Tanrıyı Anlamak - CAN UĞURATEŞ

24 Mart 2020 Salı 01:06

Varoluşunun başından bu yana binlerce yıldır, insanın, en çok hatta sürekli düşündüğü tek bir kavram var, Tanrı. Hangi inanca sahip olunursa olunsun, bir yaratıcının, yol göstericinin, koruyucu ve kollayıcının varlığına inanmak, doğal olarak insanı rahatlatıyor. Her insanın, iyi veya kötü, neşeli veya hüzünlü anlarında yalnız olmadığını hissettiren duygunun, bireyler için önemi yadsınamaz. Bu durumda da bireysel olarak, her zaman bir gözetene ihtiyaç duyulması anlaşılır hale geliyor.

Peki, binlerce yıldır değişken kurallarla yoluna devam eden inanç sistemlerinin egemenliğinde, özgürlüğünden, kendi hür sandığı iradesiyle ödün veren insan, gerçek manada, inançlarıyla bütünleşen Tanrıyı tanıyor, anlıyor ya da onu anlamayı gerçekten arzuluyor mu? Yoksa inançlarının gelenekselleşmiş retorikleriyle ve çoğu kez dogmalarla desteklenmiş hurafelerle, gelenekselleşen biat kültürünün farkındasız esaretinde, kendine sunulanlarla yetinerek, tanıdığı kanaatiyle, kendini aldatıyor mu? İnançlı olduğunu düşünen insan, Tanrıyı anlıyor ve gerçekten onun istediği doğrultuda yaşamına yön veriyor mu? 

S. A. Ramanujan, Hintli Brahman ve matematikçi bilim insanı. Matematiğin büyüleyici dünyasına kazandırdığı formüllere nasıl ulaştığı halen çözülemezken, retorikte, bu formülleri kendisine Tanrının yazdırdığını söylediği yer alır ki ortaya koyduğu formüllerin bir kısmı, günümüzde evrenin en önemli gizemlerinden olan, kara delikleri anlamak için kullanılıyor. Üstelik ortaya koyduğu formülleri, tam yüz yıl önce bilim dünyasına armağan ederek, hayata veda etti.

Yahudi asıllı olan ve inancı çoğunlukla tartışılıp, ateizme yakın görünen A. Einstein, “Biz, pek çok değişik dilde kitapla doldurulmuş bir kütüphaneye giren, küçük bir çocuğun durumundayız. Çocuk, kütüphanedeki kitapları birisinin yazmış olması gerektiğini bilir. Nasıl yazıldıklarını bilmez. Yazıldıkları dilleri anlamaz. Çocuk, kitapların sıralanmasında esrarengiz bir düzen olduğundan şüphe eder ama ne olduğunu bilmez. Bu durum, bana göre, en zeki insanın bile Tanrıya göstereceği yaklaşımdır. Biz, evrenin muhteşem bir şekilde düzenlendiğini ve belirli kanunlara uyduğunu görmekteyiz. Ancak, bu kanunları çok bulanık bir şekilde anlayabilmekteyiz.” (Einstein ve İnanç, Time Magazin, 05 Nisan 2007) diyerek, Tanrıyı anlamanın ya da ona ulaşmanın yolunun, evrenin kanunlarını, kurallarını çözmekle mümkün olduğundan hareket eder. Yani Einstein, Tanrıyı anlamak için evreni anlamanın gerekliliğini ortaya koyarken, bunun da ancak bilimle mümkün olduğunu belirtir.

Bu doğrultudaki örnekleri, farklı inançlara sahip, tanınmış bilim insanları üzerinden artırmak mümkün. Bilim insanlarının neredeyse tamamı, evrenin işleyişini anlamak için çaba sarf ederken, esasen Tanrıyı mı anlamaya çalışıyor? Mantık şu: Evreni ve tüm kapsadıklarını Tanrı yarattıysa, her sistemin belirli bir düzen içinde olması ve bir formülle tanımlanması gerekecektir ki evrenin devamlılığını sağlayan bu formüllere ulaşıldıkça da Tanrı daha iyi anlaşılacaktır. Böylelikle de insan kendini tanıyacak, evrende kendi yerini bilerek davranmaya yönlenecektir. Ortaya çıkan sonuç da doğal olarak yok etmekten, tüketmektense, sorgulamak, araştırmak, doğrulara ulaşmak; yaşatmak, üretmek hedefli olacaktır. Bu sonucun da insanlığı saygıya ve sevgiye götüreceğini değerlendirmek, en doğru çıkarımdır. İnanç öğretilerinin hedefi de bu değil mi?

Merak eden, sorgulayan, araştıran, doğrulara ulaşıp yaşatmayı ve üretmeyi hedeflerken, çalışmayı, doğruluğu-dürüstlüğü, tüm canlılara sevgi ve saygıyı benimseyen insan, amaca ulaşmış olmuyor mu?

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI