Engel olma başka ihsan istemem - HAKAN GEDİKTAŞ

15 Şubat 2019 Cuma 09:53

Hayatın akışında zaman zaman yaşadığımız bazı sıkıntılara rağmen yine de nefes almak çok güzel. Düşünsenize aslında günlük rutin yaşantımızda ne de çok “ÇOK ŞÜKÜR” diyeceğimiz, ancak günlük koşuşturmalardan farkına bile varamadığımız zenginliklere sahibiz. Yanlış anlamayın bu bahsetmiş olduğum zenginlik maddi değil… Evet, para ile hiçbir ilişkisi yok. Tamamen fiziksel ve ruhsal zenginlikten bahsediyorum.

Sabah erken kalkıp işe yetişmek için kurmuş olduğumuz saatimizin alarm sesini çok hoşlanmasak da duyabilmek, yatağımızın hemen yanı başına bıraktığımız terliklerimizi giyebilmek, lavaboya giderek şırıl şırıl akan o güzelim sudan alıp iki elimiz ile yüzümüzü yıkayabilmek, hem ellerimiz hem de ayaklarımız yardımı ile çevremize bakımlı gözükmek için akşamdan özenle hazırlamış olduğumuz elbiselerimizi  giyebiliyor olmak, evimizin önüne park etmiş olduğumuz arabamızın kapısını ellerimiz ile açıp ayaklarımız ile gaz pedalına hafifçe dokunup hareket etmenin hazzını yaşıyor olabilmek…..vs. vs.

Bu bahsettiğim davranışların hepsini istisnasız her gün hepimiz yapıyoruz. Yaparken de asla bu yaptıklarımızın ve sahip olduklarımızın ne kadar değerli olduklarını düşünemiyoruz. Dolayısı ile bunlara sahip olmayanların da ne kadar sıkıntı çekip zorluklar yaşadıklarını bilmiyoruz. Ya da bilmek istemiyoruz. Öyle ya “tok açın halinden anlar mı..?” ya da Nasrettin hocanın dediği gibi “damdan düşenin halini ancak damdan düşen bilir…”

Sadece bir gün, hatta bir gün de değil bir saat sağ ya da sol kolunuzu vücudunuza bir ip ile bağlayarak hayatınızı idame ettirmeye çalışın… Göreceksiniz ki o güzelim hayat birden yaşanılmaz bir hal almış. Tek kolla ne yapabilir ki insan. Mesela çocuğunun ayakkabısının çözülen bağını bağlayamaz, tornavida ile vida sıkamaz, voleybol oynayamaz. Veya sevdiğinin arkasından sessizce yaklaşıp onun iki gözünü kapatıp bil bakalım ben kimim diyerek sürpriz yapamaz.

Dikkat ettiniz mi yukarıda verdiğim örnekler hep uç örnekler. Kişinin günlük yaşantısında temel ihtiyaçları ile ilgili alakası olmayan örnekler. Bu örnekleri ironi olsun diye verdim aslında. Çünkü bahsettiğimiz gibi yaşantısını “ENGELLİ” olarak sürdürmek zorunda kalan tüm insanlar kendisi için zaruri olan bir çok ihtiyacını zaten kendi gayreti ile yapabiliyor.

Kolları olmadan insanların portresini  çizen RESSAM Ankara’lı Yusuf AKGÜN’den mi  bahsetmeli, kolları olmadığı halde YÜZME sporunda Avrupa şampiyonu olan kızımız Eskişehir’li Sümeyye’den mi bahsetmeli, kolları olmadan katıldığı yetenek yarışmasında birinci olan Çin’li PİYANİST Liu WEİ’den mi bahsetmeli , hedefleri tam ortasından vuran kolsuz OKÇU Stutzman’dan mı bahsetmeli,  ayaklarının bir tanesini kayıp ettikleri halde yılmadan yaşama sarılan ve hayatlarını koltuk değneklerinde devam ettirerek futbol oynayan ve Dünya ikincisi olan Ampute Milli Futbol takımımızdan mı bahsetmeli  ya da son olarak hayatlarını tekerlekli sandalyede geçirmeye mahkum olan ve buna aldırmadan Dünya’daki bütün rakiplerini dize getirerek tam dört kez Dünya şampiyonu olan Galatasaray Tekerlekli Basketbol Takımının sporcularından mı bahsetmeli…?

Hayata 1-0 mağlup başlayan ya da hayatının herhangi bir evresinde gol yiyip mağlup duruma düşen bu insanlar, mağlubiyetin verdiği üzüntü ile hayata küsmemiş tam aksine “Varsın olsun belki bir kolum ya da bacağımın yarısı yok ama çok şükür vücudumun diğer uzuvları yerinde” diyerek hayata sımsıkı sarılmışlardır. Hatta vücutları tam olanların birçoğundan daha da başarılı olmuşlardır.

Asıl sorunumuzda tam olarak burada başlıyor zaten. ENGELLİ insanlar kendi başlarının çaresine bakarak hayatta başarılı olmanın yollarını bulmuşlardır. Asıl sorun ENGELSİZ insanlar...! olarak kabul ettiğimiz diğer çoğunluk. ENGELSİZ olarak kabul ettiğimiz çoğunluktan çok da fazla bir şey istenmiyor aslında. Sadece biraz empatik düşünüp kendilerini ENGELLİLER’in yerine koyup ENGELLİ vatandaşlarımızın  yaşam alanlarına müdahale etmemeleri yeterli olacaktır diye düşünüyorum…

Dünya’nın gelişmiş ülkelerinde yıllar önce ENGELLİ insanlarımıza sağlanan bir takım yaşamsal ayrıcalıklar, az da olsa günümüzde Türkiye’de de sağlanmaya başladığını görüyoruz. Yeterli mi.? Asla… Zaten yeterli değil birde mevcut olanlar ENGELSİZ insanlar...! tarafından fütursuzca işgal ediliyor…

Örnek mi.? Alın size yaşadığımız şehir Adana’mızdan can alıcı bir örnek; M1 REAL AVM’nin  yönetimi, alışveriş için gelen ENGELLİ vatandaşlarımız için yaklaşık 150 adet araçlarını park etmeleri için cepler yapmış. Tebrik ediyorum. Buraya kadar her şey çok muntazam. Ancak gelin görün ki buraya park eden vatandaşlarımızın hepsi de TURP gibi.. ( vücut olarak.! ) Yani ENGELLİ insanlar için yapılan park yerlerini maalesef ENGELSİZ insanlar.! işgal ediyor. ENGELLİ vatandaşlarımız da yağmurun altında giriş kapısının 200-250 metre ilerisine araçlarını park etmek zorunda kalıyorlar. Yani zaten hayatta mağdur olmuş bu insanlarımız bir de hayata şanslı gelmiş topluluk tarafından bir kez daha mağdur ediliyorlar. Üzülerek söylemeliyim ki bu mağduriyete sebep olanların hepsi de kültürlü, okumuş yazmış ve medeniyet sahibi gibi gözüküyorlar. Yazık. Tek kelime ile yazık…

Ancak her şeye rağmen ümitsizliğe düşmek yok. Mücadeleye devam. Biz öğretmenler okullarda öğrencilerimize, siz anne ve babalar evlerinizde çocuklarınıza, Devlet’in ilgili kurumları yazılı ve görsel basın aracılığı ile kamu spotları ile ülke genelinde tüm vatandaşlara konu ile ilgili hatırlatmalar yapmaya devam etmeliyiz. Ama yine de ENGELLİ vatandaşlarımız için gerçek anlamda faydalı bir şeyler yapmak istiyorsanız bu hususta;

“ENGEL olmayın başka ihsan istemez…”

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI