Özgürlük Güçten Dayak Yerken - CAN UĞURATEŞ

5 Ekim 2019 Cumartesi 00:10

Ey özgürlük diyor, Paul Eluard’ın dizelerine yaptığı o güzel bestesiyle Zülfü Livaneli. Önce özgürlük ve her daim özgürlük, hayatın her safhasında, her ortamda ve tüm güzelliklerle birlikte özgürlük diye haykırıyor Eluard, dizelerinde özgürlüğü anlatırken. Paul Eluard, Dadacı (Dadaizm: Savaşa ve toplumsal düzensizliğe başkaldırıdan doğan, sanatsal akım.) ve gerçeküstücü (Gerçeküstücülük=Sürrealizm: Aklın, geleneklerin, alışkanlıkların denetiminden uzak, bilinçaltı gerçeklerini yansıtan, bilinen gerçekle bağlarını kesip kendince bir gerçek yaratmak amacını güden sanatsal akım.) bir Fransız şair. Birinci Dünya Savaşı dönemi ve getirdiklerine itirazı var ve haklı da. Çünkü Birinci Büyük Savaşın en önemli getirisi İkinci Büyük Savaş ve ardından gelişen küresel jeopolitiğin, şiddetle yansıyan saçma sapan dayatıları. Yani güç ve özgürlüğün muhteşem mücadelesinde, aldatıcı da olsa, perspektif, kazananın güç olduğu doğrultusunda izlenim veriyor. Buna isyan etmemek mümkün değil ki insanlığın isyanıyla gelen kaos, bir kısır döngü yaratıyor. 

Güç ve özgürlüğün savaşı, insanlığın yaratılışına kadar uzanan bir süreç ve daha İnsan yaratıldığı anda, özgürlükleri de bir otoritenin dayatıları ile sınırlanmaya zorlanıyor. Kutsal retorikler, insanın otoriteye başkaldırısı ve alınan tedbirlerin içeriğini sayfalar dolusu anlatıyor. Ancak, bir yerde önemli bir paradoks var. Yaratıcı, insana özgür irade ve muhteşem bir merak ile sorgulama dürtüsü verirken, düşünmenin, sorgulamanın yani zihni açılımların önünü kesiyor görünümü yaratılıyor. Oysa Kuran’ın ilk ayeti, okumayı emrediyor ki okumak, özgürlük demek.

Zorunlu toplumsal yaşamla birlikte gelen zorunlu kurallar bütünü, bireysel bazda özgürlüğe kısıtlamalar getiriyor ki olması gereken de bu. Çünkü toplumsal yaşamın getirisi olan sosyal toplum yapılarında, bireysel özgürlüklerin çakıştığı alanlar ortaya çıkıyor. Bu da kaos ve ardından anarşi anlamına gelir. Ancak, günümüz küresel gelişmelerinin görünümü, güçlü olanın kendini haklı görerek, kendi menfaatleri doğrultusunda, şiddetin her türünü uygulayarak, özgürlükleri ortadan kaldırmaya çalıştığını ortaya koyuyor. Bunun sonucu da bölgeselden küresele yönelen kaotik gelişmelerin, terörle sahaya yansıması. Kaybeden ise kesinlikle özgürlük ve özgürlük güçten sopa yemeye devam ederken, sopanın darbeleri aileleri dağıtmaya, çocukları öldürmeye,  masumların kanlarını dökmeye devam ediyor. Üstelik sopanın, bunu yaparken ortaya koyduğu gerekçe de trajikomik bir şekilde, özgürlük getirmek. Dayak yerken özgürlük ise kesinlikle aykırı bir düşünce olsa gerek.          

“Ben senden daha üstünüm diyordu özgürlük. Çünkü daha akıllıyım. Ve sopa karşılık veriyordu: Hayır, ben senden daha üstünüm. Çünkü senden daha güçlüyüm. Tartışırken, iş sonunda kavgaya döndü. Sopa özgürlüğe öyle bir dayak attı ki hatırladığım kadarıyla, özgürlük hastanede öldü.” Maksim Gorki, Ekmeğimi Kazanırken isimli kitabında, bir çocuğun yaşam mücadelesinde edindiği tecrübeleri aktarırken, böyle anlatıyor özgürlük-güç ilişkisini.

Nedir özgürlük?

Aslında Paul Eluard’ın dizeleri özgürlüğü çok güzel tanımlamış olsa da özgürlük, TDK Sözlükte: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbesti; her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet olarak tanımını buluyor.

Hukuka dayalı devletin görevi de bu tanımın kapsamında yaptığı düzenlemeler ve koyduğu yaptırımlara dayalı kurallarla, bireysel özgürlükler üzerine koymak zorunda olduğu en az kısıtlamalarla, toplumsal düzeni ve huzuru sağlamak. 

Ancak toplumsal bir gerçek vardır. İnsan ihtiyaçlarının sınırsızlığında, eğitimsiz veya bilinçli yanlı doktrinsel baskılarla yetiştirilmiş beyinler tarafından, özgürlüğün sınırları sürekli zorlanır. Sınırların zorlandığı yerlerde, birilerinin kendince özgürlük olarak tanımladığı alan genişlerken, birilerinin özgürlük alanı baskılarla kısıtlanır. Tam da bu konumda hak, hukuk ve adalet kavramları devreye girerek, tüm bireyleri eşit kapsayan bir denge kurar. Böylelikle, kimse feragat ettiği özgürlükten sıkıntı duymaz. Çünkü bireysel mutluluk ve huzur için, bu feragat gereklidir. Özgür yaşayabilmek için karşılıklı saygı gerekir. Karşılıklı saygı, diğerlerinin hakkına, hukukuna, özgürlük alanına müdahale etmemeyi, kısıtlamaya çalışmamayı gerektirir.

İnsanlığın düşünsel evriminde en zor olan, bireylerin ve oluşan toplumsal yapıların, kendi haklarının bir kısmından, diğerlerinin de menfaatleri uğruna feragat edebilme iradesidir. Bu iradeyi gösterebilecek beyinlerin ise felsefe ile tanışması, sorgulaması, okuduğunu anlaması ve sebep-sonuç ilişkisini analiz edebilmesi gerekir.

Bunu sağlayabilmenin en güzel yöntemi de doğru esaslarla ve konudan sapmaksızın usulünce tartışmayı sağlamaktır. Tartışabilmek, tartışma ortamı yaratabilmek de fikirsel özgürlüklere gebedir, karşılıklı saygı ve anlayış gerektirir. Günümüz okullarının, antik dönem felsefe okullarındaki özgür düşünsel ortamda fikir üretebilecek seviyelere ulaştığını düşünün. Güzel olur değil mi? İki binli yıllarda, halen ve her ortamda özgürlük güçten dayak yerken, örneğimizi binlerce yıl gerilerden, tarihin tozlu sayfalarından vermek ne kadar da düşündürücü.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI