Ekranlardan Yansıtılanlarla Değiştirilen Toplum - CAN UĞURATEŞ

6 Şubat 2020 Perşembe 00:44

Birbiri ardına ekranlarda yer alan dizi filmlerden güdülen maksat, araştırmaya değer bir konu haline geldi. Ekranlardan lanse edilen yaşam tarzları ve davranış şekillerinin, bireyden aileye ve doğal çevrede bireylerin etkin iletişimiyle, mahallelere, okullara, iş yerlerine, yani hayata yansımasıyla, toplumda, önemli boyutta bir değişim sürecinin başlatıldığı görülüyor. Teknolojinin ulaştığı ileri seviyede, küçük yaşlardan itibaren bireysel bazda etkin olarak iletişim vasıtalarının kullanılmasıyla, bu konuda denetim de giderek zorlaşıyor. Denetim deyince akla ilk gelen sansür olsa da burada belirtmek istediğim denetim, yasaklara dayalı değil, tamamen bireysel bilgilendirme, bilinçlendirmeye yönelik, eğitim etkin bir denetim mekanizmasının kurulması. Bunu başarabilmenin en önemli aşamalarından biri de bireysel okuma oranlarının artırılması ki bu konuda düzenlenebilecek ulusal çaplı kampanyalar, çok büyük önem arz ediyor. Bir televizyon izleyicisi ve etkin sosyal medya kullanıcısı olarak, topluma sunulanlar biraz dikkatle incelendiğinde, ortaya çıkan görüntünün vahametini anlamamak mümkün değil.

Bir zamanlar, ekranlara yansıyan Hollywood kökenli dizi filmlerde, ağırlıklı olarak birlikte ve mutlu, huzurlu yaşayan, yaşam şartlarıyla hep birlikte, dayanışma halinde mücadele eden örnek aileler izlenirdi. Sonra ani bir değişimle, aynı ekranlarda yer almaya başlayan önce yabancı ve yaklaşık eş zamanlı olarak Türk dizi filmlerinde, dağılmış ama ayakta duran, boşanmış anne ve babaya rağmen mutlu, huzurlu bir yaşam süren aile bireylerinin yaşam tarzlarının anlatıldığı görüntüler yer almaya başladı. Daha da ileri gidilerek, Türk toplum yapısıyla kesinlikle bağdaşmayan, ayrılmış eşlerin yakın arkadaş olduğu ve başkalarıyla yeniden başladıkları birlikteliklerin de arkadaşlık ortamına dahil edildiği karakterlerden oluşan yapıları, tanınmış ve sevilen oyuncuların canlandırmasıyla, aile dramlarının, neşeli bireysel karakterlerle sıradan ve oldukça eğlenceli aktarıldığı anlatılarla, önemli bir konsept değişimi yaşandı. Çok sevilen ve özellikle çocuk yaşlardaki bireylerce kolaylıkla örnek alınan film karakterlerinin davranış ve yaşam şekillerinin doğal kabulüyle, bir süre sonra, toplumsal yapıya doğrudan yansıyan kültürel ve sosyal yozlaşma, sıkıntılı bir süreç başlattı. Bu sürecin topluma getirisi de olumsuzlukla, kadın-erkek ilişkilerinde, erkeğin bilinçaltı aldatılma korkusuyla kadının ötelenmesi ve toplumun temel yapı taşı olan çekirdek ailelerin dağılmasına katkı sağlayan, hoyratça örneklemeler oldu. Özgür kadın, kesinlikle korku yarattı.

Ekranlardan yansıyan örneklerin dayanılmaz hafifliğinde, toplumda boşanmalar artarken, bununla paralel artış gösteren bir gelişme daha oldu. İnancın, bilinçli saptırılmış doktrinsel karmaşasında ve geleneklerin, kırsal ağırlıklı biat kültürünün baskısı altında yaratılan yanlış algılarında, kadına yönelik şiddet, cinayetlere varan seviyede eylemsellikle artış gösterdi. Yanlış başlayan ilişkilerin devamlılığında, yaşanmaya başlanan çarpık gelişmelerin önüne geçilemez hale gelindi ve yanlıştan dönmeye kalkan kadınının da şiddet uygulanarak önü kesilmeye çalışıldı. Çünkü dogmaların etkisinde sürdürülen törelerin katı baskısıyla, erkek, içinde bulunulan toplum tarafından sıkıştırılırken, yetişmeden kaynaklı bilinçsizlikle oluşan kıskançlık kavramının tanımında oluşan yanlış algılarla, erkek tarafından, kadının özgür iradesi kısıtlandı ve bu eylem, cehaletin esaretindeki sosyal toplumda, hak olarak kabul edildi. Sonuçta, kadın için istemli/istemsiz aileye kolaylıkla giriş varken, çıkış için ölümü göze almak gibi korkunç bir yaptırım gücü ortaya çıktı.

Esasen toplumun, dogmatik geleneklere bağlı ve erkek üstün baskın yapısında, ikili ilişkilerde, doğrularla yanlışlar oldukça grift bir hale gelirken, gerginliklerde zararlı çıkan, kadınlar ve çoğu farkındalıktan uzak, savunmasız çocuklar oldu.

Günümüzde ekranlara yansıyan dizi filmlerde işlenen konularla, yeniden değişimle ve yine kavramların tanımlarında oluşturulan yanlış algılarla, ekonomik sıkıntılarla mücadelede bunalmış, çıkış arayan ancak yeterli ve gerekli şartları sağlayamadığından çıkış rotasını oluşturamayan, tutunacak bir dal arayan, eğitim kargaşasında kendini karanlıklarda bulmuş ve kendi başına mücadeleden vazgeçmiş, sosyal-kültürel-dini çelişkilerle aklı karışmış/karıştırılmış, toplum yapısının önemli ve çoğunluklu kesiminin hedeflendiği görülüyor.

Ekranlara yansıyan yaşam tarzları ve davranış şekilleri, bu kez de özellikle yasadışı eylemselliği oldukça doğal bir durum olarak gösterirken, film kahramanlarının aykırı davranışları normale dönüştürülmeye ve yapılan iş yasadışı olduğu halde, karakterler üzerinden analizlerle dürüstlük vurgusu yaparak, serseri, kabadayı, delikanlı ve hatta mahallenin abisi kavramlarının karmaşasında dürüstlüğün, namusun, iyiliğin ve kötülüğün tanımı yeniden yazılmaya başlandı.

Dizilerde, yasadışı faaliyetleri yürüten, organize eden ve menfaat sağlayan ekran karakterleri, yaşamdan ders çıkarmış, felsefi yapıda, çok dürüst, delikanlı ve yardımsever; kendince hain lanse ettiklerini yasal sürece dahil etmeksizin cezalandırıp, öldürüp ortadan kaldırarak, doğru davranış sergileyen birer vatansever olarak gösterilebiliyor. Mafyalaşmış ve girilemeyen mahallelerde, esasen yoksulluk ve ekonomik esaret altında yaşayan insanların, bir veya birkaç aile tarafından her yönleriyle korunup desteklendikleri algısıyla, bireyler, bilinçaltında biat kültürüne yönlendiriliyor. Üstelik en önemli sıkıntı, çıkış olmamasında. Yani, bireylerin neredeyse tüm güzel çıkarımlarının da önü kesiliyor ki bu korkunç bir psikolojik baskı. Ayrıca, bireysel silahlanmanın, korunma ve/veya gerektiğinde kendince cezalandırma maksatlı, olması gerektiği lanse ediliyor.

Doğal olarak bunalmış ve bir çıkış arayan eğitimsiz beyinlerce, bu görüntülerden yapılan çıkarım: Devletin yetersizliğinde, her yere rahatlıkla erişebilen ve kendince gerekli gördüğünde anlık cezalandırmalarla, adaleti geciktirmeksizin uygulayan, en yakın alfa karaktere biatla, toplumda kendine saygın bir yer bulabilme kaygısı oluyor. Hani insan takdir edilmek için kıvranır ya, bireyler, güçlü karakterlerin kendilerini takdir etmesi için, her şeyi yapabilecek konuma geliyor.  Sonuç: Giderek artan mafya kültürü, artan bireysel silahlanma, toplumun hızla ayrışması, eğitimin gereksizliği yanlış algısında okumaktan uzaklaşma ve toplum yapısının devletin temel esaslarından uzaklaşıp, kendince kurallarla yaşamaya başlamasıyla, illegal bir yaşam ortamı yaratılıyor. Tüm bunların emperyal bir proje olduğundan hareketle, derhal tedbir alınmazsa, ne eğitim, ne ahlak, ne saygı, ne hukuk, ne adalet ve bunların doğal yansımasının etkisinde ne de toplum ayakta kalacak.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI