bir altını hedefliyor gibi düşünülüyor ama öyle değil. Kusurlarımız bizleri farklı kılar esasen. O yüzden mükemmeli aramak yerine, yeterince iyi olmak hayatımızın keyif alma noktasına dokunur. 
Mükemmeliyetçilik, en iyiyi yapma çabası olduğuna göre, başarısız olanlar ruhsal çöküntü yaşıyorlar mıdır?
Elbetteki yaşıyorlardır. Çünkü bizler kıyaslama üzerinden öğreniyoruz her şeyi. Bunun en basit örneği, daha çocuğumuz ilkokulda iken komşunun çocuğuyla kıyaslamaya başlarız. Bu nedenle bir çocuk sınıftaki biriyle kendini kıyaslamaya başlayınca kendini maalesef 'yetersiz' olarak nitelendiriyor. Bu çocukları güçlendirmek gerekiyor. Herkesin yapabileceği bir potansiyeli, bir sınırı vardır. Yapamadıklarımıza bir yetersizlik gözüyle değil de bir sınırlılık gözüyle baktığımızda bu alan güçlenebilecek bir alana dönüşür. Ama eğer bir insan yetersiz hissediyorsa bunu güçlendirmek çok zor. Çünkü 'yetersizim' dediğimizde bir güç kaybı yaşarız. 'Yeterliyim' dediğimizde ise beden imajımız bile değişir. Ve mükemmeliyetçilik duygusunun içerisine baktığımızda yetersizim inancı da çok yüksektir. Yetersizim inancı bizi başarıya kamçılarken çok aşırı kamçılaması da bizim ruhumuzu yaralar. Yani kendimizi değersiz hissetmeye başlarız. 
Peki, bu kavramı anne-babalar üzerinde değerlendirirsek neler söylersiniz?
Mükemmeliyetçi anne-baba kavramı son zamanlarda çok popüler oldu. Böyle bir ailenin yapısına baktığımızda, genelde çok sınırlı ve gergin bir iletişim olduğunu görmekteyiz. Yani çok az konuluyor. Çünkü ne kadar çok konuşursak hata oranımızı o kadar artar. Yakın ilişkilerin zorluğu burada başlar zaten. Her gün gördüğümüz insanlarla mükemmel olamayız. O yüzden de mükemmeliyetçi anne-baba ile büyüyen çocuklar aileleriyle çok az iletişim kuruyorlar. Böyle anne-babalar kendilerinde olan yeteneklerin, başarılarının aynısını çocuklarında da görmek istiyorlar. Ve bu durum sonucunda çocukların, ebevenleriyle olan ilişkisi zedeleniyor. 
Bu tatminlerine ulaşabilmek için pratikte ne yapıyor anne-babalar?
Anne-babalar çocukalarına kusursuz bir proje olarak bakıyorlar. Şimdiki zamandan bahsedersek eğer çocuklar, biz yetişkin olan bireylerden daha yoğunlar. Okul, kurs, dershane derken günleri böyle bitiriyorlar. Bu alanlarda kıyaslama, bir rakabet olduğu gibi oynadıkları oyunlarda da bir kıyaslama söz konusu. Bir çocuğun oyun oynarken keyif alması ön planda olması gerekirken, 'en iyi benim çocuğum oynar' düşüncesi çok yanlıştır. Çocukların kendi başına oyun kurmasına, hayal kurmasına ve keyif almasına izin vermemiz gerekiyor.
Anne-babanın bu hastalık derecesindeki tutumu çocuklarına zarar vermiyor mu?
Bir çocuk eğer çok mükemmeliyetçi anne- baba ile büyüyorsa genelde duygularını bastırmayı öğreniyor. Çünkü üzülmesi, kırılması, hayal kırıklığına uğraması, öfkelenmesi çok ağır eleştirildiği için ve bu tarz anne-babalar da duygularını çok az gösterdiği için bir çocuk başarısızlığını ya da olumsuz sonuçlar elde ettiği diğer durumları ailesi ile nasıl paylaşır bilemiyor. Duygularını bastırma çocukların ilk önemli göstergeleri oluyor. Başka bir açıdan baktığımızda ise aileler çocuklarına koşullu sevgi gösteriyorlar. Yani performans karşılı sevgi gösteriyorlar. Çocukların ilk kabul görmesi gerektiği yer anne ve babasının yanıdır. Bu yüzden aile içi bağlanma çok önemli. Çocuklara konfor sağlayan aileler ileride çocuklarını kendi başına bir şeyler yapmasını bekliyor ve yapamayınca da aileler hayal kırıklığına uğruyorlar. Bu nedenle güvenli bağlanma, güvenli aile ortamı bu yüzden çocukları ruh sağlığından yaşam boyu başarısına kadar belirleyici ve önemli bir faktördür.
Mükemmeliyetçi anne-babaların çocukları, eğitim süresince daha fazla mı başarı gösteriyor yoksa tam tersi mi oluyor?
Eğer bir çocuğun eğitimle ilgili bir 'hazır olma' durumu varsa ailenin de bu yüksek beklentisi tabii onu kamçılıyor ve iyi olmak için de ilerletiyor. Ama bazen bu yüksek beklenti sürdürülebilir olmuyor. Aile bireyi çocuğunu yarışa çok hızlı başlattığı zaman yani kendisi, kendini hazır hissettiği zaman yarışa başlattığında o hız çocuklarını erken yoruyor. Ya da yaşam boyu bir sürdürülebilirliği olmayabiliyor. Mükemmeliyetçilik iş hayatında bir avantaj sağlar lakin kişiye olan zararları düşünüldüğünde ve bunun seviyesi düşünüldüğünde sınırlar zorlanıyorsa bu durum kişide fizyolojik gerginliğe sebep olacaktır. 
Peki, bu durum çocukta aşırı strese neden olmuyor mu? Özgüvenini yitirmiyor mu çocuk? Beyninin çalışmasını engellemiyor mu?
Duygular bulaşıcıdır. Eğer bir anne-baba stresli ve gerginse çocuklar da aynı reaksiyonu gösterecektir. Örneğin sınav stresi dediğimiz şey ya akademik anlamda zayıf olan çocuklarda görünüyor ya da gerçekten yeterli olan ama yeterince mükemmel olmayan çocuklarda görünüyor. Ama mükemmel diye bir şey bulmak mümkün değildir. Hayat sadece performans üzerinden baktığımızda mutluluğu çok erteliyoruz. Yaptıklarımız için değil de var olduğumuz için değerli olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor. Çocuklarımız da bunu hatırlatmamız lazım diye düşünüyorum. İşte o zaman çocuklarımızın mutlu olduğunu ve bununla ilinitili olarak başarılı olduğunu göreceğiz. Söz konusu sadece akademik başarı değil, hayat başarılarında da bahsediyorum çünkü hayat başarıları her zaman akademik başarı ile doğru oarantıda gitmiyor. 
Mükemmeliyetçi anne-babalara ne öğütler verirsiniz Sayın Bugay?
İlk önce mükemmeliyetçi olduklarını fark etmelerini istiyorum. 'Nasıl başarılı olmazsın aklım almıyor' tarzında cümleler kuran aileler varsa bilsinler ki bunlar mükemmeliyetçi ailelerdir. Öncelikle buna dikkat etsinler. Bir şeyi fark edince daha çok çözüm odaklı olunuyor. İkincisi ise mükemmeliyetçi olma için nelerden vazgeçiyorlar bunu da düşünsünler. Bir şey mükemmel olacaksa birilerini üzüyorlarsa, bütün günlerini kendilerine zehir ediyorlarsa muhtemelen sevdikleriyle geçirecekleri güzel zamanları ıskalıyorlardır. 'Asla başarılı olamayacksın' ve 'her zaman tembellik ediyorsun' gibi cümleler kurmamaya özen göstersinler. Çünkü kişiye başka seçenek bırakmamış oluyorsunuz. Ve az öncede söylediğim gibi çocuklara koşulsuz sevgi sunmak en önemlisi. 
Son günlerde tekrar artan çocuk istismarı konusunu da değinelim istiyorum.  İstismara uğrayan çocukların korunması için anne-babalar ne yapmalı? Bunun çocuğun büyüme dönemindeki eğitimi ile bir ilişkisi var mı?
İşin gerçeği bu istismar konusu hep vardı maalesef. Sadece şimdi daha konuşulur, daha görünür oldu. Bu durum sadece Türkiye'de yok. Bu durum tüm dünyada var. Burada aileleri bilinçlendirmek çok önemli ama ya aileler istismar yapıyorsa diye de düşünmek lazım. Cinsel eğitimlerin okullarda verilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Küçük yaşta 'bedenime dokunma' demeyi korkutmadan öğretmek gerekiyor. Çocuklarımızın güvenini sağlamak bu noktada çok önemli. Güvenini sağladığımız zaman çocuklarımızın gizli işler yapmasının da önüne geçeriz. En büyük sırrımız kadar psikolojik sorunlarımız vardır. Bu bir sır, bu bir oyun diye susturulan çocuklar var. Ama hayır bu bunun bir oyun olmadığını ve asla bir sır olmadığını öğretmek gerekiyor. Aile içinde sır olmamalı. Yaşam boyu hepimizin karşısına olumusuz deneyimler, kötü olaylar gelecektir. Bu istismar en ağırlarındandır. Ama bu olaydan sonra vereceiğimiz tepkilerimiz bu olayın ne kadar iz bırakacağını da şekillendiriyor. Her istismar başlı başına bir sarsıcı olay olduğu gibi tedavi sürecinde de tramvatik olayla karşılaşılabilir bunun için tedavi süreci de çok önemli ve çok dikkat edilmesi gereken bir süreçtir. 
Peki, aile içinden birinin istismarı söz konusu ise ne yapılmalı?
Bu en ağır durumlardan bir tanesi. Çünkü yakınımız dediğimiz kişilerin güven sarsması çok daha büyük travmatik olaya neden oluyor. Bir yabancının söz konusu olması da çok ağır ama aile içinden birinin olması daha ağırdır. Aile içinden birinin istismarda bulunmasının ağır olmasının bir diğer nedeni ise, süreklilik göstermesidir. Ve bu tür durumları saptamak çok zordur. Çünkü çocuğu bir korku sarar ve susmak zorunda kalır. Bunun yanı sıra psikolojik istismar da en az cinsel istismar kadar çocuğu tramvatize edebiliyor. Ve unutulmasın ki aile içinden ya da çevreden birinin bu olayı bildiği halde susması en az istismarda bulunan kişi kadar suçludur. Hiçbir şey yapılamıyorsa en yakın karokola gitmek gerekir. Bu suça ortak olmayın. 
Böylesi önemli bir konuda Devletimiz nasıl önlem alabilir hocam?
Caydırıcı cezalar çok önemli. Bir pedofili hastalığı olan biri için bu önemli olmayabilir. Ama geleneksel cinsiyet rolleri gereği, toplum içinde kendi varsayımlarıyla hissettiği cinsiyet üstünlüğü varsa bi kişide yani istismarı yapabileceğini düşünüyorsa bu insların aklı başındadır ve bu insanları ceza çok korkutur. Eskiden yaşanılan ve bize anlatılan hikâyelere yani dedelerimizin büyük yaşta ninelerimizin ise daha küçük yaşta evlendiği hikâyelere tersten bakmak gerikiyor. Daha 16 yaşında doğum yapan ninelerimizin hikâyelerine başka açıdan bakmak gerekiyor artık. Belki bu tersten bakış açısı toplumsal normlarımızı güçlendirecektir ve iyileştirecektir. 3 ay yatar çıkarım diye düşünenler çok fazla olup önemli olan bunun normalleştirilmesinin önüne geçmektir. İsitismara uğrayan kişilerin de ileride istismarcı olma olasılığı var ve bunun için istismara uğrayan kişilerle çalışmak gerekiyor. 
İstismarda bulunmaya potansiyel hastalara vermek istediğiniz tavsiyeler var mı?
Bunu tespit etmek çok zordur. Çünkü bu her zaman bir hastalık olmayabilir. Geleneksel cinsiyet rolleri istismarı meşrulaştırıyor. Bir örnek vermek istiyorum, sandalyeye oturttuğunuz bir kişinin ayakları yere değiyorsa o kişi evlenecek yaşa gelmiştir diye bir anlayış vardı. İşte bu zihniyetler istismarın önünü açıyor. 
Son olarak eklemek istedikleriniz neler?
Koşulsuz sevgiden yola çıkarak anne olmanın çocuk sahibi olmakla alakalı olmadığını düşünüyorum. Annelikte beklenen şey, toplumsal duyarlılık, koşulsuz sevgi, yanında olabilmek gibi şeylerdir. Ama bunun cinsiyetle de çocuk sahibi olmakla da alakası yok. Buradan herkese, koşulsuz sevmelerini öneriyorum. 



 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER