DOĞU VE BATI DERKEN - CAN UĞURATEŞ

22 Ağustos 2019 Perşembe 01:06

Bir dönem, düşünsel yapısı, inançların gelişimindeki rolü, döneminin teknolojik gelişimlerine önderlik etmesi ve doğal zenginlikleriyle, her daim özlemlenen coğrafik anlamda doğunun ardından, binli yıllarla birlikte yön değiştiren inanç ve düşünsel yapılar hariç diğer faktörlerin gelişimindeki vazgeçilmezlikle, batı öne çıkmaya başladı. Elbette, Doğu ile Batı arasında gibi görünen Ortadoğu ve Balkanlardan Kafkaslara uzanan coğrafyanın etkisiyle değişim gösteren düşünsel yaşamın, insanlığın tarihsel gelişimindeki yeri tartışılmaz.

Coğrafi bir terim olarak Batı tabirini kullandığımızda, kimin, hangi ulusun Batıda olduğunu sorgularken, yaratıcı gücün bir şekilde yapısal komedya haline getirerek, Dünyayı küre, daha doğru tabirle geoit şeklinde oluşturmasıyla, yönler, esasen aynı kalırlarken, ülkelerin tanımlanmasında, konumuna göre isim değiştirmesini sağlamış. Şöyle ki, her ülkenin Doğusunda ve Batısında başka bir ülke varken,  bulunulan coğrafyadan, Doğu veya Batı olarak tanımlanan ülkelerin konumu da değişiyor. Yani Türkiye için Çin Doğu ülkesi sayılırken, aslında Batı istikametinden de uzak olsa dahi ulaşmak mümkün.  Çin, Amerika coğrafyasından bakıldığında Batıda kalıyor ama doğu istikametinden de ulaşmak mümkün. Ülkelerin konumuna harita üzerinden baktığınızda, yine bakılan konuma göre, hem Doğu hem de Batı olarak tanımlamak mümkün.

Doğu ve Batı ayrımını yapmanın en basit yolunun, Dünya üzerinden geçtiği kabul edilen Başlangıç Meridyeninin baz alınması olduğu düşünülürse, Başlangıç Meridyeninin de tarih boyunca değişkenlik gösterdiği ortaya çıkıyor. Yani, zaman içinde Kanarya Adaları, Bağdat, İskenderiye, Roma, İstanbul, Yeşil Burun Adaları ve Osmanlı tarafından Ayasofya’nın bu maksatla kabul gördüğü, 1884’te ise İngiltere’nin başkenti Londra’nın bir semti olan Greenwich’in kabul edildiği ortaya çıkıyor. O halde Greenwich doğusunda kalan tüm ülkelerin Doğu, batısında kalanların ise Batı olarak kabulü gerekiyor. Bu durumda, Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya gibi ülkelerin, yani Avrupa’nın neredeyse tamamının Doğu kabul edilmesi gerekirken, Amerika Kıtası ülkeleri, İspanya, İrlanda, Portekiz ve İngiltere dışında Batı ülkesi kalmamış oluyor.

Gerçekten de öyle mi?

Doğu ve Batı kavramları, coğrafi birer terim olmanın ötesinde, tarih boyunca, medeniyetlerin gelişmişlik seviyelerinin gösterilmesinde esas olarak kullanılmış. Gelişmiş toplumlar, medeniyetler Batı, geri kalmış medeniyetler ise Doğu olarak adlandırılmış. Bu açıdan bakıldığında, bir dönem Roma merkez alınıp, Roma’nın doğusundaki ülkelere Doğu, batısında kalanlara ise Batı denilmiş, bir dönem, eski Yunan için Anadolu dahil Arap coğrafyası ve ötesi Doğu kabul edilmiş. Sümer, Babil, Mısır medeniyetlerinde ise bugünün Ortadoğu’su Dünyanın merkezi kabul edilmiş ve Doğu, Batı tanımlamaları bu esasla yapılmış.

Günümüzde de gelişmişlik derecesi olarak değerlendirilen Doğu ve Batı kavramlarının belirlenmesinde, inanç faktörünün ve etkin ticaret ağları ile fosil enerji kaynaklarının zenginliğinde, Dünyanın merkezi olarak halen Ortadoğu coğrafyası tanımlanırken, güç odaklarının bölgedeki etkinliğini de anlamlandırmak mümkün.

O halde günümüzde, Doğu ve Batı tanımlamaları medeniyetlerin gelişmişlik derecesini belirtmek için kullanılan genel tabirlerken, adı geçen bölgelerin zihniyetini de betimleyen kavramlar olarak literatürdeki yerini koruyor. Bu durumda, Batı olarak kabul edilen ülkeler gelişmişlik dereceleriyle yüceltilirken, Doğu olarak nitelenenler, geri kalmışlıklarıyla, bir nevi küçümsenmiş oluyor.

Bu kabulde önemli bir paradoks da var. Rusya, Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore kültürel anlamda ve teknolojide ilerlemiş ülkeler oldukları halde, coğrafi konumlarıyla halen Doğu olarak anılırken, Ortadoğu’nun en büyük tehdit kaynağı İsrail coğrafi konumuna rağmen Batı kabul ediliyor.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI