Cumhuriyet’in kazanımları - HAKAN GEDİKTAŞ

2 Kasım 2018 Cuma 12:19

Günlerden 29 Ekim. Cumhuriyetin ilanının yıldönümü. Bütün caddeler bayraklar ile donatılmış. Anneler-Babalar en az çocukları kadar heyecan yüklü. Çocuklarının ellerinden tutmuş kutlamaların yapılacağı okulların meydanlarına hızlı adımlarla yürüyorlar. Dileyin kolay. Heyecanlanmamak mümkün mü.? “Cumhuriyet” demek ,demokrasi demek, seçme seçilme demek, egemenlik demek, annelerimizin, kız kardeşlerimizin, kadınlarımızın insanca yaşaması demek, dünya ile entegre olmak demek. Cumhuriyet demek daha bir çok şey demek. Ama her şeyden de önemlisi “ÖZGÜRLÜK” demek.

Evet özgürlük kavramı Cumhuriyetin kazanımlarından sadece bir tanesi ve en önemli tanesi. Peki bizler cumhuriyetin kazanımlarına yeterince sahip çıkabiliyor muyuz.? Atatürk ve silah arkadaşlarının zor şartlarda elde ettiği bu değeri koruyabiliyor muyuz.? Bu 95 yıllık mirasa hak ettiği değeri verebiliyor muyuz…?İsterseniz bu sorularıma  birazdan bahsedeceğim yaşanmış olaylar ile kendim cevap vereyim.

          Kalabalık bir okulun müdürlüğünü yapan arkadaşım ile 29 Ekim Pazartesi günü törenlerden sonra buluştuk. Çok dertliydi. Haftalar boyunca öğrencilerinin törenler için hazırlandığını ve büyük emekler harcadıklarını söyledi. Ancak gel gelelim bu sene 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları pazartesi gününe denk geldiği için bir çok velinin öğrencisini 26 Ekim Cuma gününden okuldan alarak tatil yerlerine gittiklerinden yakındı. Daha da acısı bunu yapanların ailelerin bir çoğunun bu ülkenin sanatına ,siyasetine, hukuk sistemine ,kolluk kuvvetlerine ,sağlık sistemine ya da yüksek öğrenimine  yön veren veya yön vermesi beklenen aileler olmasıydı. Ardından ekledi; “bir çok velimi tanırım zaman zaman bir araya geliriz. Hepsi de cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı ve çok bilinçli aileler. Hatta bir çoğunun sosyal medya hesaplarına baksanız cumhuriyet bayramı ile ilgili bir çok paylaşımlarına rastlayabilirsiniz” dedi. Durum böyle iken 29 Ekim pazartesi günü okulda yapılan törene çok az sayıda öğrencinin katılmamasına çok hayıflanmıştı.

          Düşünsenize bir kere bu ülkenin kuruluşunda canlarını, kanlarını bir an bile tereddüt etmeden feda eden ecdadımıza en hafif tabiri ile yapılan bir saygısızlık değil miydi bu.? Oysa hiçbir kimseden canlarını ya da kanlarını feda etmeleri istenmiyordu. Tek istenen çocuklarını yapılan törene getirmeleri ya da sabahleyin onları güzelce hazırlayıp kendilerini okula götürmek için gelen öğrenci servisine bindirmekti… Aslında anne ve babalar zaman zaman okuldaki olan bazı olumsuzluklar ile ilgili hemen okula gelip bu sorunlar ile ilgili gerek yöneticilerin gerekse de öğretmenlerin kapısını aşındırmayı çokta iyi bildikleri de yadsınamaz bir gerçek. Örneğin ; “ bu gün servis benim çocuğumu tam 15 dakika fazla dolaştırarak okula götürdü” veya “ çocuğum bahçede koşarken bir başka çocuk ile çarpıştı ,nöbetçi öğretmen nasıl dikkat etmedi” ya da “ öğretmen bu gün benim çocuğuma sesini yükseltmiş ne hakkı var buna” başka bir gün ise “müdür bey  bu günkü yemeğin tuzu çok azmış bu yüzdem çocuğum yemeğini yiyememiş” vs.vs.vs…..

Peki o zaman yukarıda saydığım bu sorun gibi gözüken (!) sorunların veya buna benzer diğer sorunlar için okula hiç üşenmeden gelen çok değerli anne ve babalar nasıl oluyor da böyle önemli bir günü tatil için vesile bilerek çocuğunun okula gelmesini sağlamıyor.? Çok üzücü değerli okurlar çok üzücü…

          Unutmayalım ki eğer cumhuriyetin bize kazandırdığı zenginliklere sahip çıkmaz ve bu doğrultuda çocuklarımızı bilinçlendirmezsek yarın bir gün şikayet edeceğimiz konular öyle çocuğumuzun sorunları kadar basit sorunlar olmayacaktır. Eğitim sadece okulda öğretmenlerin vereceği bir süreç değildir. Eğer bizler çocuklarımızın eğitim sürecini sadece okulların hudutlarına hapsedersek çok büyük bir yanlışın içine düşeriz. Eğitim her yerdedir. Özellikle de aile dediğimiz o toplumun en küçük yapı taşının tam da ortasındadır. Bu yüzdendir ki cumhuriyet gibi, özgürlük gibi, egemenlik gibi, demokrasi gibi değerler tüm anne ve babalar  tarafından da çocuğa ilmek ilmek işlenmelidir. Bu ülke sadece öğretmenlerin değildir. Ya da öğretmenlerin ellerinde birer sihirli değnek yoktur. Eğer cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ülkümüz ülkemizi “MUASIR MEDENİYETLER SEVİYESİNİN ÜZERİNE ÇIKARMAK” ise bu çorbada savcı, hakim, doktor, mühendis, polis, asker, öğretim üyesi ve daha burada yazamadığım bir çok meslek erbabının da tuzu olmalıdır. Bunun yolu da ilk önce zor şartlarda elde ettiğimiz  değerlere sahip çıkmak ve bu bilinci çocuklarımıza aşılamaktır.

          Çok değerli anne ve babalar. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 95.yılı geçti gitti. Önümüzde bu cumhuriyeti bizlere silah arkadaşları ile birlikte kazandıran Mustafa Kemal ATATÜRK’ün aramızdan ayrılışının 80.yıldönümü var. Ve bu ölüm yıldönümü bir tatil gününe geliyor. Sizi büyük bir sınav bekliyor. Umarım bu sınavdan alnınızın akıyla çıkar ve tüm dünyanın dahi hayranlık duyduğu bir büyük lidere sahip olmanın keyfine , okullarda öğrencilerin hazırladıkları o güzel anma törenlerine gerek sizlerin gerekse de çocuklarınızın katılmasını sağlayarak iştirak edersiniz.

          Haa.. bu arada bir şey söylemek istiyorum. Yazımın ilk dört satırı günümüzde geçmiyor. 1978 yılında yani benim çocukluğumun soğuk bir Eskişehir gününde geçiyor. Umarım anlamışsınızdır siz benim ne demek istediğimi……..

HAKAN GEDİKTAŞ/GAZETTE EĞİTİM YAZARI-BAHÇEŞEHİR KOLEJİ ADANA KOORDİNATÖRÜ

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI