İş Ortamında Yanlış Algılarla Huzursuzluk - CAN UĞURATEŞ

2 Ağustos 2019 Cuma 02:14

Tüm devlet kurumları, Anayasa çerçevesinde düzenlenmiş özel kanunları ile yönetimsel anlaşılırlık ve yürütmeyi kolaylaştırma maksatlı, kanuna uygun düzenlenmiş tüzük, yönetmelik, yönerge ve devamlı talimatlar dâhilinde yönetilir. Yönetim için esas unsurlar yönetim kademesince tespit edilir ve gerekiyorsa, bu konuda kanun ihdası için detaylı bir hazırlık yapılarak, çalışmalar teklif halinde Meclise gönderilir. Meclis, kendisine intikal eden kanun teklifini ilgili komisyonlarıyla inceledikten sonra, gerekli ve uygun görürse, teklif edilen kanunu onaylayarak, standart prosedürün ardından uygulayıcılara gönderir. Kanunu bilmek her vatandaşın yükümlülüğüdür. Kanuna aykırı eylem ardından, o kanunu bilmemek, mazeret olarak ileri sürülemez.  

Her kurumun, kanunlarla belirlenmiş bir görevi, bu göreve yönelik vizyon ve misyon tanımlamaları vardır. Aynı zamanda, kurum/işletmelerde çalışanların da yine kanunlar, yönergeler ve yönetmelikler çerçevesinde, o iş kolunda ihtiyaca uygun belirlenmiş, görev tanımları vardır. Her çalışan, görevini, bu görev tanımına uygun olarak yürütmek zorunluluğundadır.

Ayrıca, her çalışanın, yine ilgili kanunlarla belirlenmiş özlük hakları da mevcuttur ve bu özlük hakları ile görev tanımları, ilgilinin o işe müracaatı öncesinde taliplerin/ isteklilerin kolaylıkla erişebilecekleri bir iletişim vasıtasıyla yayınlanır. Yani bir işe başvurulurken, ilgili kurumların personel temin merkezlerince, yapılacak işin görev tanımı ve bireysel özlük hakları gizlenmez, aksine, uygun bireylerin müracaatıyla, personel temininin etkin ve istenilen seviyede yapılması için, detaylarıyla yayınlanır. Yani devlet kurumunda göreve başlayan her birey, göreve başladığı an da yapacağı işi ve özlük haklarını detaylarıyla biliyordur.

Doğaldır ki her birey en iyi şartlarda görevini yaparken, en iyi özlük haklarına da erişmek ister. Ancak özlük hakları belirlenirken, tespit edilen rütbe ve makam üzerinden bazı kıstaslarla, haklı olarak bir kademelenme oluşur.  Bu kademelenme olmak zorundadır. Çünkü her görevin, rütbenin, makamın işlevselliği ve yapılan işe katkısıyla, yüklenilen sorumluluk farklıdır.

Tam da burada eşit işe eşit ücret söylemi ve mantığı haklı iken, yaratılan algı yanlıştır. Eşit işten kasıt, kurumun/işletmenin aynı olmasıyla, üretilenin veya sunulan hizmetin çıktı olarak aynı olması değil, yapılan işin görev tanımının, yetki ve sorumlulukların aynı olması demektir. Yani bir fabrikanın işçisi, teknisyeni, mühendisi, müdürü, genel müdürü temelde çıktı olarak aynı işi yapıyor görünse de esasen farklı konumlarda, farklı yetki ve sorumluluklarla, farklı eğitim seviyelerinde ve farklı katkılarla çalışıyorlardır. Doğal olarak kazanımları da katkıları nispetinde farklı olacaktır.

Farklı bir açıdan bakıldığında, bir vücudun, hareket edebilmesi için kas ve kemik sistemlerine, bunların canlılığını sağlamak için solunum, dolaşım, sindirim ve boşaltım sistemine ihtiyacı vardır. Ancak, bu sistemlerin işlevsel olabilmesi için, sinir sistemi ve beyin olmazsa olmaz konumundadır. Beyin ve sinir sitemi olmadığında, diğer sistemler ya kontrolsüz çalışmaya başlar ya da bilinçsiz bir durumda, hiçbir tepki vermemeye başlar, ölür. Her kurum/işletme yapısı içinde teşkil edilmiş tüm sistemler de esasen gerekli iken, olmazsa olmaz görevler, rütbeler, makamlar vardır. Bir çalışanın yerine derhal ya da çok kısa bir süreçte aynı işi yapabilen bir başkası getirilebiliyorsa, o kadroyu işgal edenler, kurum/işletme için, birey bazında hayati öneme sahip değildir. Ancak toplu iş bırakma durumu tabii ki farklıdır ve faklı sonuçları olur.   

Ancak, bu anlatı, sıradan çalışanların insanca yaşamasının engellenmesi anlamına gelmez. Özlük haklarının savunulması için kanunlar konulmuş ve gerekli kanunlarla birlikte, bir korunma, hak arama sistemi olarak sendikalar oluşturulmuştur. Sendikaların görev ve sorumlulukları bellidir ve demokrasilerin vazgeçilmezlerindendir.

Özlük haklarının iyileştirilmesi çalışmalarında, bir esas daha vardır. Özlük hakkı mücadelesi diğer çalışanlarla değil, işverenle, yürütme erkiyle yapılır. Yani, özlük hakkının iyileştirilmesi isteği en doğal hak iken, bu maksatla, diğer rütbe, makam ve konumlarda çalışanlarla karşılaştırmalar yapmak, diğerlerinin daha az çalıştığını ileri sürmek, daha da ileri giderek, diğerlerini aşağılayıcı tabirlerle sloganlar geliştirmek, büyük bir yanlışa ve doğrudan huzursuzluğa götürür. Doğrudur, her insanın insanca yaşama hakkına, insanca yaşama şartlarına sahip olması gerekir. Ancak, bunu sağlamanın yolu, demokratik hakların yasal zeminde kullanılmasıyla yapılan mücadeledir.

Ayrıca, burası önemli, kurumda/işletmede çalışan olarak sayısal üstünlüğe sahip olmak, as olmak anlamına gelmez. Kurumlar/işletmeler sayısal üstünlüğe sahip çalışanlarının istemleriyle değil, karar verici ve olmazsa olmaz konumda görev yapanların, gerektiğinde, aldıkları eğitim ve ulaştıkları tecrübeyle, sorumluluk üstlenerek verdikleri kararlarla yönetilir. As olanın eğitim seviyesi, eğitim süresi, görgüsü, tecrübesi ve verilen yetkiyle, yüklenmeye cesaret ettiği sorumluluk her daim diğerlerinden üst seviyededir. Genel prensip olarak yetiştirilmesi zor ve sayıca az olan, her zaman daha değerlidir. O halde söylemlerin yanlış algısından bir an önce kurtularak, çalışanların haklarının doğru esaslarla korunumunda, doğruları esas alarak, çalışanların bilinçli manipülelerle oluşturulmuş algısal yanlışlarını düzeltip, huzurlu çalışma ortamların derhal oluşturulması gerekir.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI