BEN YANILGISI - CAN UĞURATEŞ

11 Aralık 2015 Cuma 09:14

Annemizin, sabah evden çıkarken verdiği sipariş üzerine, babamızın, eve gelirken yanında getirdiği rengârenk krapon kâğıtlarının, annemiz tarafından titizlikle kesildiğini ve babamızın masanın üzerine çıkarak, bol salkımlı avizenin her ampulünü, tek tek bunlarla sarıp bantladığını izlerken, bu bize oyun gibi geliyordu. Radyodan yapılan anonslarla, akşamları lambamızı yakamayacağımız ya da dışarıya ışık sızdırmamız gerektiğini öğrenmiştik ama Adananın sıcağında, Temmuzun ortasında, ışık sızdırmamak ne demek, hiçbir camı, perdeyi kapatamıyordunuz. Klima diye bir şeyi bilen yok. Vantilatör, sadece zenginleri serinletiyor. Hele bizim tadına doyamadığımız kenar mahallemizde, kimsede böyle bir şey yok. Annemizi ve babamızı gazeteyle yelleyip serinletirken, bir şeyler başarmanın mutluluğundan, gözlerimiz pırıl pırıl parlıyor.

Kıbrıs Barış Harekatının devam ettiği günlerde, geceler, karanlığa rağmen neşeye dönüşüyor. Sık sık elektrik te kesildiğinden, babamızın mum ışığında, duvarda oynattığı gölge oyunlarının keyfini yaşıyoruz. Televizyonumuz da yok zaten. Televizyon siyah beyaz, haftada üç gün yayında ve sokakta sadece bir evde var. Varsa yoksa, açtığımızda ısınmasını beklediğimiz radyo. Kulaklarımız radyoda ve her haber ajansı başladığında, babamın “şşşşştt sessiz” ikazıyla irkilerek dinliyoruz. Kıbrıs’ta savaş var. Şehit olanların, yaralananların isimleri ve gelişmeler bildiriliyor ama bizi ilk anda bir heyecan sarsa da, ne olduğunu tam olarak algılayamıyoruz. Bir heyecan var doğal olarak ama kimse yaşanan acıları derinden hissedemiyor. Savaş orada, Akdeniz’in ortasında bir adada, her ne kadar etkilenenler soydaşlarımız olsa da.

Ve 1980’e yaklaşırken, yaşadıklarımız ürkütücü ve bir o kadar da düşündürücü. Anarşi denilen bir ortam, sağcı, solcu tabir edilen kişiler var sahnede. Sağcı dediklerimizde, solcu dediklerimiz de bir başka düşünürdü, dürüsttü. Herkes okurdu. Bahçe duvarlarına geceden heyecanla yazılan sloganlar, sabah kireçle boyanıp kapatılırdı. Aslında kimin yazdığını da bilirdik ama konuşulmazdı. Bazen yaşananlar komediye dönüşür ve akşamüstü sokakta, evlerin önüne çıkarılan sandalyelerde oturmuş, bir komşunun demlediği çayı içerken, anlatılıp gülüşülürdü.  Gencecik insanlar ölürdü, Anarşistler. Bu laf kulaklarımıza yer etmişti. Oysa onlar yabancı değil, ağabeyimiz, ablamız, kapı komşumuz, birlikte büyüdüğümüz, birlikte yaşadığımız kişilerdi. Etkilenmişti insanlar ve bir sıkıntı da başlamıştı ama bir savaş gibi algılanmıyordu ve zaten savaş da değildi. Üstelik tarafsızsan veya sorgulandığında tarafını tutturursan seni pek de bağlamıyordu.

O sıralarda Filistin’de yaşananlar duyuldukça, insanlar üzülür ama yaşananları hissedemezdi. Uzakta olan ve bize zararı dokunmayan şiddetin, halk tarafından hissedilmesini beklemek de gerçeklerden zordu.

Bölgede yaşanan İran- Irak savaşı da, heyecanla takip edildi ve katliamlar lanetlendi. 

Seksenler ve ağırlıklı olarak doksanlarda, PKK terör örgütünün adı duyulduğunda ve halkın çocukları ölmeye başlayınca anlaşıldı, terörün ne denli korkunç bir illet olduğu.  Doksanlarda yaşanan Bosna ve Ruanda katliamları/soykırımları lanetlendi ama derinden hissedilemedi.

Böyle bir şeydi acılarla yaşananların algılanması, bazen bir oyun oluyordu alınan tedbirler çocuklar için, bazen de çokbilmişlerin ağzına sakız oluyordu bazı deyimler. Gerçekte ise hissedilemiyordu derinden ve halk sıradan yaşamına devam edip gidiyordu, anlık üzüntülerin ardından.   

Ve yıl 2015. Televizyonlarda artık sürekli bölgesel acıları izliyor, olayların etkilediği insanların yaşadığı drama tanık oluyor, onları her an aramızda, yanı başımızda görerek,  iletişim kurarak neler yaşadıklarını hissetmeye çalışıyoruz.  Her yanımızı terör sarmış. Lambaları karartmıyoruz ama yine her gün televizyonlarda haber kanallarını izlerken geriliyor, çocuklarımızın sorduklarına onları üzmeden, akıllarına kötü şeyler getirmekten kaçınarak, cevap vermeye çalışıyoruz. Onlar eskisi gibi sokak da bulamıyor oynayacak. Çok arkadaş ta yok zaten. Odalarında ders yapmadıkları zamanlarda ellerinde tablet, telefon ya da bilgisayar var. Kendi dünyalarında bir hapis hayatı yaşarken, uzaktalar gerçek dünyadan.

Bir de patlayan bombalar var. Ne zaman nerede patlayacağını bilemediğimiz ve bu bombalar patlıyor. İnsanlarla birlikte patlıyor. İnsanlar kendilerini patlatırken, birçok insanı da öldürüyor hiç acımadan. Şehirlerde, ilçelerde, mahallelerde yollar kazılıyor, yollar kesiliyor. Devletin güvenlik güçlerinin giremediği yerler var ve bir çatışmadır sürüyor.  Hemen her gün şehit haberleri geliyor. Ölen, öldürülen insanları izliyoruz haber bültenlerinde. Şiddetin yanı başındayız ve hatta içindeyiz, hem de tam göbeğinde ama tepkileri izledikçe irkiliyoruz. Anlıyoruz ki şiddet farklı bir şey ve insan algılayamıyor yaşanan acıları, doğrudan kendine yöneltilmedikçe ve kendisi yaşamadıkça doğrudan. İnsanları, ilk anlık, kısa süreli bir üzüntünün ardından, yaşam mücadelesi daha çok etkiliyor ve biliyorlar, tespit etmişler güç odakları, insanın bu çok güçlü yalnız ben tarafını. Oysa insanlar hala farkında değil ve algılayamıyor ben yanılgısını.

Savaşlar, katliamlar, acılar, sıkıntılar devam edecek ve biz, derinden hissetmedikçe yaşananları, insanlar acımasızca katledilmeye devam edilecek şu veya bu sebepten dolayı.   

Can UĞURATEŞ

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI