Bir Taşla İki Kuş... - ADEM AKOL

9 Ekim 2019 Çarşamba 09:32

Gün gelip çatmıştır... Türkiye artık kangrenleşmiş iki büyük yaradan kurtulmalıdır... Kırk yıldır bizi içten kemiren, sağlıklı büyümemizi engelleyen, PKK denilen illet; ve kıt kanaat doyurabildiğimiz çocuklarımızın rızkını, 8 yıldır paylaştığımız misafirlerden arınmanın tam zamanıdır...

Lanet terör örgütlerinden çok çekti ülkemiz... Çok canlar yandı... Henüz dünyasına doyamadan körpecik çok bedenler yok oldu... Çok analar ağladı... Kızlarımız dul, evlatlarımız yetim kaldı...

Basit bir azınlığın dışında, gün yüzü göremedi insanımız... Ölüm korkusuyla yattı, ‘bugün karnımı nasıl doyuracağım’ endişesi ile kalktı... Aç yattı, aç kalktı...

Ülkesine olan güveni, toprağına olan saygısı, vatanına olan bağlılığı; ümit duygularını biledi... Yarınların bugünden daha güzel olacağını ümit etti hep...

Atalarının kanla suladığı bu topraklar, kendine ihanet edemezdi... Evladını, kardeşini, eşini, babasını feda ettiği bu ülke, muhakkak bir gün düze çıkmayı başaracak; kendine sahip çıkacaktı...

Türk insanı; baş tacı ettiği kutsal kitabında buyurulan “ancak sabredenlere, mükafatları hesapsız ödenecektir” sözü ile kendini yetiştirmiştir çünkü... Türk insanı; hoşgörü ve barışın sembolü büyük düşünürü Mevlana’nın “sabret ki her şey hissettiğin gibi olsun, sabret ki her şey gönlünce olsun” sözüne hep itibar etmiştir çünkü...

İşte o büyük sabrın meyvesini toplama zamanı, mükafatını alma zamanı gelmiştir... İşte o büyük sabrın gönülden arzu ettiklerini hayata geçirecek fırsat, kapının eşiğinde beklemektedir...

Tanrı misafiridir... Savaş mağdurudur... Gidecek yerleri yok... Soframızdaki bir dilim ekmeği onlarla paylaşır, misafir ederiz bir süre...

Bir kişi, iki kişi, bilemedin üç kişi misafir... Peki 20 kişi olunca n’oluyor..? Misafirlik bir gün, iki gün bilemedin üç gün... Peki 20 gün olunca n’oluyor..?

Tam 4 milyon kişi, tam 8 yıl; misafir olabilir mi..? Üstelik içlerinde it var, kopuk vayniar... Hırlı var, hırsız var... Üstelik içlerinde sırf asker olmamak için kaçanlar var...

Bizim ülkemize böyle bir saldırı olsa, biz Suriye’ye kaçar mıydık..? Yahut da Irak’a, yahut Yunanistan’a, Bulgaristan’a... Kapıdan içeriye sokarlar mıydı bizi..?

Kaçmazdık... Olduğumuz yerde kalır, vatanımızı savunurduk... Yahut da emperyal güçlerin ‘Arap Baharı’ aldatmacasına kanıp, kardeşlerimizin kanını dökmek yerine, ülkemizi daha müreffeh kılabilmek için demokratik yöntemlerle mücadele ederdik...

Gün gelip çatmıştır... Türkiye, kangrenleşmiş iki büyük yaraya neşter vurmanın arifesindedir... Kim ne derse desin; Amerika da, Rusya da bunu kabullenmiştir... Kim ne derse desin; Amerika da, Rusya da Türkiyenin kararlılığı karşısında bunu kabullenmek zorunda kalmıştır...

Aradan 8 yıl geçmiş olmasına rağmen; dereden çok sular akmış olmasına rağmen; hala çözümün adresinin Şam olduğunu iddia edenlere aldırış bile etmeden, Fırat’ın doğusu için hazırlanan plan için start verilmelidir...

Vücudun tümünü kurtarabilmek için kangrenleşmiş iki yaranın neştersiz iyileşme ihtimali artık kalmamıştır...

Özellikle Türkiye’nin Güney-Doğusu’nu tehdit eden 500 kilometrelik sınır şeridini, 30 kilometre derinliğinde temizleyip; misafirlerimizin artık kendi kendilerini, kendi topraklarında ağırlayabilecekleri imkanları yaratmak gerekmektedir...

Türk askerinin kontrolü altına girecek olan 30 kilometre genişliğindeki bu şerit, 8 yıl boyunca ağırladığımız kadirşinas Suriyeli misafirlerimizin de desteği ile, PKK ve Suriye’deki uzantılarının aşamayacağı bir ‘hat’ haline gelebilecektir...

Gün bu gündür... Türkiye belki de ilk kez ‘bir taşla iki kuş’ vurabilecek bir imkan elde etmiştir.

 

Günün Sözü

Hazır olana kadar bekleyelim” dersek, hayatımızın sonuna kadar bekleriz...

ABD’li yazar Lemony Snicket’in bu sözü bize; herhangi birşey yapmak için tüm şartların yüzde yüz oluşmasını beklemek, boş yere zaman kaybetmek olduğunu anlatmaktadır.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI