Bir Vapur Hareket Etti, İstanbul’dan Samsun’a - CAN UĞURATEŞ

19 Mayıs 2020 Salı 00:16

Artık karar verilmiştir. Anadolu’ya geçilerek, halkın egemenliğinde ve desteğinde, milli mücadeleyi başlatma zamanı gelmiştir. Anadolu’ya deniz yoluyla ve hedeflenen bölgeye en uygun konumda olan Samsun üzerinden geçmek uygun görülerek, bu maksatla, 1878 İskoçya yapımı, yolcu ve yük taşıma maksatlı inşa edilen, önce Marmara Denizinde yolcu ve yük taşıma için kullanılan ve 1910’dan itibaren posta maksatlı kullanılmaya başlanmış olan Bandırma isimli vapur tercih edilir.

Aslında Mustafa Kemal’in de belirttiği gibi, yıllarca süren savaşlar ve kendi yönetiminde muhteşem bir düzenli geri çekilme harekâtıyla, Arap Yarımadasında kalan son Osmanlı askerinin, mümkün olduğunca en az kayıpla kurtarılması ardından, Adana’da bulunduğu dönemde, Milli Mücadele fikri zihninde gelişmesini tamamlamıştır. Onun gözünde, söz konusu vatansa, gerisi teferruattır. Üç kıtaya yayılmış Osmanlı topraklarından, geriye sadece Misak-ı Milli olarak tanımlanacak olan coğrafya kalmıştır ve bundan öte toprak kaybı tolere edilemeyeceği gibi, kabul edilmesi de mümkün değildir.

İstanbul’a dönmesinin ardından yaptığı girişimlerle en uygun fırsatın oluşmasını beklerken, Anadolu’da oluşan kaotik ortamda yaşanan gelişmelerin, işgal kuvvetleri lehinde sonlandırılması gerekliliğinde, sadaret tarafından, saltanatın onayıyla, bölgeye bir müfettiş gönderilmesinin uygun olduğu değerlendirilir. Bu gelişme, Mustafa Kemal için Anadolu’ya geçiş ve yıllara dayalı düşüncülerle zihninde detaylarıyla geliştirilmiş bir mücadelenin başlatılması için mükemmel bir fırsattır. Üstelik en azından niyeti anlaşılıncaya kadar, üzerindeki üniforma ve verilen görevin yetkileriyle daha rahat hareket edebilecektir.

Yapılan bilinçli, planlı yönlendirmelerle, 30 Nisan 1919’da, Mustafa Kemal Paşanın 9’uncu Ordu Müfettişi olarak görevlendirildiği, Resmi Gazetede yayınlanır. Ardından 13 Mayıs’ta, 23 karargâh mensubu, refakatçi 25 erbaş ve er ile 6 adet eğerli at için, İngiliz İrtibat Kumandanlığına vize müracaatı yapılır. Çünkü Boğazlar İngiliz Donanmasının işgali altındadır ve ancak İngiliz vizesi ile Boğazdan çıkılabilmektedir. Vize onayı, 16 Mayıs 1919’da gelir ve aynı gün öğle saatlerinde, vapur, yolcularıyla birlikte, İstanbul’dan Samsun’a hareket eder.

Bandırma Vapuru, Sarayburnu önlerinden demir alıp, Karadeniz istikametinde ilerlerken, İngilizler tarafından Kız Kulesi açıklarında durdurularak, silah ve mühimmat araması yapılır. Esasen bu rutin bir kontroldür ve gerekli evraklar temin edildiğinden, sorun çıkmaması muhtemeldir. Ancak, yolcularının kimliği ve karakteri esasen doğal bir gerginlik nedenidir. Bu aramada, açıkça ortada duran o muhteşem silah, nedense silah olarak algılanamaz. Aslında en büyük silah, davasına inanmış insandır ve o insan, hiç de gizlenmeksizin güvertede bulunduğu halde, kontrolü yapan İngilizler tarafından bu gerçek fark edilmez. Yaşanan gelişmelerle bir süre sonra anlaşılır ki Bandırma vapurunda bulunan Mirliva Mustafa Kemal, yanında götürdüğü kurmay heyetiyle birlikte, tarihin gördüğü en tehlikeli silahlardan birisidir. Üstelik bu silahın namlusu çoktan işgal kuvvetleri üzerine çevrilmiştir ve en etkili mühimmata eriştiğinde, atış için en uygun mevziiyi almaya çalışıyordur. Güneşin Batmadığı İmparatorluğun beyinleri, gözleri önündeki silahı ve Anadolu'nun her köşesindeki, genlerindeki mükemmeliyet ile üretilmiş yaşlı, genç; kadın, erkek, ateşlendiğinde hedefinden sapmayan mühimmatı göremez. O muhteşem mühimmat, 19 Mayıs 1919'da Samsun Limanında muhteşem silahıyla buluşur. Bu buluşma, İşgal Kuvvetleri için sonun başlangıcı olur.

Sarayburnu önlerinden demir alarak, Samsun’a hareket eden vapurun yolcuları olan Mustafa Kemal ve dava arkadaşları, Samsun’dan Havza’ya, Havza’dan Amasya’ya, Amasya’dan Erzurum’a, Erzurum’dan Sivas’a ve Sivas’tan Ankara’ya uzanan bir süreçle, ısrarla ve taviz vermeksizin milletin egemenliğinin tescilinde, Ankara’da Büyük Millet Meclisini kurup, Meclis kararları ve onayıyla devam ettirdiği mücadeleyle, zafere ulaştı.

Tüm muhteşemliğiyle yaşanan, fedakârlıklarla, üstün feragat ve kahramanlıklarla dolu Milli Mücadelenin ardından, Türkiye Cumhuriyetinin büyük lideri, yirminci yüzyılın dâhisi ve Türkün ebedi başkomutanı Mustafa Kemal ATATÜRK, bu günü, içinde barındırdığı tüm örnek alınması gerekenlerle, Türk Gençliğine, Gençlik ve Spor Bayramı ismiyle, ulusal bayram olarak armağan etti. 20 Haziran 1938’de, 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun ile 19 Mayıs günü, “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edildi.Formun ÜstüFormun Altı

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI