Nerede bozulmamış o eski insanlar? - ASLI MERCAN SARI

17 Mayıs 2019 Cuma 09:40


Kaldı mı eski Ramazanlar? Kalmayan eski Ramazanlar mı yoksa İnsanlar mı? Nerede o eski Ramazanlar diyenler kim derseniz eski Ramazanları, o mis gibi dönemleri yaşayanlar derim. Onlardan işte birisi de benim. Eskiye özlem,  kaybolup geri getirilemeyen, hakkıyla değeri bilinmeden elden uçup giden geçmişe duyulan hasretin sahiden ifadesi midir? Biraz öyle olsa da, mazi tarafına duyulan hasreti sadece özlemsi bir olay olarak görmek doğru olmaz. İnsan gelişmekte olduğu hayatının ilk hatırladığı yılları daima unutmaz. O saflık o temizlik o bozulmamışlık emsal olarak kalmıştır zihninde. Benimki de hiç silinmeyenlerden.
 Eskiden aynı mahalleli bir arada iftar yapıp iftar sonrası birlikte uçsuz bucaksız sohbet meclisi kurulurken şimdilerde karşı daireyi tanımıyoruz. Karşı komşumuza "İftarlık" götürmüyoruz. Götürmediğimiz içinde "Nerede o eski Ramazanlar" diyoruz.  Benim zamanımda Sahura uyandırılmadık diye gün boyu ağlardık. Lise de oruç tutmak kadar keyifli anlar yoktu. O zamanlar Ramazan Kışa geliyordu. Son saatlerde okulun karşısında ünlü tostçudan tost yaptırabilmek için sıraya girerdik. O koku şimdi hiçbir yerde yok! Şöyle düşünüyorum muhafazakâr bir ailede büyümedim ama o eskilerin Ramazan anlayışı ile evlatlarını yönlendirişi gerçekten şimdilerde ki bozuk düzene hiç benzemiyor. Ağzımızı kaydırara kaydıra sakız bile çiğnemezdik ki ayıp olmasın oruçlu adama diye. Acı ama gerçek olan bir hususu da köşeme eklemek isterim. Taşını, toprağını her bir köşesini sevdiğim İzmir’e Ramazan hiç uğramamış. Çoğunluğu bu kıstas içine koyabilirim gönül rahatlığıyla. Sokaklarda ilerledikçe utandım. Sağlık sorunlarına saygı duyabilirim, tutmak istemezsin buna da saygı duyabilirim lakin insanların gözüne soka soka yolda belde caddede ellerinde alkollü içecek ile gezilmez. Bu kabul edilemez, buna anlam veremem. Özgürlük buysa almayayım kalsın. Eskiden en ayyaş insanlar bile ramazanda içmem diye gururlanırdı. Ya lokantalara ne demeli? Ramazan Ayı boyunca kapalıyız diye kepenk indirirlerdi. Esnaf lokantalarından bir tanesi açık olurdu her mahallede. Açık olan lokanta bile saygıdan camlarını gazete kâğıtlarıyla kapatırdı. Düşünüyorum da biz Ataerkil bir toplumuz, atalarımız Ramazan’da nasıldı acaba düşündüm araştırdım en kısa haliyle sizinle paylaşmak istedim. Okuyunca “hakikaten nerede o eski ramazanlar" dedirten iyiliğin, yardımseverliğin ve hoşgörünün ayı ramazanın anlamını bize yeniden hatırlatan Osmanlı ramazan gelenekleri...
Ramazan ayı yaklaşırken ekmek veya eşya fiyatlarının inip çıkmaması için devlet tarafından sabit fiyatlar belirleniyormuş ve belgelerle kayıtlara geçiliyormuş. Bu kayıtların tamamı Narh Defteri’nde toplanıyormuş. Tüm bakkallara ve esnaflara iletilen bu defterler sayesinde ramazan boyunca fakir ailelerin de düşük fiyatlarla alışveriş yapabilmesi sağlanıyormuş.
Ramazanın en güzel geleneklerinden biri de Zimem (veresiye) Defteri uygulamasıymış. Yine yardımlaşmanın önemine vurgu yapan bu uygulamada varlıklı kişiler bilmedikleri semtlerde tanımadıkları esnafların dükkânlarına uğrar ve veresiye defterlerine bakıp, herhangi birini rastgele seçip borcunu silerlermiş. Böylece ne borcu silen ne de borcu silinen bu iyiliğin kime ve kim tarafından yapıldığını bilmezmiş. O zamanlar iyilik duyurulmadan yapılan bir şeymiş çünkü... Şimdilerde is magazin programlardaki ünlülerin ihtişam, şatafat dolu ramazan sofralarını izlemekten yüreğime sıkıntılar giriyor.
Osmanlı’da tüm ramazan ayında iftar boyunca evlerin kapısı açık tutularak o anda oradan geçen her kim varsa istediği eve girerek orucunu açabiliyormuş. İftarını tamamlayan kişi gitmeye hazırlanırken ev sahibi tarafından ‘diş kirası’ denilen hediyeler verilirmiş. Bu, para veya gümüş yüzük, tabaklar, kehribar tesbihler gibi hediyelik eşya olurmuş. Diş kirasının, iki anlamı varmış. Birincisi, ev sâhibine sevap kazandırmak için çekilen eziyete teşekkürdü. Yâni, “Zahmet edip geldiniz. Mütevazı yemeğimi yiyip bana sevap kazandırdınız. Dişleriniz yıprandı. Teşekkür ederim” demekmiş. İkinci anlamı ise iftara gelen fakirlere belli etmeden sadaka vermekti. Ramazan geleneklerinden bir diğeri de Cerre çıkmakmış. Osmanlı Devleti’nde medreselerde yaz tatilleri “Üç Aylar”da verilirmiş. Bu tatillerde seçilmiş medrese talebeleri hem kendi bilgilerini pekiştirmek, hem de dinî konularda halkı aydınlatmak için İmparatorluğun farklı bölgelerine gönderilirlermiş. Bu gönderme olayına “cerre çıkmak” denirmiş. Sadaka taşları taş bloklardan oluşan, genellikle cami veya türbe köşelerinde bulunan, ortası çukur, bir buçuk-iki metre yüksekliğinde taşlarmış. Bu taşlar Osmanlıda sosyal dayanışmanın bir parçasıymış ve fakirlerin umut kapısıymış. Fakirler dilenmekten, zengin riya ve gösterişten çekindiği için sadakalarını bu taşlara koyar, fakir de gece vakti gelip ihtiyacı kadarını buradan alıp, geriye kalanını kendisi gibi bir başka fakire bırakırmış...
Ramazanın 15. günü cihan padişahları saray ve devlet erkânıyla Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilen Hırka-i şerifi ziyaret edermiş. Hırka-i şerif ziyaretinden sonra sarayda hazırlanan baklavalar, her 10 askere bir tepsi düşecek şekilde merasimle dağıtılırmış. Kadir Gecesi, padişahlar muazzam bir alayla Ayasofya Camii’ne giderlermiş. O gece padişahın geçeceği yollar kandiller ve fenerlerle süslenir, top ve fişek sesleri arasında büyük bir merasimle camiye girerlermiş. Ve "Arife Çiçekleri..." Osmanlı'da bayramların bilhassa çocuklar için ayrı bir yeri varmış. Bayramlıklarıyla sokakta gezen çocuklara "Arife Çiçeği" denilirmiş. Osmanlıdan gelen 'Arife Çiçeği' kavramı; bayramdan birkaç gün önce yapılan alışverişin ardından çocukların sabırsızlanarak giysilerini bayramdan bir gün önce giyerek dolaşması olarak tanımlanırmış...
Şimdiler de ise Aslında teknoloji, insanların eğlence anlaşıyla birlikte betona çevirdiğimiz şehirleri insan yığınına çevirdik. Saygı kalmadı, yardım yaparken bile özellikle medya çağırılıyor ki gösteriş olsun diye. Ya da sosyal medyada her yerde. Komşuyu, muhtacı bilmiyoruz. Duyarlılık hiç yok yeni jenerasyon savsatasıyla sadece beyinlerimizi uyutuyoruz. Aslında bu beyin kandırmacasını yemiyoruz. Ama çok hoşunuza gidiyor bu döngü.
İftar Çadırları ve birçok yerde iftar sofrası kuruluyor, o iftar çadırlarından çıkan insanlar Allah için oruç tutan Müslüman değil de zorla aç bırakılmış insan sürüsü gibi olduğu yeri dağıtıp çıkmış bir hal alıyor. Sonra çadırdan çıkıp "Nerede o eski Ramazanlar" diyor. Sorarım size nerede mi o eski Ramazanlar yoksa nerede mi o bozulmamış tertemiz saygıdeğer insanlar?

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.