Suç ve Ceza - CAN UĞURATEŞ

24 Ağustos 2019 Cumartesi 00:13

Bu isim, doğrudan aynı adı taşıyan, Dostoyevski’nin, uzun soluklu klasikleşmiş romanını akıllara getirirken, amacım da bu zaten. “Suç ve Ceza”, konusu olan öyküde geçen bir kısım felsefi söylemler, dikkat çekiciliğiyle, günümüz gerçeklerini tartışmaya açar nitelikte. Umarım birçoğumuz bu romanı okumuşuzdur. Çünkü eğitim sisteminin karmaşasında, felsefeden ve okumaktan giderek uzaklaşan bir toplum haline evrilmemiz söz konusu. Giderek okumaktan uzaklaşıyoruz. Sanki bir güç, yayınlanmış tüm kıymetli kitapları toplayıp, onların yerine, bireylerin eline çok daha zahmetsiz, beyni yormayan, düşünmeyi, mantık yürütmeyi gerektirmeyen teknolojik aletleri bilinçli olarak veriyor.

“Suç, toplumsal düzenin bozukluklarına karşı bir protestodur.” Bu cümle aynı kitaptan alınma ve önemli bir tartışmayı başlatabilecek seviyede ağırlığı var. Gerçekten böyle olabilir mi? Yani, hemen her suç incelendiğinde, böyle bir sonuca ulaşmak mümkün mü? Her aksaklık, çevresel bozukluktan, yolunda gitmeyen uygulamalardan kaynaklanıyor olabilir mi? Yaşamsal süreçte ortaya çıkan suçlar, esasen bir protestolar bütününden mi oluşuyor? Dostoyevski, anlatısında doğayı da işin içine katıp bir çıkış bulurken, akla, doğayı bozanın da insan olduğu geliyor. O halde doğa da aslında kendisine karşı yapılan yanlışları protestoyla, insana karşı bir duruş sergiliyor.

Bir düşünün: Toplumsal düzen tamamıyla sağlanmış. İnsanlar iş için sokaklara dökülmüyor. Asgari ücret, kesinlikle refah seviyesinde bir yaşam sunuyor. Eğitim sistemi çağdaş, bilimsel temelli ve ayrım gözetmeksizin, eşit imkânlarla her bireye ulaşıyor. Kültürel gelişme, çağdaş seviyeye ulaşmış. Her bireyin elinde bir kitap ve herkes sorguluyor, araştırıyor, sebep-sonuç ilişkisini anlamlandırabiliyor. İstihdam sorunu ortadan kalkmış ve doğal getirisi olarak iaşe ve ibate sorunu da kalmamış. Her bireyin, ailenin kendine yeterli, insanca yaşayacağı bir evi ve toplumsal refahın altında kalmayacak bir geliri var. Aç insan yok. Cahil insan kalmamış. Hak, hukuk ve adalet kavramlarının anlamında bir toplumsal yapılanma var. Zaten her birey mutlu ve huzurlu olduğundan, bireyler arası yaralayıcı tartışmalar kalmamış. Yönetimde demokrasinin, hukukun, adaletin, eşitliğin, liyakatin üstünlüğünün kabulü esas ve taviz verilmiyor. Tüm bireyler bilinçli olduğundan, toplumsal, sosyal hayatın tüm safhalarında, kadın-erkek diye bir ayrım söz konusu değil ve doğal getirisi, cinsiyet ayrımında şiddet kalmamış. Yani tüm sorunları çözülmüş, çağdaş bir seviyeye ulaşmış bir toplum yapısı kurulduğunda, suç işlemeyi gerektirecek bir neden olabilir mi?

Peki, güç sorununu nasıl çözeceğiz? İnsanın yaratılış özelliği olan, “önce ben” egosunu nasıl ortadan kaldıracağız? Yönetmenin, emir vermenin, diğerlerini kullanmanın, her istediğini diğerlerinin ihtiyaçlarını gözetmeksizin elde edebilmenin, her koşulda haklı kabul edilmenin, daima takdir edilip alkışlanma isteğinin, fazladan kazanımla, diğerlerine hükmedebilmenin dayanılmaz hafifliğini, nasıl ortadan kaldıracağız?

Suç, sadece toplumsal düzenin bozukluklarına karşı bir protesto olsaydı, toplumsal yapıların tüm sorunları giderildiğinde, suç kavramının anlamına giren herhangi bir eylem kalmazdı. Ancak, insanın yaratılış özelliği, başlı başına bir suç kaynağı değil mi? “Önce ben” ile gelen muhteşem doyumsuzluk ve her şeye sahip olma arzusu, başlı başına suça azmettirici bir neden değil mi?

O halde insan, ihtiyaçlarının sınırsızlığında, önce ben egosunun baskınlığında, hırslarının esaretinde, her an suç işleyebilecek kapasitede bir varlık. Bu arada suçun tanımı da önem kazanıyor. TDK Sözlüğünde suç: Törelere, ahlak kurallarına aykırı davranış; yasalara aykırı davranış, cürüm olarak anlamını buluyor. Demek ki uyulması gereken kuralları da insan koyuyor ve bu kuralların tüm bireyleri kapsayabilmesi, tüm bireylerce benimsenebilmesi için de evrensel olması gerekiyor. Evrensel hukuk kurallarını tesis edebilmek için de bağımsız, özgürce ve bilimsel verilerle kanun yapabilecek yapılanmaya ihtiyaç var. Evrensellik ilkesiyle, kapsayıcı, eşit, adil tesis edilmiş kanunların, kapsayıcılığında, bireylerce kabulünün sağlanması da bir gereklilik.

Yani, toplumsal bozuklukların düzeltilmesiyle suçu ortadan kaldırmak mümkün ancak bir şartla: İnsan denilen varlığın, bilimsel temelli ve biat kültüründen uzak bir eğitimle, önce ben egosundan arındırılması gerekiyor.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI