Öğretilmiş döngünün esareti - CAN UĞURATEŞ

13 Ocak 2017 Cuma 09:08

Bireyler, giderek arkadaşlık, dostluk, komşuluk gibi kavramlardan uzaklaşmaya başladı. Doğal olarak yalnızlaşan bireyin, artan sorunlarla tek başına mücadelesi de bir o kadar zorlaştı. Özellikle küresel güç odaklarınca yeniden planlanan yeni Dünya düzeninde, bireylerin ve tabi ki bireylerin oluşturduğu toplumların, kendi sorunlarıyla geçirmeye başlayarak bir türlü başarılı olamadığı sosyal yaşam süreçlerinde, yalnızlaşmalarının devamı sağlanarak, gerilen sinir sistemlerinin etkisiyle birbirlerini engel olarak görmeye başlamasıyla, içten içe bir kurtarıcı arayışına girmeleri sağlanıyor. Bu durumda da birey temelinden yürüyerek, toplumların, doğrudan kendilerine sunulan ve güçlü olduğu lanse edilen kişileri sorgulamaksızın lider kabul etmesi sağlanıyor.  Bu durum, milli mücadele yıllarında kurtuluşu panik halinde manda ve himaye kavramlarıyla ABD, İngiltere gibi, dönemin güç odaklarının koruması altında arayanların anlayışına benzer bir algıyı da beraberinde getiriyor. Bireyler, kurtuluşlarının aslında kendi seçimleriyle ve mücadeleleriyle olabileceği gerçeğinden uzaklaştıkça, tedirginlikleri de artıyor. 

Özellikle kültürel yozlaşmayla baş başa bırakılan ve eğitimin yetersizliğinde, farklı ideolojik oluşumların organize ettiği doktrinsel yönelimlerin baskısıyla, bilimsellikten uzaklaştıkça artan cehaletinin etkisiyle, yalnızlığının paniksel ortamında kendini sıkışmış hisseden birey, bir kurtuluş çaresi aramaktansa şiddete yöneliyor. Tıpkı, sıkışmış sevimli bir evcil hayvanın, panik halinde insanın üzerine atlamasına benzer bir psikolojik durum yaşıyor. 

İşte tam da bu noktada, devreye terör giriyor. Patlayan bombalar, ateşlenen silahlar, sokak ortasında saldırıya uğrayan masum insanların çaresizliği, bireyde ve bulunduğu toplumda önceleri, var ise emniyet sisteminin güvenliğine sığınarak, yaşamına devam etme yönünde bir davranış sergilemesine yol açarken, artan şiddet ve güvensizlikle bozulan psikolojisinin etkisiyle, birey saldırganlaşmaya başlıyor. Bu saldırganlığını, önce terörü yaratanlara şiddetle yöneltirken, artan çaresizliğiyle, çevresindeki kendi gibi olan bireyleri dahi tehdit olarak algılayarak, gelişen güvensizlikte, kendini koruma maksadıyla, saldırganlığını her geçen gün biraz daha artırıyor. Dolayısıyla hoşgörü, anlayış, tahammül kavramlarını unutan birey, artan saldırganlığıyla, ufak tetiklemelerle, provokasyonlara açık hale geliyor.

Terör eylemleriyle, bireylerden itibaren toplumların psikolojisini kontrol altına almaya başlayan güç odakları, bununla yetinmeyerek, propaganda faaliyetlerini günümüz iletişim teknolojisinin mükemmeliyetinde, sosyal medya, yandaş medya gibi oluşumlarla artırarak, bireyleri, kendi beyinlerinde oluşturdukları demir perdelerin arkasında hapsederek, arada bir uzattıkları yardım eliyle, doğrudan yönetmeye başlıyor.

Birey, bir noktadan sonra kendi hür iradesiyle değil, topluluğa verilen komutlarla, otorite kabul ettiği ve yardımını esirgemeyen olarak gördüğü, lider olarak benimsediğinin ardından, sorgusuz sualsiz gitmeye başlıyor. Bir nevi sürü psikolojisi içinde ve dayatmalarla, sebep-sonuç ilişkilerini çözümlemekten, sorgulamadan uzaklaştığı için, kendisine söylendiği gibi, “sürüden ayrılanı kurt kapar” algısıyla, tek düze bakış açısıyla ve söylendiği istikamette ilerlemeye devam ediyor. Üstelik liderin dürüstlüğünü, doğruluğunu kesinlikle sorgulamaksızın ve bu durumda, kendini bekleyen akıbeti de net olarak değerlendiremediğinden, doğrudan otoritenin, yani güç odaklarının, yani doktrinsel iradelerin esiri oluyor.

Aslında etkin bir eğitim sisteminin dinamikliğinde yetişmiş olsa, çok rahat görebileceği gerçekleri, mankurtlaştırılmış beyni ile göremiyor. İstenen de bu ve Stalin’in tavuğu örneğinde olduğu gibi, birey artık yolunu, benliğini kaybetmiş konumuyla, müthiş çaresizliğinde kişiliğini, karakterini, beynini emanet ettiği otoritenin kimliğini sorgulamaksızın, onun basitleştirilmiş, temel insan ihtiyaçlarının karşılanması yönündeki sunumuna razı olarak, toplumdaki ve geniş açıyla bakıldığında küresel dengedeki yerlerin korunmasına imkân sağlıyor. 

Bu durum, basitleştirilmiş temel bir döngü halinde, kuşaktan kuşağa derinleşerek arttıkça, bireylerin ve dolayısıyla toplumların kendilerini kurtarma şansını da ortadan kaldırıyor.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI