SOSYAL EĞİTİMİN ÖNEMİ - HALİL İBRAHİM ERTİK

3 Mayıs 2019 Cuma 09:37

Eğitim, bir bireyde genel kabul görmüş ve doğru davranış değişikliğini sağlama sürecidir. Bunun sadece okullarda verildiğini okul tatile girdiğinde veya bittiğinde de eğitim sürecinin bittiği gerçekliğini kabul ediyoruz maalesef. Eğitim verilen yerde, eğitimi ikinci plana bırakıyor sadece öğretimle, eğitimin de verildiğini zannediyoruz. Öğretimi ölçüyoruz ama verilen eğitimi ölçecek hiçbir ölçütün arkasını kovalamıyoruz. Meslek adamı yetiştiriyoruz, meslekleri de kendi içinde saygın olan/olmayan olarak sınıflandırıyoruz.

Aslında eğitim denince anlamamız gereken; bireyin, her koşul ve ortamda kendini daha rahat ifade edebilmesi, durum ve olaylara eleştirel bakma ve yorumlayabilme gücünün yüksek olması, çözüm yolları üretebilmesi ve de sosyal projelere katılması, sosyal sorumluluk alabilmesi, sosyal anlamda yeterlilik sahibi olmasıdır.
Okulların eğitim öğretim sürecinde ya da bir yılın sonunda yaptığı etkinlik (etkinliğin reklamları) çalışmalarına bakacak olursak, bir haftada kaç saat ders verdiğini, nerelere gezi düzenlediğini, gün ve hafta kutlamalarını, sınav sonuçlarına göre yerleştirme oranlarını v.s görürüz. Bu çalışmaların tamamı da müfredat gereğidir ve okul içinde dosyalanmak amacı ile yazıya dökülür, arşivlenir, o tozlu arşiv raflarına kaldırılır. Öğrencilere yıl ya da yıllar boyunca (hem de bu kadar -daha önceki yazılarımda sıkça değinmeye çalıştığım- dejenerasyon problemi gün be gün artarken…) anlama, duygudaşlık yapma, yerine koyma, yardım etme, herkesi eşit görme, engelli bireylerin haklarını savunma, hissî ya da fizikî zarara uğrayanların yanında olma… toplumun refah ve huzurunu koruyan bir cüzü olma yeterliliğini kazanacağı etkinlikleri pek göremeyiz. Bu etkinliklerin “sürekli”  “geniş” bir zaman ve mekana yayılabilmesi için sosyal anlamda bireylerin yetişmesi, sosyal anlamda yeterliliği haiz olması gerekmektedir.

 

Sosyal yeterlilik, bir anlayış ve kabullenişin ürünüdür. Bireyin ferdî değil, toplumsal sorumluluklarını yerine getirmek amacı ile sergilediği davranışlardır diyebilsem de, geniş anlamda tanımlayabilmek oldukça güçtür. Çünkü bu yeterliliği elde etme yolunda kişilik, tutum, dil, zekâ, algı, ilgi, ortam, eğitim gibi çeşitli etkenlerin etkisi söz konusudur.

 

Ülkemizde sosyal çalışmalar için eğitimler henüz olgunlaşmamıştır. Müfredat çalışmaları, okuma-yazma, matematik ve öz bakım becerileri üzerine odaklanmaktadır. Sosyal yeterlik; dinleme, parmak kaldırma, cevap verme gibi yetkinlikler ile sınırlandırılmakta ve bu yetkinliklerin hayat bilgisi dersleri ile verildiği ve yeterliliği öngörülmekte, öğrencide sosyalitenin gelişip gelişmediği bu davranışlara göre değerlendirilmektedir. Sosyal yeterlilik eğitimlerinin tüm ülke eğitim programlarında yer alması, çocukların yaşamlarını kolaylaştıracak, katıldıkları etkinliklerde başarılarını artıracak beceri modülleri gerekmektedir.

 

Yaşlılar haftasında, huzurevi ziyaretleri gayet güzel bir sosyal etkinliktir. O hafta 1’den biraz fazla okulun huzurevlerini ziyaretleri, yaşlılarımızı mutlu etmektedir. Bu kadarını bile yapan okulları tebrik ederim. Peki yılda bir iki gün onların hatırlanmasından daha mükemmel değil midir bir okulun kimsesiz yaşlılar konusunda yıl boyunca farkındalık çalışmaları yapması?

 

Dünya kadınlar gününde annelerini, bayan öğretmenlerini mutlu eden, çiçek veren ve yılın sadece 1 gününde kadınlar konusuna değinen hem erkek hem kız çocuklarımız, yıl boyunca zulme ve haksızlığa uğrayan kadınlar konusunda çalışmalar, farkındalıklar yapması daha güzel, daha kalıcı değil midir?

 

Görme engelli, işitme engelli, bedensel engelli bireylerin sadece engelliler günlerinde hatırlamakla kalmayıp, yıl boyunca tüm öğrenciler ya da en azından (yukarıdaki paragraflardaki yaşlılar, kadınlar v.s için de olmak üzere) öğrenciler içinde gönüllü grupların oluşturulması bu öğrencilerin bu çalışmaları daha geniş zamanlara yayması toplumsal refah için faydası tartışılır mı hiç?

 

İşte tam da bu anlayış içerisinde çocuklarımızın geçirdiği eğitim sürecinin sadece matematik-fen gibi derslerden ibaret değil, sosyal değerleri de maddi ve manevi anlamda vermeye özen göstermek olduğunu bilmek ve bu özeni ziyadesi ile uygulamak biz eğitimcilerin görevi olmaktadır dedik ve daha anaokulu ilkokul seviyesinde tüm öğrencilerimize Sosyal etkinlik kapsamında İşaret Dili Eğitimini “kurs olarak değil ders olarak” vermeye başladık. Anaokulu ve ilkokulumuzda verdiğimiz işaret dili dersi ile işaret dili eğitmenimiz Sn Tolga AYDIN eğitmenliğinde minik yavrularımız o küçücük bedenlerindeki kocaman kalplerinde, engelli bireyleri anlama, onlarla empati yapma yetkinliği kazandılar, o güzel, kirlenmemiş temiz kalplerinde büyük dünyalar yeşerdi. Önceleri bunu bir oyun etkinliği olduğunu düşünecek kadar küçük yavrularımız, bu dilin duyamayan ve konuşamayan kardeşlerinin anlaşma dili olduğunu öğrenince bu derse daha çok ilgi gösterdiler.

 

Kendileri konuşup duyabildikleri halde işitme kaybı olan ve konuşamayan kardeşleri ile duygudaşlığı öğrendiler. Bu çalışmalarımızı yerel anlamda duyurup yayabilmek için geçen yıl 10-16 Mayıs Engelliler haftasında bu yavrularımız ile bir etkinlik düzenledik. Sadece okul çevresine yaptıkları ve ayakta alkışlanan bu etkinlikteki başarılarını görünce farkındalık çalışmalarını daha yukarı taşımak istedik. Çünkü küçücük bedenlerinde o kadar büyük anlayışlar taşıyorlardı ki. Bunu sözlerine de taşıyorlar ve “duyamayan, konuşamayan bir çocuk annesinden nasıl yemek ister, nasıl oyuncak ister, bakkaldan nasıl çikolata alır?” gibi sorular soruyorlardı. Çoğunluğu yedi sekiz yaşlarında olan ilkokul çocuklarımıza Adana 5 Ocak Stadında maçta söylenecek İstiklal Marşımızı işaret dili ile okumak fikrini paylaştığımızda önce çekindiler, ama “nasıl yapıyorlar” soruları ile sözlerine de taşıdıkları ve bu dile onlar kadar herkesin önem vermesi gerektiğini düşünecek kadar önem veriyorlardı. Bu anlamda örnek olunacak bir davranış sergileyeceklerini bir bakkalın, bir oyuncakçının, bir simitçinin kısacası engelli kardeşleri ile muhatap olabilecek herkesin bu dili bilmesi gerektiğini biliyorlardı.

 

Onlara bu dili öğreten Tolga öğretmenleri ile hata yapmamak için maçtan önce tekrar yapmaları, heyecanlarını olduğu kadar sorumluluk bilincinde olduklarını da gösteriyordu. Lokal anlamda yapılan etkinliklerde duyurdukları hatta evlerinde anne-babalarına ve diğer aile bireylerine kendilerinin öğretmeye çalıştıkları işaret dilini, bu farkındalık etkinliği ile Adana dan tüm ülkeye duyuracaklarını biliyorlardı. Hem 23 Nisan öncesinde hem de yaklaşan Dünya Engelliler Haftası öncesinde ülke futbolumuzun en önemli derbi karşılaşmalarından olan Adanaspor-Adana Demirspor karşılaşmasında İstiklal Marşı seremonisinde yer aldılar.

 

Yavrularımız engelli kardeşlerinin sadece 10-16 Mayıs Engelliler haftasında hatırlanmalarını değil, hiç unutulmamalarını sağlamak istedikleri bu seremoniyi -hem de şanlı İstiklal Marşımız eşliğinde- gerçekleştirerek güzel yüzlerinden, tüm yüzlere tebessüm bıraktılar. İşte sosyal sorumluluk ilkesi çerçevesinde ve yıl boyunca yapılan derslerin verdiği sonuç..

 

Amma da büyüttüm sanmayın sakın. Amma da büyütemedim dahaDüşünüyorum da sadece 7 yaşındayım, konuşup duyabiliyorum ama binlerce kişinin karşısına geçeceğim, konuşamayan ve duyamayan kardeşlerimin bir anlık ta olsa sesi soluğu olacağım. Her zaman yanımda olan öğretmenim de yanımda olmayacak. Hiç tanımadığım insanlar elimden tutacak beni sahanın ortasına götürecek. Anne babamı da göremiyorum. Tüm bu şartlar altında bir farkındalık projesi gerçekleştireceğim. Vallahi böyle düşününce amma da büyütemiyorum.

 

Amaç bir konuda farkındalık yaratmak idi. Hem yerel hem ulusal basın farkındalığa yer verdiği gibi Dünya Sağırlar Federasyonu da Adana’mıza ve Türkiye’mize teşekkür ettiler. Biz de Adana ve Türkiye olarak kendilerine teşekkür ederiz.

 

Sosyal farkındalık yaratmanın gururunu yaşayarak o akşam evine dönen küçücük bedenler vardı. Futbolcu ve hakem ağabeylerinin önünde görevini onurla tamamlayıp gururla evlerine dönen küçücük bedenler... Onlar: Deniz Ece POLAT, Asya Beren ÇEVİK, Sueda Erva ERTİK, Bade ÖZ, Taylan ŞAHA, Azra Alin AKSAN, Eva Debbie MARTİN, Derin ABACI,  İdil ÖZKUL, Rüzgar Emir ÇUHADAR, Veronika ALTUNAY, Bahar AKÇINAR, Veysel Ateş KARACA, Alp Demir SUCAK, Elina ALTUNAY, Mehmet Kağan ARSLAN, Kayra Doruk ARIKAN, Ilgın Ceylin KARCI, Simla KARĞILI, Nehir GÖKTEPE, Hakan Eren ŞAHİN, Hasan Kaan YASAN, Rengin ÖZDEŞ, Derin Hayal IRMAK ve Dila ÇEVİK’ti. Sadece bu çocuklarımızı değil, 25 öğrenciye yer verildiği için orada olmak isteyip te olamayan ama sosyal sorumluluk bilincini yüreğine işlemiş tüm çocuklarımızı gönülden tebrik ediyorum.

 

               Onları bu projede eğiten Tolga AYDIN öğretmenime ve bu güzel kalpleri asıl yetiştiren kıymetli velilerine çok teşekkür ederim. Hayatın her anlamda güzellikleri tüm yavrularımızın olsun.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI