Semûd Kavmi - BARIŞ SANIGÖK

9 Ekim 2019 Çarşamba 09:30

İslam'da kendisi de aynı kavme mensup olan Sâlih peygamberin gönderilmiş olduğu kavmin adıdır. Semûd kavmi, adını Âd halkının Hz. Hûd (a.s)'ın elçiliğini kabul eden ve bu şekilde Allah'ın gazabından kurtularak hayatta kalanlarından biri olan Semûd'dan alır.

Kur’ân-î Kerim’de yirmi bir sürede Semûd kavminden ve kendilerine gönderilen Sâlih peygamberin tevhid mücadelesinden bahsedilmekte ve ayrıca açık bir münasebet kurulmamakla birlikte benzer özellikler taşıyan ashâbü’l-Hicr’e atıf yapılmaktadır (el-Hicr 15/80). Bu konudaki kanaat âyette sözü edilen ashâbü’l-Hicr ile Semûd kavminin kastedildiği yönündedir.

Semud kavminin başına gelenler Kur'an-î Kerim'de ondan önceki Ad kavminin başına gelenlerle birlikte zikredilmektedir.

Semûd kavmi, kökenleri Hz. İsmâil (a.s)’dan önceki döneme dayanan ve Arabu’l-âribe (saf Arap) diye isimlendirilen nesli kesilmiş eski Arap kabilelerinden biridir (İbn Sa‘d, I, 43). Kavmin menşei hakkında ise Âd kavminin devamı kabul edildiği, bu sebeple “ikinci Âd” diye bilindiği, aslen Yemenli olduğu, Himyerliler tarafından sürüldükten sonra Hicr denen bölgeye yerleştiği, Amâlika’nın devamı olduğu ya da güneyden gelip kuzeye yerleşen bir Arap topluluğu sayıldığı şeklinde farklı görüşler de ileri sürülmüştür (M. Beyyûmî Mehrân, s. 265-267; Hâlid Tâhâ ed-Desûkī, VI [1976], s. 253-254). Semûd isminin kökenini kavmin atalarından Semûd b. Câsir (Âsir/Âbir/Âmir) b. İrem b. Sâm b. Nûh’a dayandıranlar olduğu gibi kavmin yaşadığı bölgede yazları suyun azaldığı, bu sebeple burada yaşayanlara “semed” (suyu az olmak) kökünden gelen Semûd isminin verildiği bilinmektedir.

İrem ve Âd ile birlikte Semûd kavmineİslâm öncesi Arap şiirinde atıf yapıldığı gibi Arapça olmayan eski kaynaklarda da bu kavimden bahsedilmiştir. Milâttan önce 715 tarihli Sargon kitâbesinde Asurlular’ın hâkimiyet altına aldıkları belirtilen kavimler arasında Semûd isminin de geçtiği, Aristo (m.ö. IV. yüzyıl), Gaius Pilinius (Büyük Pliny, m.s. I. yüzyıl) ve Batlamyus (Ptolemy, m.s. II. yüzyıl) gibi Grek yazarların eserlerinde de Semûd’la ilgili bilgilerin yer aldığı nakledilmektedir. Özellikle Pilinius’un tarihinde Semûd kavminin yaşadığı belirtilen Domata ve Hegra’nın Hicr ile aynı yer olduğu görüşü bu konuda İslâm kaynaklarında yer alan bilgileri desteklemektedir (M. Beyyûmî Mehrân, s. 269-276). Ayrıca Semûd’a atfedilen kaya yazıtlarına bu bölgede dağınık biçimde günümüzde de rastlanması Hicr’in Semûd kavminin yaşadığı bölgenin adı olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.

Kur’an’da bildirildiğine göre bu kavim, başlangıçta tevhid inancına bağlı iken daha sonra kendilerine verilen nimetlere karşı nankörlük ederek Allah’tan başka ilâhlar edinmeye ve bunlara tapmaya ve yaşadıkları yerde bozgunculuk çıkarmaya başlamış, insanları birbirine düşürmüş ve bunun üzerine onlara Hz. Salih (a.s) peygamber olarak gönderilmiştir (Hûd 11/61-62). Semûd kavmi mensupları, tek bir Allah’a kulluk etmelerini ve aşırılıkta bulunmamalarını isteyen peygamberlerini yalanlamaları, büyüklük taslamaları (A‘râf 7/75-76; Şuarâ 26/150-152; Kamer 54/24), bir mûcize ve imtihan olmak üzere kayadan çıkarılan ve kendilerinin sorumluluğuna verilen dişi deveyi bütün uyarılara rağmen öldürmeleri (A‘râf 7/73, 77; Hûd 11/64; Şuarâ 26/155-157), peygamberlerini de öldürmeye kastetmeleri yüzünden helâk edilmiştir (Hûd 11/66; Neml 27/49-53; Şems 91/11-14; ayrıca bk. SÂLİH).

Semûd kavminin helâk ediliş biçimiyle ilgili olarak Kur’an’da, Sâlih peygamber ve ona tâbi olan küçük bir grup hariç onların şiddetli sarsıntı (recfe) (A‘râf 7/78), korkunç bir ses, gök gürlemesi (sayha) (Hûd 11/67; Hicr 15/83; Kamer 54/31) ve yıldırımla (sâika) (Fussılet 41/17; Zâriyât 51/44) cezalandırıldıkları ve üç günün sonunda helâk oldukları belirtilmektedir. Cezalandırmayla ilgili bu açıklamaların, Semûd’un üç farklı ceza türüne değil yer sarsıntısından önce veya onunla birlikte meydana gelen ses ve ışık olgusuna işaret ettiği düşünülebilir. Recfenin çok gürültülü ve dehşet verici bir sarsıntıyı ifade etmesinden ve Hicaz’da özellikle Medâinüsâlih denilen bölgede başlayan ve yeraltından çıkan alevlerle Semûd kavminin helâk olduğunu yazan kitabeler bulunmuştur.  (Muhammed Esed, I, 288). Semûd’un cezalandırılma biçimini Sodom ve Gomore’ye benzetenler bu bakış açısını dikkate almış olmalıdır. Hz. Muhammed (s.a.â)'in Tebük Seferi sırasında Hicr’den geçerken eskiden burada yaşayan insanların cezalandırılmış olmaları sebebiyle burada bulunan harabelere girilmemesini ve kuyularından su alınmamasını istediği ve bu sudan içenlerin başına felakler geleceği rivayet edilmektedir. Bu su kuyuları günümüzde mühürlenmiş bir şekilde arap yarımadasında hâlâ durmaktadır. (Buhârî, “Meġāzî”, 81; Müslim, “Zühd”, 39, 40). Başka bir rivayette ise Resûl-i Ekrem’in, yanında bulunanların bu olaydan ibret alması gerektiğini söylediği belirtilmektedir (Müsned, II, 58, 72; Müslim, “Zühd”, 38). Sâlih peygambere tâbi oldukları için helâk olmaktan kurtulan grubun Mekke’ye göç ettiği nakledilmiş, ayrıca Tâif’te ikamet eden Sakīf kabilesinin Semûd soyundan geldiği rivayet edilmiştir.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI