Hz. Yunus (as) -2- - BARIŞ SANIGÖK

4 Ekim 2019 Cuma 13:57

Îmansızlıkları sebebiyle helâke dûçâr olup da tevbe ederek kurtulan tek kavim, Hz. Yûnus (a.s)’ın kavmidir. Bu, lutf-i ilâhînin farklı bir tecellîsidir ve Yûnus Sûresi’nin pek çok âyet-i kerîmeleri, rahmet-i Rahmân’ın azâb-ı ilâhîden daha ziyâde olduğunu beyân eder.

“Zünnûn’u da (zikret)! O öfkeli bir hâlde geçip gitmişti...” (Enbiyâ - 87)

Zünnûn, Hazret-i Yûnus’un lakâbıdır. Balık sâhibi mânâsına gelir. Ona bu lakab, kendisini balık yuttuğu için verilmiştir.

Hz. Yûnus (a.s) şehirden ayrılınca Dicle Nehri’nin kenarına geldi. Bir gemiye bindi. Bunlar Kur’ân-î Kerîm’de geçmektedir.

Gemi, hareket ettikten bir müddet sonra suyun ortasında durdu. Onu bir türlü yürütemediler. Batacakları endişesiyle durumu uğursuzluk sayarak gemide günahkâr birinin olduğunu düşündüler. O da başına gelen bu işin bir imtihân, bizlere bir mucize olsun diyerek denize atladı ve Balık Hz. Yunus (a.s)'ı yuttu.

Gemidekiler "Herhâlde bu kulun bir suçu olmalı!" diyerek Hz. Yûnus (a.s)’ı suların içine bıraktılar. Âyet-i kerîmelerde buyrulur:

“... O’nu bir balık yuttu.” (Sâffât -142)

Bu sırada balığın karnında bazı sesler işitti, bunun ne olduğunu merak etti. Allâh-u Teâlâ da, kendisine balığın karnında olduğunu vahyetti ve şöyle buyurdu:

“Ey Yûnus! Bu sesler, denizde zikreden canlıların sesidir.”

Hz. Yûnus (a.s), halkının içinde bulunduğu bu zor ve sıkıntılı şartlar altında bile, her zaman olduğu gibi Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh, zikir ve ibadetten geri kalmadı. Her daim İstiğfâr ve duâ ile meşgûl oldu. Melekler onun durumuna muttalî olduklarında kendisi hakkında Allâh’a şefâatte bulundular. Nihâyet Cenâb-ı Hak, Hz. Yûnus (a.s)’ın da:

“Sen’den başka hiçbir ilâh yoktur. Sen’i tenzîh ederim.” diye çokça tesbîhi üzerine bu mübârek peygamberinin duasını kabul etti:

“Bunun üzerine O’nun duâsını kabûl ettik ve O’nu kederden kurtardık. İşte Biz, mûminleri böyle kurtarırız.” (Enbiyâ - 88)

Bu affın yegâne sebebi, Yûnus (a.s)’ın çokça tesbîhiydi:

Sonunda 19 Tişrin el Evvel (Orta Güz) günü Hz. Yûnus (a.s)'ı içinde yüce bir emânet gibi taşıyan balık, Allâh’ın emri ile O’nu sâhile bıraktı.

“Hâlsiz bir vaziyette kendisini dışarıya çıkardık. Ve üstüne gölge yapması için kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.” (Sâffât, 145-146)

Onun gölgesinde sinek türünden bir haşerat da yoktu. Ayrıca Cenâb-ı Hak, bu bitkiden Hz.Yûnus (a.s)’a süt damlattı.

Hazret-i Yûnus, kendisini toparlayınca, Ninova’ya yöneldi. Şehre yaklaştığında bir çobana rastladı. Kavminin hâlini sordu. Çoban olanı biteni anlattı. Kavminin îmân edip tevbekâr olduğunu ve böylece Allâh’ın kendilerini affettiğini bildirdi. Şimdi herkesin Yûnus -aleyhisselâm-’ın ilâhî emirleri bildirmek üzere gelmesini beklediğini söyledi.

Hz. Yûnus (a.s)’ın döndüğünü haber alan kavmi, hemen O’nun yanına geldiler. O esnâda Yûnus (a.s) ibadet halinde idi. İbadetten sonra kendisini hasret giderip özürler dilediler. Hz. Yûnus (a.s)'da, af ve müsâmaha ile davranarak onlara Allâh’ın emir ve yasaklarını öğretti. Bundan sonra kavmi, Allâh’a ve peygamberine itâat hâlinde, mes’ûd ve iyilik üzere bir hayat yaşadılar. Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Sonunda O’na îmân ettiler. Bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar yaşattık.” (Sâffât - 148)

Sevgili Gazette okurları;

Hak bir dâvânın sâhiplerine, sabırlı, mütevazı, sâkin ve azimli hareket etmek düşer. Yûnus (a.s), kavminden son derece bîzâr olduğu için eleminin şiddeti sebebiyle halkından uzaklaşıp oradan ayrılmıştı. Bu ise, bir bakıma bize hem örnek hem de mucadelemizde gidilecek yolu çizmemize yardımcıdır.

Hz. Yûnus (a.s)’ın kıssasından alınacak ibretler:

-Tebliğde titizlik, sebât, dua ve sabır.

-Zikir ve istiğfârın ehemmiyeti.

-İhlâsla yapılan tevbenin kabûl olunması.

-Sekerât hâlindeki tevbenin yalnız Hz. Yûnus (a.s)’ın kavmine mahsus olarak kabûl edilmesi.

Ancak bu sekerât hâli, tam bir sekerât hâli de değildir. Çünkü Yûnus (a.s)’ın kavmi tevbe ettiği zaman, henüz azap gelmemiş, sâdece azâbın emâreleri belirmişti. Onlar da, Hz. Yûnus (a.s)’ın hiç yalan söylemediğini düşünerek vadettiği azâbın muhakkak geleceğini anlamışlar ve derhal tevbe etmişlerdir. Oysa diğer helâk edilen kavimlerdeki durum böyle değildir. Meselâ Firavun’un îmânı, azâbın tahakkukundan sonradır ki, tam bir yeis hâli olduğu için kabul olmamıştır...

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI