• USD 4.7908
  • GBP 6.2407
  • EUR 5.5680

Aşkın tanımını dizelere döken adam

Aşkın tanımını dizelere döken adam

GAZETTE - Şiirlerini yazarken ona ilham gelmiyor, o ilhama gidiyor. Kalabalıklar onun en büyük ilham kaynağı. Yaşadığı toprakları, coğrafyayı çok iyi biliyor. En önemlisi de insandan besleniyor. Sözün kısası Türkiye’de şiiri sevdiren adamdır Ahmet Selçuk İlkan. Kendisini uzun yıllardan beri takip ederim. Ne çizgisinde bir değişiklik oldu, ne tarzında, ne de adamlığında… Hatta zamanı durdurmuşçasına fiziken de hiç değişmedi. Memleketi Adana’ya sık sık gelen Ahmet Selçuk İlkan ile en son bir arkadaşının düğün töreninde karşılaştık. Kenara çekip birkaç soru yönelttim. Sohbetimiz sırasında sürekli araya hayranları girdi… Hiç kimseyi geri çevirmedi. Bir yandan bana cevap verdi, bir yandan da hayranları ile ilgilendi. Naif, saygılı, insanı gerçekten seven biri o…


Ahmet Selçuk İlkan deyince insanların aklına “Ayrılıkların Şairi” geliyor. Kendinizi de genellikle bu sıfatla tarif ediyorsunuz. Niçin?

Ben hayatın gerçeğinin dışında bir şeyler söylemiyorum. Hayat yaşanması gereken bir armağan ama nasıl yaşadığımız, ne yaşadığımız çoğu zaman belleklerimizden uçup gider. Ama şiirlerde, şarkılarda kalır. Benim de hayatta en çok ezbere bildiğim ve hayatın bana en çok öğrettiği ayrılıklar, yalnızlıklar oldu. Eğer bunları yazmasaydım kendimi inkâr ederdim. Toplumda yabancılaşmış insanların, kaybedenlerin, terk edilenlerin yasını tuttum. Teraziye koyduğum zaman hayatımda hüznün ve kederin daha ağır bastığını hissettim. Şairler yaşadıkları hayatın tanığı olmak zorundalar diye düşünüyorum. 30 yıl önce yazdığım bir şiirimin, şarkımın hala aynı tazelikte kalması, güneşin Doğu’dan doğduğunu bir kez daha söylercesine duyguların doğru haritasını çizdiğimin bir kanıtı gibi…

Size göre hayat sadece acılardan mı ibaret, mutluluklar yok mu?

Benimkiler acıları, kederi ve yası gösterirken hayatın aslında bunlara değmeyeceğini vurgulayan mısralardır. Hayatta yalnız bunları yaşayacaksınız değil tabii. Benim şiirlerim hayatta bunlar var ama bu kuyulara düşmeyin dercesine bir pusuladır. Adı insan olan ama insanlıktan yoksun olanlarında duygularına tercüman olup yazmaya çalıştım. Benim yazdıklarım sadece sevda, aşk şiirleri değildi. Çoğu zaman protest şiirler yazdım. Hatta umudu, inadına sevdayı aşılayan çok şiirim var.

Hayatınız da sizi çok etkileyen bir ayrılık yaşadınız mı?

Çok ayrılıklar yaşadım ama tabii ki bazen insanlar ayrılığı bir yastıkta iki yabancı olarak yaşar, bazen sırtından hançerlenmiş olarak, bazen de kaderin size çizdiği bir yolda yaşarsınız ki bunun bir tanesini ben annemle yaşadım. O beni çok acıtmıştır.

Annenizle yaşadığınız ayrılık nasıl oldu?

Biz, 9 kardeştik. Kimi evlenmişti kimi de yurt dışına gitmişti. Koskoca evdeki o yalnızlık içini acıttığı için annem benim gitmemi istemiyordu. Ve ben Adana’da üniversiteyi kazanmıştım. İstanbul’da da okuyabilirdim ama işte bir tutku, özlem, başta kavak yellerinin estiği günlerde “Almanya’ya gideceğim” diye tutturdum. Annemin beni yolcu ettiği günü hiç unutmam. Eniştem bizi garaja götürüyordu, oradan İstanbul’a gelip uçakla gidecektim. Annem beni kucaklayıp iki şey söyledi. Onu hiç unutmam. Annem son kez resim çektirmek istiyordu. “Anne boş ver daha sonra çok çektiririz” dedim. O ısrar etti. Ben çektirmedim. Ve beni yolcu ederken, boynuma sarılıp;  “Seni bir daha hiç göremeyeceğim, içimde öyle bir his var” dedi. Ben annelik duygusu diye çok ciddiye almamıştım. 19 yaşındaydım o zaman. Berlin’e gittim ve o zaman mektuplarla haberleşiyorduk. Annemden mektup bekledim, gelmedi. Ben gönderdim cevap da gelmedi. 40’ıncı günde bir telefon geldi ve ağabeyimin dükkânında telefonu kaldırınca babamın sesini duydum. Babam beni abım Süleyman zannetti.“Oğlum Süleyman sen misin?” dedi. Babamın sesini duyunca çok heyecanlandım. “Evet, baba benim söyle” dedim. Tatlı bir yalanla doya doya konuşmak istiyordum. “Oğlum sen en büyüklerisin metin ol. İbrahim’e de söyle ama sakın Ahmet Selçuk’a söyleme daha küçük. Biz dün akşam anneni kaybettik” dedi. Ve ben orada yıkılıp kalmıştım. Bu benim yaşadığım en acı ayrılıklardan biriydi. Artık benim halimi düşünün.

Bunun yanında başka acılarınız oldu mu?

25 yaşındaki kız kardeşimi kanserden kaybettim. Bu da bir ayrılıktı. Hayat gönülleri, yürekleri öyle arsız bırakıyor ki yaşadığınız her gün her saat bambaşka sayfalardır. Ve sonunda dünyada misafir olduğunuz bu süre içerisinde hayatın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu görüyorsunuz. Belki de şairliğim, yazarlığım, hayata tarihe not düşme sevdam hep bundan kaynaklanıyor. Bu sadece sevdiklerimle ilgili değil. Bazen kahvede oturup kalabalıklara bakarım. “Bu insanlar neden çatık kaşlı? Neden selam vermekten yoksun?” diye düşündüğümde kahroluyorum. Çünkü yaşadığımız anların değerini bilemiyoruz. Mümkün olsaydı 24 saat bunları yazmak isterdim. Çünkü harcamadığınız para, kullanmadığınız ev, dokunmadığınız sevgili, dost sizin değildir. Ama bir dosta dokunmak sadece onun eline yüzüne temas etmekle olmaz. Bazen sımsıcak bir merhaba, bazen bir telefon, beklenmedik bir anda onun kapısını çalmanız bile insanı mutlu eder. Biz insan ilişkilerinde mutsuz etme sanatını çok iyi biliyoruz.

Üç ayrılıktan bahsettiniz. Biri, bir yastıkta iki yabancı olmaktı. Siz yaşadınız mı?

Tabii ki yaşadım. Hayat size her penceren bir göz kırpıyor. Bazen gülümsetiyor, bazen de olmadık anda çıldırtıyor. Zoraki nikâhlarla, zoraki beraberliklerle, iş ortaklığı gibi sürüp giden evliklerde yaşanıyor bu yabancılık. Biraz kaçamak cevaplar gibi geliyor olabilir. Aziz Nesin; “Dünyanın en kahraman insanları şairlerdir” demiş. Birçok insana özel hayatıyla ilgili sorular sorduğunuz zaman mutlaka bir limana sığınıp kaçamak cevap verir. Oysa şairlerin cevap vermesine bile gerek yok. Bizim de şiirlerimize baktığınız zaman kiminle, ne zaman, nasıl, nerede ayrıldığımızı söylediğimizi görürsünüz. Dolayısıyla şairler istese de kaçamak cevap veremez. O an kaçsa bile mısraları ele verir.

Çocuklarınız da şiir yazıyor mu?

Çocuklarım sanatseverdir. Onları sanatsever, insan sever olarak yetiştirmeye çalıştım. Şiir okuyorlar, yazıyorlar. Hatta kitaplarımı önce onlar eleştirirler. Mutlu bir yuvanın temel kaynaklarından biri de paylaşabilmektir. Sadece harcamalarla iletişim kurulmamalı. Hayat ve sanatla ilgili paylaşım olmalıdır. Ben o sohbetlere bayılırım.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER