Tüketici Desteği Olmadan, Üretim Ayakta Kalamaz - ADEM AKÖL

26 Mart 2020 Perşembe 01:33

Köylerimizin birinde bir aile düşünün; kadın, adam, çoluk çocuk seferber olmuşlar... Alaca karanlıkta tarlaya gidiyorlar; çapa, ilaçlama, sulama, mahsülün toplanması... Çok iş var tarlada... Gün batımına kadar çalışıyor aile... Domates yetiştirip, ailenin gereksinimlerini karşılamak için uğraş içerisindeler...

Akşam sofra kuruluyor; doğal olarak kendi ürünleri olan, iri iri domatesleri de koyar sofraya Anne... Küçük oğlan tutturur; “Anne ben marketteki kiraz domateslerden isterim” diye... Baba çaresiz gider alır..!

Kentlerimizin birinde bir sokak düşünün; yüksek katlı binalarda konutların yoğun olduğu, zemin katlarda ise bakkal, berber, kuaför, restoran, fırın, pastane, konfeksiyon gibi işyerlerinin bulunduğu şirin, samimi bir sokak...

Üst kattan evin oğlu saçını kestirmek için aşağıya iner, hemen oradaki berbere girmek yerine 2 dolmuş değiştirerek kentin daha lüks semtindeki salonu tercih eder...

Ülkemizde bir kent düşünün; kendi bağrından çıkmış insanların, binbir meşakkatle oluşturduğu işyerleri ile dolu... Sabahtan akşama kadar uğraş vererek ürettiklerine alıcı bekleyen iş yerleri bunlar...

Ulusal büyük kuruluşlar o kentte insanı vakum gibi çeken mega satış yerleri açmış... Herşey var bu mekanlarda... Bir kere girdin mi, birşey almadan kapıdan dışarı çıkamazsın...

Yaşadığımız ülkeyi düşünün; dünyanın çok azına nasip olmuş, geniş üretim potansiyeline sahip, yokun yok olduğu bir ülke... İnsan yaşamı için gerekli herşeyin üretilebildiği, üretilebileceği bir ülke...

Ancak çarşıdaki her etiketin üzerinde “Made in China” “Made in Germany” “Made in England” “Made in Italy” “Made in USA” yazılı bir ülke... Vatandaş bunlara aldırış etmeden, hatta daha büyük bir heyecanla gidip çok basit bir ürünün dahi ithal olanını alır...

Kendi ürettiği domatesi bile tüketmekten imtina eden bir aile; oradaki apartmanlarında yaşayan insanlar tarafından dahi tercih edilmeyen bir sokak esnafı; kendi öz sermayesi ile kurulmuş işletmelerin, kendileri tarafından dahi tercih edilmediği bir kent; kendi ürettiğini tüketmeyen bir ülke; nasıl gelişebilir?.. Sorarım size... Nasıl gelişebilir?..

‘Yabancı’ya karşı bu sevda niye?.. Sizi ‘yabancı’lar mı kurtaracak?.. ‘Yabancı’lar sadece belirli dönemlerde, belirli bir amaçla yanınızda olur... Sonra kalırsınız mahallenizdeki insanlarla, kentinizdeki vatandaşla baş başa...

Öyle bir dönem gelir ki, bir virüsçük yüzünden; bütün dünya sadece kendi derdi ile uğraşmak zorunda kalır... Üretme gücüne sahip olan ayakta kalır, olmayan kırılır; kendi vatandaşını ölüme terk etmekten başka çare bulamaz olur.


Kendi ürettiği şeyi tüketmeyi tercih etmeyen bir insan, bir kent veya bir ülke; kendi kendini yok etmeye mahkumdur... Zamanla üretim kabiliyeti yok olur, tamamen başkalarına muhtaç bir duruma gelir.

Şu sıralar, içinde bulunduğumuz durum bu değil midir..? Dua edelim ki, ülkemiz; en zor durumlarda bile hepimizi doyurabilecek ve hepimizin sağlığı ile baş edebilecek potansiyele sahiptir.

Ancak, kendi ürettiğimizi tercih etmiş olsaydık, bugün ekonomik açıdan daha güçlü ve herşeyi üreten bir ülke olacak, dolayısıyle Korona bize vız gelecekti...

Günün Sözü

Aldığımızla yaşamımızı idame ettiririz; fakat verdiğimizle hayatımızı oluştururuz.

İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin Başbakan’lığını yapmış Winston Churchill bu sözü ile bizleri sadece almaya değil, vermeye de motive etmektedir. Para, zenginlik, sevgi, zaman, bilgi... Paylaşılması gereken şeyler bunlar...


Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI