Korona Virüsü, Biyolojik Savaş mı..? - ADEM AKÖL

13 Şubat 2020 Perşembe 00:19

Günümüzde 3 çeşit savaş vardır... Birincisi, ekonomik çıkarları uğruna uluslararası sermayenin vekalet verdiği örgütler tarafından yürütülen savaşlar... İkincisi, bir devletin başka bir devletin bilgisayar sistemlerine veya ağına hasar vermek ya da kesinti yaratmak üzere gerçekleştirilen sızma faaliyetlerini içeren siber savaş... Üçüncüsü ise, insanlarda hasar ve ölüme yol açan ve özellikle laboratuvarlarda üretilen ve hastalığa neden olan mikroorganizmaların yol açtığı biyolojik savaş.

Biyolojik savaş, tarihin eski çağlarından beri kullanılmaktadır... Tarihte, insanlar kalelerini düşmandan korumak için etrafına hendek kazıp suyla doldururlar veyahut küçük bir gölün ortasındaki adacık üzerine inşa ederler... Kale içinde uzun süre yetecek erzak da vardır... Düşman suyu aşıp kaleyi fethedemez... Ancak, kullandıkları su kalenin etrafından temin edilmektedir... Kaleyi fethetmenin tek bir yolu vardır, o da biyolojik yöntemler... Düşman, hastalıklı bir cesedi suya brakır, mikrop suya yayılır, kale içindekiler suyu kullanıp hasta olur ve teker teker kırılıp teslim olurlar.

Tarihte 500’lü yıllarda, dünya nüfusu henüz 200 milyon bile değilken; bugünkü İstanbul, eski ismi ile Constantinopolis kaynaklı bir salgın hastalık, Avrupa’da 25 milyon insanın ölümüne yol açar.

1350’li yıllarda Çin’den çıkıp da Avrupa ve Afrika’ya dahi yayılan Kara Veba bir milyonun üzerinde can alır... 1800’lü yıllardaki kolera ise 4.5 milyon insanı öldürür... 1800’lü yılların sonlarında yine Çin’de 10 milyon insan ölür Veba salgını yüzünden.

ABD’nin New Mexico eyaletindeki bir çiftlikte 1918 yılında, bir domuza ayni anda hem kuştan hem de insandan 2 virüs geçer... Bunlar domuzun vücudunda insanlar için öldürücü olan başka bir virüse dönüşür ve insanlara yayılır... H1N1 diye adlandırılan bu virüs insanlık tarihinde İspanyol Gribi diye bilinen en büyük salgın hastalığa yol açar ve 18 ay gibi kısa bir sürede 100 milyona yakın insanı öldürür... Benzer bir yolla 1960 yılında çıktığı tesbit edilen HIV virüsü ise bugüne kadar 45 milyon insana bulaşır.

Hayvan vücudunda kendileri için zararlı olmayan bazı virüsler, mutasyona uğradıktan sonra insana bulaşıp öldürücü olabiliyor... Çinlilerin beslenme alışkanlıkları bizden farklıdır; bizim tiksindiğimiz birçok yabani hayvan etini çiğ tüketiyorlar... Bu yüzdendir ki, bu tip vakalar daha ziyade Çin orijinli oluyor... Ama bunu, kendi kültürlerinin bir gereği olarak 5000 yıldır yapıyorlar... Biz de rahatlıkla kokoreç yiyoruz mesela.

16 Kasım 2002’de Çin’in doğusunda bulunan bir kasabada bir Çinli; tavuk, kedi ve yılan etinden yapılmış bir yemek yedikten sonra hastalanıyor; hastanede tedavi edilirken virüs bulaştırdığı birisi Hong Kong’a gidiyor; onu tedavi etmeye çalışan doktor, ertesi gün Vietnam’a gidiyor; doktor, bir Tayland’lıyı bulaştırıyor; o da 2 gün sonra Kanada’ya uçuyor ve böylelikle virüs, çok kısa bir sürede tüm dünyaya yayılıyor... Akut solunum yetmezliği (SARS) diye anılan bu hastalık ayni yıl 750 can alıyor... Hepimizi korkutan, 2009’daki domuz gribinden ise 13 bin kişi ölüyor.

Geçtiğimiz günlerde Çin’in Wuhan kasabasında, çeşitli vahşi hayvan etlerinin de satıldığı bir halden  alınan yarasadan yapılmış çorbayı içen bir Çinli’ye virüs bulaşır... Korona diye bilinen bu virüs sadece Çin’de değil, dünyanın diğer ülkelerine de yayılmaya başlar.

Çin’e karşı temkinli bir yaklaşım başlar; sokaklardaki çekik gözlü insanlara bile potansiyel hasta gözü ile bakılır... Korona haberinin duyulduğu birkaç saat içinde, iptal edilen ticari bağlantılar yüzünden; 3 trilyon dolar zarar eder Çin Halk Cumhuriyeti...

Microsoft’un sahibi Bill Gates 2007’de yaptığı bir açıklamada “bir virüs ortaya çıkar, sonra da 10 milyon kişi ölür” der... Bu açıklamayı Bill Gates hangi düşüncelerle yapmıştı bilemiyorum, ancak 10 yıl sonra hayvanlarda görülen Corona virüsün patentini İngiltere’de bir enstitü alır... Bu enstitünün finansörü ise Bill Gates’tir... Tesadüfi mi bilinmez...

ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşı öteden beri devam ederken; bir süre önce The Economist dergisi bir makale yayınlar... Dünya ekonomik güç sıralamasında 2050 yılında Çin 1.sırada, Hindistan 2.sırada, ABD ise 3.sırada gösterilir bu makalede.

Dünyada insanlığın azalmasını isteyen, hatta 500 milyona düşmesi için uğraş veren bir ‘üst akıl’ var... Siz hiç bir Pazar günü Adana’nın rahat trafiğinde araba kullanırken “işte Adana böyle olmalı” demediniz mi..? Muhakkak demişinizdir... Bunu biz bile diyorsak, o ‘üst akıl’ insan nüfusunu azaltmak için niye uğraş vermesin ki..? Niye bin yıl, bin beşyüz yıl önce bile; hastalıklı ceset kullanarak ölümcül salgın meydana getirip, insanları yok etmeye çalışan bir düşüncenin torunları bugünkü o ‘üst akıl’ olmasın..?

Dünyada en büyük ticari rakip Çin; dünyanın en kalabalık ülkesi Çin; beslenme alışkanlıkları bakımından virüs yayma kolaylığının en yüksek olduğu ülke Çin... O ‘üst akıl’, ‘küçük bir taşla, iki büyük iş halletme’ fikrini üretmiş olamaz mı..?

Günün Sözü

Ben atomu insanlığa hizmet etmek için buldum. Onlar bomba yapıp birbirlerini yok ettiler.

Albert Einstein

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI