KKTC, Narenciye ve Cypfruvex - ADEM AKOL

8 Kasım 2019 Cuma 00:15

KKTC denince ilk akla gelen ‘narenciye’ idi bir zamanlar... Adana ‘beyaz altın’ dönemini yaşarken, Kuzey Kıbrıs da ‘sarı altın’ dönemini yaşıyordu... Özellikle 74 sonrası Güzelyurt’ta Rumlar’dan kalan binlerce dönüm narenciye bahçesi büyük kazanç getirdi Kıbrıs Türklerine...

Kalitelidir Kıbrıs narenciyesi... Portakalı, greyfrutu, limonu, mandalinası... Kıbrıstan getirilip yetiştirilen ve ismi ‘Kıbrıs Mandalinası’ olarak bilinen güzel kokulu bir narenciye türü de var Adana’da...

1974 Mutlu Barış Harekatı sonrası, Yunanlılar ve Kıbrıs Rumları; Kıbrısın Türk tarafından Avrupa’ya narenciye ihracatını engellemek için Avrupa Birliği’ne (AB) girişimde bulunurlar... 1976 yılında alınan bir kararla naranciye ihracatı için Kıbrıs Rum Sağlık Bakanlığı’nın vereceği sağlık kontrol belgesi şartı getirilir...

Kıbrıslı Türkler’in ve Türkiye’nin itirazları sonucu karar yürürlüğe girmese de, Kuzey Kıbrıs narenciye ihracatında oldukça zor bir dönem geçirir... 1990’larda tüm dünyada çeşitli büyük işletmeleri ele geçiren, Kıbrıslı iş adamı Asil Nadir yönetimindeki Polly Peck şirketi bir can simidi olur KKTC narenciyesine... En verimli dönem yaşanır...

1994 yılında iki büyük darbe alır Kıbrıs narenciyesi... İngiltere ve Kıbrıs Rumları’nın hazırladığı tezgah sonucunda; Asil Nadir’e dava açılır, Polly Peck çökertilir... Avrupa Adalet Divanı da; 1976 yılında alınmış olan kararın uygulanması yönünde karar çıkartır... 1994 sonrasında KKTC, sadece Türkiye kanalı ile ihracat yapabilir duruma getirilir...

Aslında bu, Kıbrıs narenciyesinin yediği tokatların sadece 2 tanesi idi...

3. büyük tokat doğadan gelmişti narenciye üretimine... Arka arkaya yaşanan kuraklık, Güzelyurt bölgesindeki kuyulardan temin edilen suyun seviyesinin düşmesine; dolayısı ile deniz suyunun karışarak, kuyuların tuzlanmasına neden olur...

Tuzlu ve yetersiz su miktarı, bahçelere büyük zarar verir... Ürün kalitesi ve rekoltesi gittikçe düşer... 1994 sonrası sadece Türkiye üzerinden satılmaya çalışılan narenciye, üreticisini tatmin etmemeye başlar... Meyveler toplanamaz olur, ağaçta kalır... Ağaçlar kurumaya terk edilir...

1974 Mutlu Barış Harekatı’nın hemen sonrasında, Kuzey Kıbrıs’taki narenciyeyi paketleyip pazarlamak üzere; ‘Kıbrıs Meyve ve Sebze İşletmecilik Ltd.’ Kısa adıyla Cypfruvex kurulur... Bir ‘Kamu İktisadi Teşebbüsü, (KİT)’ olarak çalışmaya başlar Cypfruvex... Kıbrıs Türkleri’ne en büyük ekonomik katkıyı sağlayan kuruluşlar arasında yerini alır...

Sonraki yıllarda, iş başına gelmiş hükümetlerin çiftliği olarak kullanılır... Kadrolar şişirilir, yolsuzluk had safhaya ulaşır... Ne kendine ne de üreticiye hiçbir faydası olmayan bir şirket durumuna sokulur...

Bu günlerde narenciye üreticisini ve Cypfruvex’i kurtaracak iki büyük gelişme yaşanıyor Kıbrıs’ta... Birinci gelişme; birkaç yıl önce 2 milyar TL harcanarak Anamur-KKTC arasına döşenen borularla önümüzdeki 50 yılın su ihtiyacını karşılaycak olan ‘Kıbrıs’a Su Nakil Projesi’ hayata geçirilir...

Diğer gelişme ise; daha önce genel müdürlük yapmış olan Cemal Redif yeniden Cypfruvex genel müdürlüğüne atanır...

Cypruvex Genel Müdürü Cemal Redif’in, gazetemizin bu günkü nüshasında da yayınlanmış olan; oldukça çarpıcı ve ümit vaad eden görüşleri var... “Bizim varlığımızın temel amacı sadece narenciye değildir. Bizim temel amacımız Güzelyurt’ta suyun kalitesinin düşmesi, suyun azalması ve pazardaki rekabetin artmasıyla gerçekleşen yok oluşu tersine çevirip bölgemize gelecek olan suyla birlikte yeni plantasyonlara yönelerek, bahçelerini terk eden üreticilerimizi yeniden üretime kazandırmaktır” diyor Cemal Redif...

Kuzey Kıbrıs’ı ziyaret eden yılda 1 buçuk milyon turist ve yılın 9 ayı KKTC’de bulunan 100 bin öğrenci ile KKTC vatandaşlarının ihtiyacı olan meyve ve sebzeyi yetiştirmenin kendilerine yeterli olacağı görüşünde Sayın Redif...

Haksız değil Cypfruvex Genel Müdürü Cemal Redif... Aslında çok basit bir hesap bu... Tam 45 yıldır ambargolar altında, binbir zahmetle ürettiğin narenciyeyi satabilmenin yollarını bulmaya çalış... Pazar olmadığı için Dönem dönem,  tonlarcasını çöpe dök... Diğer taraftan da ülkene gelen turist ve yerli halkın ihtiyacı olan sebze ve meyveyi Türkiye’den ithal et... Bu doğru bir hesap olamaz...

Susuzluğun büyük bir etken olduğunu anlıyorum... Ama artık bu sorun da Türkiyenin katkıları ile aşılmış oluyor... KKTC’ye 3 yıldır akan Dragon çayının suyu, şebekenin tamamlanması ile 2 yıl sonra Güzelyurt bahçelerine de akıyor olacak...

KKTC, ithalatı önleyecek; ihtiyacı olan zirai ürünlerin yetiştirilmesine yönelik planlamasını yapması ve en azından bu alanda kendi kendine yeterli olması kaçınılmazdır...

3 yıl öncesine kadar, Türkiye’nin güneyinden Akdeniz’e dökülen Dragon çayının suyunun; KKTC’ye nakledildikten sonra, KKTC’nin kuzeyinden Akdenize dökülmesi yazıktır, günahtır...

Günün Sözü

Tüketici yaşamak iyi değildir. Üretici olalım.

Mustafa Kemal Atatürk

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI