AKANA - HALİL ÜLKER

16 Temmuz 2019 Salı 01:19

Küçük bir erkek çocuk annesine sordu; "Niçin ağlıyorsun?" 

"Çünkü ben kadınım" diye cevapladı annesi. 

"Anlamadım!" dedi çocuk. 

Annesi çocuğunu kucaklayıp; "Ve hiç bir zaman da anlayamayacaksın!" dedi. 

Çocuk bu sefer babasına; "Baba, annem niçin ağlıyor?" diye sordu. 

Babanın cevabı; "Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır." 

Küçük oğlan büyüdü, yetişkin adam oldu ve hala kadınların niçin 

ağladıklarını keşfedemedi. 

Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah'a sordu. 

"Allah'ım" dedi, "Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?" 

Allah dedi ki... 

"Ben kadınları özel yarattım!... 

Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar 

yumuşak omuzlar; doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının 

nankörlüğüne dayanabilecek, iç kuvvetini verdim. Başkalarının kuvvetinin 

kalmadığında, devam edecek azmi, ailesinin hastalığında yorgunluğa pabuç 

bıraktırmayacak kudreti verdim. 

Her türlü ağır şart altında ve hatta 

annelerini çok kötü incitseler de, çocuklarını sevmek duygusallığını verdim 

Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onları erkeğin kalbini korumaları için yarattım. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini, fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek, davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim. Tek zayıflık olarak kadınlara birer gözyaşı verdim. Tamamen 

kendilerinin sahip oldukları, ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere.... İnsanlık için bir gözyaşı..." diye cevapladı. 

'Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu ne de şeklidir. Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır.' 

Cenabı-ı Hak, Havva'yı Hz. Âdem'in sol kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Âdem'i hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında Hz. Havva'yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir ünsiyet ve ülfet meydana geldi.

Kadın, toplumun mimarıdır. Tarih boyunca farklı bir şekilde tanımlanmış olup farklı statüler de görülmüştür. Tarih süreci içerisinde kadın; Babil'de evcil hayvanlar mesabesinde, Çin'de insan değil, Hindistan'da köle, Antik Yunan'da kadın insan üzerinde bir yük, pis ve şeytani varlık, Arabistan'da ise diri diri toprağa gömülendir.

Kendini medeniyetin beşiği olarak lanse eden Batı, bile bir dönem kadının insan olup olmadığını tartışacak kadar ileri gitmişken,

 * İngiltere'de XI. Asra kadar kocalar karılarını satabilirdi.

* Hıristiyanlar ise; kadına şeytan gözüyle bakmışlardır.

*  Kadınlar İncil'i okuma hakkına Hanry devrinde (1509-1547) sahip olmuşlardır.

*  İngiliz Psikoposu Dour'un, 1888 yılında Westminster Kilise'sinde vaaz verirken söyledikleri; "Bundan yüz sene öncesine kadar kadın erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi. Kocası başının ucuna kocaman bir sopa asardı   ve karısı ne zaman emrini tutmazsa onu kullanırdı.

* Erkek çocuklar ise; analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi."

* Budizm'in kurucusu Buda ise; ilk başlarda kadınları dinine kabul etmemiştir.

Gelelim asil bir ırk olan Türklerde kadının yerine;

En eski Türk inancına göre, "Han ile Hatun" gök ile yerin evlatlarıdır. Kadın burada yedinci kat göktedir. Kadına, böylesine bir kutsallık veren törede kadının dövülmesinin, horlanmasının imkanı yoktur. Türk destanlarında kadın, erkeğin daima yanındadır. Onların güç ve ilham kaynağıdır.. Kazaklarda kadına verilen değer şu atasözüyle ne güzel anlatılmıştır: "Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik ise kadındır."  

Kadın erkeğin tamamlayıcısıydı.. Yabancı Tören ve şölenlerde kadın, hakanın solunda oturur, siyasi ve idari konumlardaki görüşlerini beyan ederdi. Mesela Büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk Barış Antlaşmasını Mete Han'ın hatunu imzalamıştır.

* Türk kadını miras hakkına sahipti;

mesela; yakutlarda kadının kendine ait mülkü mevcuttur. Buna "and" veya "nemse"adı verilir. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardır. Kadın kocasından istediğinde boşanabilirdi.

* Türklerin en eski destanlarından biri olan Yaratılış Destanı’nın da Yaratan’a ilham veren ‘’Ak Ana‘’ adında ki kadındır.

*Eski Türk inancına göre, ‘’Han ile Katun’’ gök ve yerin evlatlarıdır. Kadının yeri yedinci kat göktür.

Peygamberimiz Hz. Muhammet Mustafa ( S.A.V.) kadına çok değer verdi, öyle ki diri diri gömülmelerini durdurdu ve kadının tarih sayfasındaki yerini almasını başlattı. Mustafa Kemal Hz. Peygamberimizi kendine rol model yaptı. Kısacık ömründe kadına  seçme ve seçilme hakkı, kadının sosyal hayattaki alanını genişletme ve her iş alanında çalışması vs... saymakla bitmez. Avrupa, “kadınların insan mı, başka bir varlık mı”muhabbetini ederken; Mustafa Kemal, kadını sosyal hayata entegre etti. Kadını erkeğiyle beraber entegrasyonunu tamamladı. Vatanının, ülkesinin kalkınmasını sağlamak için çalıştı, görevler aldı. Sosyal yaşamda ve her alanda Ortadoğu’da rol model ülke Türkiye'dir Çünkü Laik ve de Cumhuriyet’tir. Dünyadaki tüm Müslüman ülkeler arasında en mutlu kadınlar, Türk kadınlarıdır.

Kadınlar küçük Tanrılardır.’ 

Çünkü doğururlar, onların mutluluğu ülkenin mutluluğudur. 

Her sektörde kadınlarımıza ihtiyacımız vardır, onlar varsa ülke vardır ve var olmaya devam edecektir. 

İyi ki varsınız kadınlarımız...

Saygı ve sevgilerimle...

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI