Bilim İnsanı ve Fakih Arasındaki Fark - BARIŞ SANIGÖK

11 Şubat 2020 Salı 14:50

Toplum arasında veya dışarıda şöyle söylenenler var: Örneğin Edison elektriği bulmakla insanlığa büyük bir hizmet sunmuştur; milyarlarca insan da o hizmetten yararlanmakta, ama o ruhaninin (mollanın) bir köşede Kur’an okuması veya fıkıh, felsefe yahut tefsir dersi vermesinin topluma ne gibi bir tesiri ve faydası vardır. Veya bazen şöyle söylüyorlar; bir ruhani oturup ders okuyor ve en fazla risale yazıyor. Bu nasıl hizmettir? Ama örneğin Pastor vb bilimadamları insanlara ne kadar büyük hizmetler sundu. Onun yaptığı işle ne kadar hasta iyileşiyor. Buna benzer sözler çok söylenmekte sizin bunun gibi sözlere verilecek cevabınız nedir?

Kısaca cevap vermek gerekirse;

İlimlerin kısımlandırılmasında ilahi ilimler rütbe ve makam bakımından birinci mertebeye sahiptir ve ilahi ilimlerde şu anda İlim havzalarında okutulmakta olan ilimlerdir ve bu ilahi ilimlerden sonra diğer ilimlere sıra gelmektedir.

Bize göre ruhani, üniversite hocaları, öğretmenler ve insani ilimler bilginlerinin işleri, sadece maddi yönde işlevli olan hizmetlerden daha da yüksektir. Gerçi onların yaptığı işlerde kendi yerinde değerlidir. Zira insanların ruhi ve manevi ihtiyaçları maddi ihtiyaçlardan önceliklidir. Ruhaniyetin işi halkın ve toplumun ruhani ve manevi boyutunu yetiştirmektir. Eğer bir toplum, maddi açıdan kayda değer ilerleme sağlar, ama ahlaki ve maneviyat yönünden aşağıda kalırsa, o toplumun hiçbir değeri kalmaz. Belki de onun elde ettiği maddi şeyler topluma yarar sağlayacağı yerde tehlike oluşturan bir unsur konuma gelir. Bu nedenle alim ve bilginlerin iş türleri farklıdır ve yargılamada onların işlerine uygun yapılmalıdır.

Beşeri ihtiyaçlar maddi ve manevi olmak üzere iki boyutludur ve her fert ya da grup kendi istidat ve gücü oranında ikisinden birini seçmektedir. Kişi o alanda araştırma ve gayretle topluma hizmet etmek için çaba sarf etmektedir. Bilindiği gibi, ilimlerin kısımlandırılmasında ilahi ilimler rütbe ve makam bakımından birinci mertebeye sahiptir ve ilahi ilimlerde şu anda İlim havzalarında okutulmakta olan ilimlerdir ve bu ilahi ilimlerden sonra diğer ilimlere sıra gelmektedir.

Bize göre ruhanilerin, üniversite hocalarının, öğretmenler ve insani ilimler bilginlerinin işleri, sadece maddi yönde işlevi olan hizmetlerden daha da yüksektir. Zira insanların ruhi ve manevi ihtiyaçları maddi ihtiyaçlardan önceliklidir. Ruhaniyetin işi halkın ve toplumun ruhani ve manevi boyutunu yetiştirmektir. Eğer bir toplum, maddi açıdan kayda değer ilerleme sağlar, ama ahlaki ve maneviyat yönünden aşağıda kalırsa, o toplumun hiçbir değeri olmaz. Geçmişten günümüze, gören var, yaşayan var ve tanık olanlar var, bazen kişinin elde ettiği maddi şeyler topluma yarar sağlayacağı yerde tehlike oluşturan bir unsur olabilir.

Sizlerinde bildiği gibi Peygamberler (s.a) halkın ruhi hastalıklarını iyileştirmek için geldiler: “Peygamberler (s.a) seyyar bir tabiptir. Allah'ın izniyle şifa bağışlayan merhemlerini ve tedavi malzemelerini hazırlamış, kör kalpleri, sağır ruhları gördüğü her yerde onların tedavisinde kullanır. Müptela ve hasta olmuş olan halkları manevi ölümlerinden ve ruhani uçurumlardan kurtarmaya çalışır”.

Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır: “men ehyehe ke’enneme ehyennese cemi’a”. “Her kim de birini yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.” (Maide - 32)

Bu ayeti kerimedeki bir insanı yaşatmaktan kasıt, “yaşayan bir insanı yaratmak” veya “ölü birini yaşatmak” değildir. Bilakis yaşatmaktan kasıt, akıl sahiplerinin örfünde ihya olarak sayılan şeylerdir. Akıl ehli bir tabibin bir hastayı iyileştirdiği veya bir dalgıcın boğulmak üzere iken birisini kurtardığı veya esir düşen birini, bir başka kişi tarafından düşman etkisinden kurtarıldığında, bunu yapan kişiye falan kişi falan şahsı yaşattı veya ona yaşama hakkı verdi derler. Allah-u Teâlâ da Kur’ân-î Kerim'de böyle buna benzer tabirler kullanmıştır. Örneğin hakka doğru hidayeti ihya saymış ve şöyle buyurmuştur: “eve men kene meyyiten fe’ehyeynehe ve ce’alne lehu nuran yemşi bihi finnes” “Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu.”

Eğer soruda sorulduğu şey doğru olmuş olsaydı, şöyle bir netice almamış gerekirdi: Çocuklarını iyi terbiye eden anne ve baba, işi gücü insani ilimlerle olan öğretmen ve üniversite hocaları insan toplumları için faydalı bir hizmet yapmamış. Faydalı işler sadece maddi alanda bir eser birkaç şeyi bir araya getirebilen kimseler yapmıştır. Ama bu tür bir yargı ve kaygı kesinlikle doğru değildir.

Bu nedenle ruhaniyetin işini risaleti doğrultusunda değerlendirmek ve tahlil etmemiz gerekmektedir, başkalarının yargıladığı gibi değil, eğer öyle olursa (hâşâ) ilahi Peygamberlerin, imamların, büyük alim ve ariflerin de halka müspet ve kayda değer bir şey sunmadıklarını söylememiz gerekir.    

-Kaynaklar-

-Nehcü’l Belaga”, s: 156, Beni Ümeyye Fitnesi.

-Tabatabai, Seyyid Muhammed, “El- Mizan”, Tercüme Musa Hemdani, Kum: İntişaratı İslami, c: 5, s: 317.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI