Kaderin İşleyişindeki Garibana Adaletin Aheste Â-heste Nizamı - ASLI MERCAN SARI

20 Mart 2020 Cuma 01:39

Yüce kudretinden bir an şüphe etmediğimiz Allah’tan aramak adaleti bunu her gece dua ederek dile getirmek, istemek, sabır ve sebatla beklemek haksızlığa uğradığını düşünmek dünyada tek başına olduğunu düşündüğün anda Yüce Rabbimin adaletinin işlemesi çok şükür diyeceğin o günleri beklemek… Bugün CUMA. Rabbimin adaleti şaşmaz da kulun adaleti şaşar deyip elini havaya kaldıran milyonlar var biliyorum. Kul da aradığımız adaletten bahsedeceğim önce. Medyanın gücü ile adalet arar olduk son günlerde. Yeni bir dünyaya açtık gözlerimizi resmen bir haftadır. Bir yandan ağır psikojik savaş verdiğimiz virüs, ölümler, bir yandan ülkenin içinde bulunduğu dar zamanlar, bir yandan garibanlar, bir yandan acımasızlar, bir yandan olmayan adaleti samanlıkta iğne arar gibi KUL DA arayanlar.

Birkaç gün önce avukat bir arkadaşımla hasbihal ediyorduk ‘Dünya adil değil, hiçbir zaman da olmadı. Bunu beklemek de saçma’ dediği anda yüzüme bir tokat yemiş gibi oldum. Aslında buna defalarca şahit olmuştum. Şaşırmamın sebebi belki de aklım ermeye başladığından beri ‘iyiler her zaman kazanır’, ‘eden bulur’, ‘ilahi adalet mutlaka tecelli eder’ gibi sözlere yürekten inanarak ya da kandırarak bu yaşıma gelmem olsa gerek. Oysa gerçek hayatta her zaman böyle olmuyordu... Bunu büyüyünce anladım. Çaresiz insanları gördükçe anladım. Güvenmiyorum adalete diyerek gözünden yaşları akıtanları görünce anladım. Adaletin sızıntıya asla meydan vermeyecek bir malzemeden inşa edilmesi gerektiğini, aksi takdirde isteyenin elinde istendiği şekle sokulabildiğini gördüm. Bu duruma gelindiğinde adaletten değil, güçlü olanın, şeytan olanın kararlarından adalet doğduğunu gördüm. Ha, bu durum şimdi mi oluştu? Hayır, belki hep böyleydi de bu kadar gözümüze sokan olmamıştı. Geçenlerde şahitli ispatlı olmasına rağmen istismar davasında takipsizlik çıkması ve neredeyse cinayete kurban gidecek bir kadını kurtarmaya çalışan Kadir Şeker davasında gördüm. Ve bunun gibi binlerce devam eden davalarda oluşacak olan adaletsizliklere üzülerekten aldım kalemi yine elime. Bu dünyada hiçbir şey eşit ya da adil değil. Her zaman güçlüler-güçsüzler, ezenler-ezilenler, mutlular-mutsuzlar, şanslılar-şanssızlar ayrımı var. Gitgide kaosa sürüklenen hayatlar var. Elindekiyle yetinmeyenler ve elinde hiçbir şey olmayan insanlar var. Doymayan açlar yok, doymak bilmeyen zenginler var... Ama bir de tövbe haşa unutulmaması gereken Allah’ın adaleti var. Defalarca Cuma köşemde yazdığım yine yine yenilediğim hiçbir zaman varlığından ve adaletinden şüphe etmediğim Rabbimin adaletinden bahsedelim mi şimdi de? Üzerine pek de bir şey eklemeye gerek yok değil mi?

Adâletin zıddı zulümdür. Cenâb-ı Hak, mazlumların haklarını zalimlerin yanında bırakmaz. Hakkı tecelli ettirir ve hakkı sahibine verir. Ekseriya bu dünyada dahi zalim zulmünün cezasını bulur ve mazlum, hakkına kavuşur. Bu dünyada tahakkuk etmese de Yevmü’d-dîn yani cezâ ve mükâfat gününün Mâlik’i olan Allâhu Azîmüşşân, mahkeme-i kübrâda adâlet terazilerini kuracak ve o gün hiç kimse en küçük bir haksızlığa uğramayacak, bütün mazlumlar ise haklarına kavuşacaktır. Âyet-i kerîmede buyurulur:

 “Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir? (Elbette öyledir!)” (et-Tîn, 8)

Cenâb-ı Hakk’ın adâleti ve mazlumların duasını kabul etmekteki hakkaniyetini bilen bir kişi, en küçük bir haksızlık yapmaktan dahi çok büyük bir endişe duymalıdır.

Hazret-i Mevlânâ der ki:

“Bu dünya, bir dağa benzer. İşlerimiz, yaptıklarımız da seslenmek gibidir. Seslerimiz; güzel de olsa, çirkin de olsa, dağa çarpar, döner yine bize gelir.”

Yani hayatta kaza ve kader olarak karşılaşılan hâller de insanın yaptıklarının neticesidir. Âyet-i kerimede buyurulur: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” (eş-Şûrâ, 30)

Bunun bir istisnası vardır. Peygamberler ve «evliyaullâh»ın başına gelen musîbetler, terfî-i derecât için, Cenâb-ı Hakk’a yaklaşmada derece kazanmaları için gelen imtihanlardır. Zira Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem– Efendimiz buyurmuştur:

“En çok çile çemberinden geçen peygamber benim.” (Bkz. Tirmizî, Kıyâmet, 34/2472)

Güçsüzlere zulmetmek mertliğe yakışmayan bir harekettir. Allah, böyle bir zulmün cezasını hiç geciktirmeden verir. Mazlum ah ettiği zaman bu ah doğruca Allah'a ulaşır. Aheste â-heste yükselen bu ah, şimşek hızıyla geri dönüp zalimin üzerine gelir.

Bu dünyada hiç kimsenin boş yere yaptığı şey karşılıksız kalmaz günahıyla sevabıyla mazlumdur deyip de oynamamalıyız kimseyle sonunda aldığınız o hak sizde tek tek çıkar bunu hiçbir zaman unutmayıp doğru bir şekilde hareket etmek gerekir. Mazlumun ahını almak kolay olur ama aheste aheste çıkması zor oluyor. İrşat kitaplarından okuduğum orijinalini bulup sizinle paylaşmak istediğim bir hikâye var. Kıssa, kaderin işleyişindeki adâlet nizamının güzel bir izahıdır: Horasan’ın meşhur valisi Abdullah bin Tahir, muhterem ve mübarek bir idarecidir. Ancak yönetime geçince ister istemez hatalar da yapar, zulüm de işler. Nitekim bir gece mahallede rahatsızlık verip şikâyetlere sebep olan bazı başıboş kimseleri toparlayıp valinin huzuruna çıkarmak üzere önlerine katarak götüren bekçiler, bir ara bir suçlunun sokaklardan birine dalarak kaçtığını görürler. Peşine düşen bekçiler sokakta önlerinde yürüyen masum bir demirciyi, kaçan sendin, diyerek yakalayıp suçlular arasında valinin huzuruna çıkarırlar. Geceleri halkı rahatsız eden bu suçlulara olan kızgınlığı sebebiyle ayırım yapmadan, soruşturma gereği duymadan emir veren Abdullah bin Tahir: Bunların hepsini de atın zindana. Akılları başlarına gelinceye kadar kalsınlar orada! Geceleri halkı rahatsız edip de şikâyetlere sebep olmak neymiş anlasınlar, der. Böylece akşam geç vakte kadar çoluk çocuk rızkı için çalışmaktan yorularak evine dönmekte olan demirci de suçlular arasında zindanı boylamaktan kurtulamaz. Üzerine kapatılan zindan kapısının arkasından kırık gönülle yaptığı bedduası ise şundan ibaret olur: Rabbim, der. Beni evimde uyutmayanları sen de evlerinde uyutma. Sabahlara kadar onlar da uyuyamasınlar yataklarında! O sıralarda evinde yatağına uzanan vali ise, daha gözlerine uyku girer girmez müthiş bir sarsıntı ile uyanır. Hemen fırlar yatağından, bakar ki deprem filan yok. Şükürler olsun rüyaymış, diyerek tekrar uzanır yatağına. Ne var ki yine gözünü kapar kapamaz aynı sarsıntı başlar. Yine fırlayıp sağa sola bakar. Derken sabahlara kadar mazlum demirci zindanda nasıl uyumazsa zalim vali de evindeki yumuşak yatağında öyle uyuyamaz... İnsaflı vali, sabah olunca, “Bunda bir hikmet olabilir, birine bir zulüm mü yaptım acaba?”, diyerek hapishane müdürünü çağırtıp sorar. Bu gece sabaha kadar uyuyamadım. Bir mazlumun bedduasını mı aldım acaba, der. Müdür Bey kendisinin de işittiği bir mahpusun duasını anlatır. Rabbim beni evimde uyutmayanları sen de evlerinde yumuşak yataklarında uyutma, diye dua eden bir demirci vardı hapishanede. Hemen o demirciyi getirin buraya, der. Vali, huzuruna getirttiği demircinin suçsuzluğunu öğrenince özür dileyerek serbest bırakırken tembihini de şöyle yapar: Başına böyle bir iş gelirse hemen beni ara! Demirci cevabını beklemeden verir: Seni neden arayayım? Bana zulmeden sen değil misin? Ben seni değil, beni senin zulmünden kurtaranı arar, müracaatımı yine O’na yaparım. Zira O (cc), senin evini sabahlara kadar başına yıkacak halde sallamasaydı sen yine beni aramayacak, zulmünü sürdürmekten geri kalmayacaktın. Mazlum demirci çıkıp giderken, insaflı valinin gözyaşlarını tutamadığı görülür.

Zalimin hesabı Allah’ın hesabı ile bir olur mu ters çevirir elbette ilahi hesap galip gelir. Allah mazlumun yanındadır bilirim asla isyan etmeyin sadece unutun dönün arkanızı ki ilahi adalet konuşsun. Tarihte buna benzer o kadar yaşanmış, nefes kesecek akıllara zarar şamarlar var ki sabredin sabredin sabredin… Geçenlerde buna istinaden bir yazı okumuştum kısa satırları kaldı aklımda Zalimin biri bir sıçramış, iki sıçramış, üç sıçramış çevresindekiler demişler ki susacak mıyız? Yanına mı kalsın? Durun demiş büyük zatın biri: kimsenin yaptığı yanına kalmayacak. Daha ağır şekliyle ya ahir zamanda beter olacak ya da ahirette cayır cayır yanacak. En güzeli de ne biliyor musunuz? Rabbim hiç uzatmıyor. Kulun adaleti şaşıyor rabbimin adaleti şaşmıyor.


Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI