En Sevmediğim Samimiyetsiz Samimiyetler - ASLI MERCAN SARI

27 Eylül 2019 Cuma 09:13

Bazen aklımdan binlerce konu geçiyor köşeme taşımak için, hangisine değinsem diğeri küsecek diye ödüm kopuyor. Nasıl bir içse ben de ki de dök dök bitmedi. Sıklıkla bizlere soruyorlar; işte efendim köşe konularını nasıl buluyorsunuz? Canım ülkemin her hali kafada ampul yandırmaya sebep. Her dakika insanlardan beslenebiliyoruz.

Bu hafta tuşlara samimiyetsiz insanlar için vuruyorum. En sevmediğim ve insanlarla en çok anlaşamadığım noktadır. Ve kaderin kötü bir oyunu ki ben de bu duruma karşı yıllarca savaşıp kemiğimi kemirttirmeyenlerdenim. Bende dostluk, arkadaşlık, komşuluk, akrabalık ifadesi pek mühimdir. Çok yufka yürekli olduğum kadar bıçak gibi hayatımdan kesip atıp üzerine birde kahve içtiklerim çoktur. Bazı dostluklar ve akrabalıklar ne yazık ki karşılıklı samimiyetsiz çıkar ilişkisine dayalıdır. İki taraf arasındaki bu tür dostluğun dayanağı yok olunca, bu yakınlık, dostluk da biter. Hayatınızda eminim çok defa karşılaştığınız ve şahit olduğunuz böyle durumlarla karşılaşmışsınızdır. Benim ise aklıma çok meşhur olan bir Atasözümüz gelir. “ÖKÜZ ÖLDÜ ORTAKLIK BİTTİ”. Sahte samimiyetleri de bu atasözü ile bağdaştırıyorum. Aradaki yakınlığın dayanağı yok olduğundan, yakın­lık da kalmadı anlamında kullanılır. Meşhur Hikâyesi emsaldir. Sahte samimiyetler diye bir olgu var farkına varılması çok fazla sürmez. Zira her yaptığınıza tamam diyen, sürekli iş bitene kadar sizi övüp, yere göğe sığdıramayan adamdan kendini bilen insan ister istemez şüphe duyar. Sahte samimiyetler sizi yavaş yavaş yer bitirir. Öyle bir kanarsınız ki yıllar geçtiğinde yapayalnız kaldığınızda anlarsınız bunu. Çünkü artık çevrenizde kimse kalmamıştır. Son zamanlarda insanlar o kadar alışmışlar ki bu duruma, sahte samimiyet görmeyince rahatsızlık duyuyorlar. Ne yazık ki hayatın her alanına sıçramış bulunmakta bu davranış biçimi. Nabza göre şerbet verip, olacakları bekleyenlerin arkasına gizlendikleri duvardır. Fakat duvarda açılmış bir delik, görünenin arkasındakileri pek şahane gösterir. Tabi bu süreç içerisinde yaşanılanlar ve ardından gelen etkileri, adına tecrübe dediğimiz sıfata dönüşür. Sahte samimiyetler maalesef asrolan samimiyetlerinde üzerini kapar, tıpkı dört yanlışın bir doğruyu götürmesi gibi. Ama hayat işte? Her şeyin tadına ister istemez bakmalıyız değil mi?

Samimiyet kavramını özellikle üç yıldır şahsi hayatımda da yoğun bir şekilde tecrübe ediyorum. Nietzsche’nin diliyle kelamıma son vermek isterim: “Şunu da öğrendim onların (samimiyetsiz insanlar) arasında: öven geri verirmiş gibi davranıyor; oysa gerçekte, kendisine daha çok verilsin istiyor!”. Gerçekten de durum böyle, yani insanlar yaptığı övgünün sizden elde edecekleri bir çıkar olarak geri dönmesini istiyor; “acaba bunu nerede kullanabilirim, ne işime yarar, nasıl elimin altında tutabilirim” zihniyetiyle hareket ediyor. Ancak hayat galiba varoluşsal olarak biraz da böyle bir imtihan. Bu yüzden çok da üzülmemek, hatta belki alışmak gerek. Zira “İnsanlar arasında susuzluktan ölmek istemeyen, bütün bardaklardan içmeyi öğrenmelidir; insanlar arasında temiz kalmak isteyen, kirli suyla yıkanmayı dahi bilmelidir.”  Ve en mühimi de asla Onlar gibi olma! İnsanı en çok da

"Samimiyetsiz samimiyetler..." yoruyor...

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.