Eğitim Sistemimizin Hastalığı “Ezbercilik” - HAKAN GEDİKTAŞ

19 Ekim 2018 Cuma 11:37

GAZETTE EĞİTİM EKİNDE ÇIKAN YAZISI
Ünlü televizyon
culardan Ali KIRCA yine bir TV programında deprem konusunda iki uzmanın tartışmalarını yönetiyor. Tartışmanın konusu
“Deprem sırasında alınacak önlemler”.

Birinci konuşmacı; “Deprem sırasında alınacak önlemler ile ilgili halkı aydınlatırken çok dikkatli konuşmamız lazım. Çünkü ağzımızdan çıkabilecek bir yanlış söz birçok insanın ölümüne yol açabilir…”

İkinci konuşmacı; “Çok doğru söylüyorsunuz, ancak ben Japonya’da 4 yıl kaldım ve katıldığım konferanslarda öğrencilere öğrettiğim bilgilerin doğru olduğunu gördüm. Onlar da, deprem sırasında çocukların sıra altlarına girmelerini, öğretmenin de kapı altı ve buna benzer sağlam bir yerde durmasını öğütlüyorlar. Benim yaptığım da aynı şey…”

Birinci konuşmacı; “Efendim ben gözlemlerimi söylüyorum. Kocaeli, Gölcük ve Sakarya depremlerinde ne kadar ceset çıkardıysak, hepsini masa altlarında, kapı kirişlerinin altlarında ezilmiş olarak çıkardık. Dolayısı ile doğrusu, sıra altı, masa altı veya yatak altı gibi yerler değil, bunların yanlarında kalan ve “YAŞAM ÜÇGENİ” denilen yerlerde korunmaktır...”

İkinci konuşmacı; “Ama biz Japonya’da böyle gördük ve ben bunları öğretiyorum. Doğru olanı yaptığıma inanıyorum. Ancak bir hatamız varsa söylenir düzeltiriz…”

Tam da bu anda Ali KIRCA devreye giriyor ve; “Yanlışım var ise düzeltin diye bir şey olabilir mi? Yanlışınız var ise birçok çocuk ölebilir…” der.

Bu üçlü görüşme neticesinde, deprem gibi önemli bir konuda tek bir doğrunun olmadığı sonucuna varılıyor. Gerçek ise muhtemelen her iki konuşmacının savundukları konuların bileşiminden oluşuyor.

Şöyle ki; “Japonya gibi binaları depreme dayanıklı olarak yapılan sağlam binalarda sıra veya masalar deprem sırasında mükemmel birer koruyucu olacak, ancak Türkiye’deki denetlemeden uzak depreme dayanıklılığı tartışmaya açık binalarda ise aynı sıra ve masalar öldürücü birer prese dönüşebileceklerdir.

Yukarıda ki örnekten de anlaşılacağı üzere her durumu kendi içinde değerlendirip içinde bulunan şartlara göre çözüm üretilmelidir. Ama net olan bir şey var ki bütün bu durumlar için tek bir reçete yoktur. Bir durum için doğru olarak kabul edilen, diğer bir durum için yanlış olabilir.

İşte geldik yazımızın en can alıcı noktasına. “Ezber” veya “Ezbercilik”. “EZBER” bir bilginin değişmez tek doğru olarak kabul edilmesi ve bu duruma koşulsuz şartsız güvenildiği için de sorgulanmamasıdır. Öğretmen, öğrenci, anne-baba hatta Milli Eğitim Bakanlığı’nın bile “yanlış” olarak nitelediği ancak buna rağmen ısrarla uygulanan ezbere dayalı eğitim sistemi.

Minicik ilkokul çocuklarını, orta öğretimdeki gencecik beyinleri ve yüksek öğrenim gören yüzbinlerce insanımızın düşünebilme yeteneklerini ve yaratıcılıklarını yok eden, onları daima başkalarının hazırlayacakları kalıp çözüm önerilerini benimsemeye iten ezbere dayalı eğitim sistemi... “EZBER” bir “zihinsel soykırım”dır. Ezber ile yoğrulan bir toplum, hipnotize edilmişçesine birileri tarafından (iç ya da dış) oraya buraya kolaylıkla çekiştirilebilir.

Yazıma çocukluğumdan ufak bir alıntı ile son vermek istiyorum. “Sene 1974-1975, babamızın işi dolayısı ile Çanakkale’nin Ezine ilçesinde oturuyoruz. Babam bize yıl sonu karne hediyesi olarak abim ile benim hayallerimizi süsleyen o zamanın meşhur markası “PİNOKYO” bisiklet aldı. İlk işimiz ağbim ile hemen bir arazi bulup kendi kendimize düşe kalka bisiklete binmeyi “ÖĞRENMEK” oldu. Kısa bir süre sonra her ikimiz de “ÖĞRENDİK”. Yıl 2018 her ikimizde 50’li yaşlara geldik ve her ikimizde halen bisiklete binmeyi unutmadık…

Sonuç olarak eğer çocuklarımızın eğitim-öğretim süreçlerini sağlıklı geçirmeleri, eğitim-öğretim sistemimizin ezberleyerek değil tatbik ederek uygulayarak öğrenen bireyler yetiştiren bir sisteme dönüşmesinden geçtiğine olan inancımı vurgularken satırlarıma Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder ATATÜRK’ün bir sözü ile bitirmek istiyorum.

“İCRA EDEN, TATBİK EDEN, KARAR VERENDEN DAİMA KUVVETLİDİR…”

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI