CENAZELER VE ORKESTRAL SENFONİ - GURBET DUYMUŞ

23 Mayıs 2019 Perşembe 09:28


Ölüm yaradanın kuluna açmadığı bir sır perdesidir
Ruhumun Perdeleri                                    
Ölüm bilinmezliğin dibi en uç noktası… Ölümün gelişi… Kaza, kalp krizi, düşme, vurulma, ecel yani her türlü gelen ölüm. Yani ötelenemeyen, ertelenemeyen ve “Ecel gelmiş cihane, başağrısı bahane!” diyecek kadar yanıbaşımızda olan ölüm.  
Ölümün gelişini vakarla karşılamak ve mütevekkil olmak… 
Cenaze törenleri eskiden vakardı, ağırbaşlılıktı, dayanışma bir araya gelişti. Konu komşu yemek pişirir, ölü evine götürürdü. O zamanlar yemek şirketleri olmadığından her şey imece ile yapılırdı; dostluk, arkadaşlık, komşuluk bağları güçlenirdi. Eksik olan tencere, tava her şey komşudan gelebilirdi. Acı, sevgi ve telaş, dayanışma, kardeşlik bir aradaydı; insani doku güçlüydü.                          
Doğuda bir evde cenaze olduğunda bir dönem tanık olduğum için biliyorum: kimi hayvanını önüne katar, ölü evine götürürdü; kimi yağ, kimi tuz, kimi şeker alır ölü evine götürürdü. Ölü evinin yükünü tüm köy halkı, belde halkı beraber kaldırırdı. Şehir dışından cenazeye gelenleri ölü evinin yakınları kendi evlerinde ağırlar, büyük bir misafirperverlik büyük bir kadirşinaslık gösterirlerdi. Herkes evinde neyi varsa misafirin önüne çıkarırdı, dolayısıyla cenaze töreni birlik, beraberlik ve dayanışma vesilesi olup çıkardı. Konudan komşudan cenaze çıkmışsa eğer; günlerce televizyon, radyo açılmazdı, saygısızlık olmasın diye… Hatta planlanmış düğün varsa ertelenirdi veya düğünlerde müzik açılmaz, çalgı çengi olmaz, oyun oynanmaz; sade törenler yapılırdı. Sade elbiselerle eşin, dostun komşunun acısına eşlik edilirdi. Matemi beraber tutulur, gönül yükü, ruh yükü, kalp acısı hafifletilmeye çalışılırdı. Şimdi cenaze törenlerine katıldığınızda bakıyorsunuz: saçlar fönlü, sohbet edilirken şuh kahkahalar atılıyor hatta göz ucuyla gelip gidenler birbirlerinin ayakkabısının, çantasının, kıyafetinin markasını takip ediyor. İrili ufaklı dedikodular yapılıyor. Bir de garabet, amaçsız yemek törenleri…  Eğer ölünün ruhuna bir Fatiha gönderilmek isteniyorsa yemek yoksullara yedirilmeli; huzur evleri, sevgi evleri, şehrin yoksul semtleri tercih edilmeli. Çelenkler yerine eğitim kurumlarına bağışlar yapılmalı, hatta yoksul öğrenciler giydirilip ayrılan bütçe yeter sayıda öğrencinin eğitimine vakfedilmeli. Bu şekilde yapılan hayır yerini bulacaktır.          
Lüks sofralarda ihtiyacı olan olmayan insanlara yemek daveti verme yeri olmamalı cenaze evleri, yaptığımız her şey amacına uygun olmalı.  Bir de farklı ortamlarda cenaze törenlerinde gözlemlediğim orkestral korolar mevzusu var. Bir bakıyorsunuz gözler yere dikilmiş, dünya içe çevrilmiş masum bir teslimiyet var; sonra bir grup teşrif ediyor merasime… Bizim grup bir anda başlıyor orkestral bir senfoni halinde bağıra çağıra ağlamaya, ortalığı yıkmaya... Deminki masum teslimiyetten bir eser yok.          Biz cenazeyi ölüyü, diriyi maalesef şov malzemesi yaptık. Ruhuyla, duyarlılığıyla, insani amacıyla ne diriyi ağırlamayı biliyoruz ne de ölüyü yolculamayı… Biraz kendimize dönme, biraz içimize bakmaya ne dersiniz? Bu soğuk dünyayı; sıcak ilişkilerimiz, sıcak duygularımızla renklendirmeye ne dersiniz? Sevelim; sıcacık, içten, candan sevelim bak kimseye kalmıyor âlem…
”Bir namazlık saltanatın olacak /Taht misali musalla taşında…”


 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI