Sakız Adası’ndan, Türkiye’nin Sosyolojisine - CÜNEYT ÖRKMEZ

21 Temmuz 2016 Perşembe 09:17

Ege’de Çeşme karşısında bir Yunan adası Sakız.  Sakız’ın şehir merkezi olarak sayılan yerel dilde Hios’un meydanında ihtiyar Yorgo biraz şaşkın biraz acıyan yüzüyle “Pek sakindi bizim buralar. Suça alışık değildi. Kapılarımızda kilit yoktu, gece gündüz bir şey olmazdı. Bir şeyimiz çalınmazdı. Ya şimdi korkar olduk” dedi. Şimdilerde Sakız’ın altı üstü Avrupa’ya akın eden mültecilerle dolunca, bazen nüfus olarak azınlığa düştüklerini bile düşünecek duruma gelmiş Ada halkı. Sosyal yapıyı sarsıcı, toplumsal psikolojiye etki eden bu yeni durum sükunete alışmış Yunanlıları şaşırtmış durumda. AB sınırları içerisindeki bu Ada’nın şartları davetsiz misafirler için oldukça büyük imkansızlıklarla dolu.

Batman’da İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi İl Müdürlüğü’nü ziyaretimizde il genelinde 25 bin geçici koruma altına alınmış Suriyeli bulunduğunu öğreniyoruz. Sorunları ile ilgili olsun olmasın her türlü problemleri için ilk uğrak yerleri bu il müdürlüğü binası oluyor Suriyelilerin. Kapı açık, açık ofis sistemli alçak bankolar ve güler yüzlü çalışanlar bizi karşılıyor.  İl müdürünün odasının kapısı da açık.  İçerideki Suriyeliler ile çalışanların ve müdürün konuşmalarına şahit oluyoruz. İletişimdeki çözüm odaklı yaklaşım dikkatimizi çekiyor. Çok ilginç sorular ve sorunlarla nasıl baş edebildiklerini hayretle izliyoruz. Sabırla, şevkatle ve güven veren bir üslupla Arapça, Türkçe, Kürtçe ve hatta İngilizce diyaloglarındaki normalliği görünce bir gece önce televizyonda Suriyelileri tartışan, tartışma programının o pek ünlü konuşmacılarının birbirleri ile olan diyaloglarını düşünüyorum. Onların bu Suriyeli sorununu ağızlarını pek kocaman kelimelerle doldura doldura pek katı, bir tavırla nasıl tek düze bir bakış açısı ile tartıştıklarını düşününce orada Göç İdaresinde çalışanların normalliği bana daha da ilginç geliyor. Normallikten kastım aslında çalışma alanının zorluğu karşısında bu derece dikkatli görev yapabilmeleriydi. Sakin, çözüm odaklı, bir yardım kuruluşu çalışanı davranışını orada çok net görünce Türkiye’nin başka ülkelerin bu göç karşısında yapamadığı bir şeyi yapabilmekteki başarısının tesadüf olmadığını daha iyi anladım.

Şu an için ülkemizde geçici koruma altına alınan Suriyeli, vatansız ve mülteci olarak tanımlanan insanlarla, üç milyon civarında olduğu söylen bu toplulukla ilgilenmenin organizasyonu çok büyük bir iş. Bu güne ve geleceğe dair yapılan ve yapılacak çok fazla iş var. Bu gün için yapılanlar küçümsenmeyecek kadar önemli işler. Dünya’nın hayret etmesinin boş olmadığı bir gerçek.  Bu zor işin organizasyonunda yer alan insanların hatasız çalışabilmeleri için onların motivasyonunu da düşünerek Suriyeli tartışmalarına biraz daha demokratik ve insan haklarına saygılı bir üslup kazandırmalıyız.

Suriyeliler için bu gün yapılan tartışmaların daha uzun süre devam edeceğini tahmin etmek zor değil. Ancak tartışmalar yanında hızlıca yapılması gereken sosyolojik çalışmalara ihtiyaç olduğu da bir gerçek. Hızlı kararlar için hızlı araştırmaların bu çatışmacı tartışma kültürü içerisinde nasıl yapılacağı biraz düşündürücü. Biz konuyu acımasız, bazen ne yazık ki ırkçı, dışlayıcı ve siyasi rövanşçı yaklaşımlarla tartışırken içimizde, toplumsal tabanda sosyolojik bir çökelme yaşandığını unutmayalım. Ülkemiz sınırları içerisinde, bu Suriyeli, vatansız ve mülteci akınından bu yana yüz binlerce çocuk dünyaya geldi. Geçici koruma altındaki, mülteci konumundaki binlerce insan devlet yardımları yanında kayıt dışı işlerde çalışarak, yardıma muhtaç bir biçimde içimize sığındı. Kamu politikaları, bizim yardımseverliğimiz,  Suriyelilerin kendi uyum sağlamaya dönük yaklaşımları ile bu günlere gelindi. Bazen Akdeniz’de Ege’de bazen de tır dorselerinde boğuldular. Paralarını umut tacirlerine kaptırdılar. Suça bulaşanlarda oldu tabii ki. Sorun da oldular. Problem de yarattılar. Ama genel anlamda sorunun büyüklüğüne bakarsak yine de bir kaotik durum bir kronik çatışma ortamı oluşmadığını görüyoruz. Bu konuyu yaralayıcı olmayan sağlıklı bir ortamda tartışabilmeliyiz.  Kamu ve yardım kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının, gönüllülerin görevlilerin durumunu düşünmek, mutfakta işlerin zor olduğunu unutmamak gerek.

Göç idaresinde müdür odasında otururken gördüğüm ilginç diyaloglardan biri: gelen kişi adının Muhammed olduğunu söylüyor Göç İdaresi İl Müdürüne. Nişanlısının Şam’da olduğunu onu da Batman’a getirmek istediğini söylüyor ve yöntem soruyor. Müdür birkaç yoldan bahsediyor. Muhammed beklemediği kadar ilgili cevaplar alınca rahatlıyor. Müdürün ikram ettiği lokumdan sonra soruyor,  “Peki kayın validemi nasıl getirebilirim?”

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI