Çin Mucizesinin Altındaki Sır... - ADEM AKOL

19 Kasım 2019 Salı 09:54

1 Ekim 1949’da Mao Zedong’un Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan etmesinin ardından geçen 29 yılda, toplam olarak sadece 200 bin Çinli yurt dışı seyahati yapar... Ülkesi için kapalı bir ekonomi sistemi uygun görmüştü çünkü Mao... Mao’nun öldüğü 1976’dan 2 yıl sonra, Çin’in yönetimini devralan Ding Şiaoping, başa geçer geçmez Çin’i dünyaya açar... Bu tarihten sonra Çinliler süratle dünyayı keşfetmeye koyulurlar... Sadece geçtiğimiz yıl, yurt dışı seyahati yapan 150 milyon Çinli kayıtlara geçer...

Cumhuriyet’in ilan edilmesinin ardından geçen 29 yılda, dünyayı sadece 200 bin Çinli görebilmişken; 1 yıl gibi kısa bir dönemde nüfusunun yüzde 11’ine tekabül eden150 milyon kişi, bütün ülkeleri didik didik ediyor...

150 milyon Çinli, sadece tatil amacıyla seyahat etmiyor, dünyanın her tarafına... Çin toprakları dışında yaşayan 6 milyar insan; ne yer, ne içer, ne giyer, ne takar, nelerden hoşlanır..? Kısaca; en fazla ne tüketir..?

Bunları teker teker kayıt altına alır dünyanın her noktasına dağılan 150 milyon Çinli... Yöresel halkın alışkanlıklarını da not eder, kültür yapılarını da...

Ülkelerine döndükten sonra bu bilgiler ışığinda, al benili ve fonksiyonel; tüketimi teşvik edici milyonlarca çeşit ürün imal edip, insanın hayal bile edemeyeceği ucuz fiyatlarla tüm dünyaya pazarlarlar...

Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1978 yılında, dünya ekonomisindeki payı sadece yüzde 1.8 iken; bu rakam, geçtiğimiz yıl yüzde 19’a yükselir... Dünya ekonomisinin neredeyse 5’te 1’i... Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD ile arasındaki farkı hızla kapatıyor... Günümüzde 3.2 trilyon dolarla dünyanın en büyük döviz rezervini elinde bulunduruyor...

Katı bir nüfus planlaması içerisinde olmalarına rağmen, bugün 1.4 milyarı aşan Çinli; planlı ve verimli çalışarak getiriyor ülkelerini bu günkü duruma...

Türkiye topraklarında doğar Dicle ve Fırat nehirleri... Dicle, doğrudan Irak topraklarına girer; Fırat ise Suriye’ye de hayat verdikten sonra geçer Irak’a ve Basra’nın kuzey-doğusunda birleşerek tek bir nehir halinde körfeze boşalırlar...

Irak’ın 2 can damarıdır Dicle ve Fırat... Tarihteki en eski medeniyetleri beslemiş Mezopotamya ovasını sularlar... Bu iki nehir, Irakın Başkenti Bağdat’ın biraz kuzey-doğusunda birbirlerine çok yaklaşırlar...

1979 ile 2003 yılları arasında, 24 yıl boyunca Irak’ı yöneten Saddam Hüseyin’in yaptırdığı büyük projelerden birisi, bu alanda yer alır... Saddam, Dicle ile Fırat’taki su hacmini dengeleyebilmek için; Dicle ve Fırat’ın birbirlerine çok yaklaştığı bu noktada, iki nehri birleştirecek yüksek kapasiteli bir kanal inşa ettirir... Irak’ın 3. Nehri olarak isimlendirilir bu kanal...

1980’li yılların sonlarında bu kanal üzerinde, Bağdat’ı kuzeye bağlayan 13 köprü inşa edilir... Bu köprülerin 12 tanesinin yapımını, biri İstanbul’dan diğeri ise Adana’dan iki şirketin oluşturduğu bir konsorsiyum üstlenir... Ben, bu 12 köprünün inşası için; Proje Müdürü olarak atanırım konsorsiyum tarafından...

Ekibi oluşturup hızla işe başladıktan sonra, planlı ve özverili bir çalışma ile; rekor sayılacak kısa bir sürede işi tamamlayıp köprüleri hizmete açıyoruz...

İşin en yoğun olduğu bir gün, bir telefon gelir şantiyeye; yabancı birisi benle konuşmak ister... Karşı tarafta, yarım yamalak İngilizcesi ile Çinli olduğu anlaşılan bir ses... 13. Köprünün ihalesini kendi firmalarının kazandığını söyler... Bu vesile ile beni ve şantiyemi ziyaret etmek için izin talebinde bulunur... “Yarın gelebilirsiniz” diye yanıtlıyorum karşı tarafı...

Ertesi gün, şantiyeye yabancı bir minibüs girer... Araçtan patır patır ellerinde fotoğraf makineleri ile 15 Çinli iner... Patronları yanıma gelip kendini tanıtır... 13. köprünün inşaatı için firmaları tarafından görevlendirilmiş Proje Müdürü...

Hoş beş ettikten sonra, onları köprülerden birinin inşaat mahalline götürüyorum... Proje Müdürleri, beni daha bilimsel soru yağmuruna tutarken geriye kalan 14 kişi de köprünün farklı noktalarına dağılırlar... Her biri farklı yerlerde, köprünün farklı imalatlarını yapmaya çalışan ekibimden bilgiler alarak her detayı fotoğraflarlar...

Çok garipsiyorum bu durumu... Anlam veremiyorum... Ben ve yanımdaki birkaç mühendisle, 12 tane köprü yapabiliyorken; bu insanlar niye tek bir köprü için, 15 mühendis görevlendirmişlerdi..?

Yıllar sonra çözebiliyorum ancak bu işin sırrını... Bunlar, dünyanın her köşesini karışlayan 150 milyon Çinli’den sadece 15 tanesi imiş meğer...

Adamların amacı; sadece 1 köprü yapmak değilmiş ki... O köprü yapılırken kullanılan her türlü malzeme ve araç gereçmiş birincil ilgi odakları...

Hepsini teker teker inceleyip görüntü almaları ondanmış meğer... Ülkelerine döndükten sonra bu bilgileri değerlendirip, belki de kopya ederek ve üzerine de kendilerinden birşeyler katarak; daha kullanışlısını, daha albenilisini ve daha ucuzunu üretip tüm dünyaya satmakmış meğer, esas amaçları...

İşte Çin mucizesinin altındaki sır bu...

Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, hangi mağazaya girerseniz girin; almak istediğiniz ürünlerin çoğu, muhakkak Çin malıdır...

Şimdi kalkıp da önümüzdeki dönemde, dünyanın en gelişmiş ekonomisine sahip ülkenin; Çin olmayacağını söylemeyin bana...

Keşke biz de birazcık onlardan ilham alabilsek...

Günün Sözü

Dünya vazgeçenleri değil, azmedenleri hatırlar...

Hayret etme, gayret et.

Hz. Mevlana

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI