GAZETECİ - HALİL ÜLKER

20 Temmuz 2019 Cumartesi 01:03

Trablus Savaşı’nın sürdüğü günlerde Osman Nevres, bu savaşla ilgili bir belgesel filmin Paris’in ünlü sinemalarından Olimpia’da oynandığını duydu. Heyecanla filmi seyretmeye koştu. Film başlayınca Osman Nevres yerinde duramaz hale gelmişti. Filmde Türkler kötüleniyor, barbar ve zalim insanlar olarak gösteriliyordu. Trablus’a saldıran İtalyanlar ise mazlum... Seyirciler perdede Türk askerlerini görünce yuhalıyor, İtalyan askerlerini alkışlıyorlardı. Osman Nevres dayanamadı ve oturduğu sandalyeyi perdeye fırlattı. Beyaz perde boydan boya yırtılmıştı. Sandalyenin arkasından Osman Nevres de sahneye fırladı ve Fransızca “ışıkları yakın” diye bağırdı. Seyircilerin korku ve şaşkınlık içinde bağırmaları üzerine makinist filmi durdurmuş ve ışıklar yanmıştı. Osman Nevres sinirli bir sesle konuştu:  “Benim sizlerden ne farkım var? Sarbonne Üniversitesi’nde okuyor ve sizin dilinizi konuşuyorum. Ben de Türküm. Türkler bu filmde gösterildikleri gibi vahşi ve zalim insanlar değillerdir. Onlar da en az sizin kadar uygardırlar.” Osman Nevres daha konuşacaktı. fakat sinema yöneticisinin şikayeti üzerine birkaç polis salona girmişti. Genç Türk milliyetçisi, haklı olmanın verdiği yüreklikle polislere, “Olaya sebep olan benim, buyurun gidelim.” dedi.  Osman Nevres, götürüldüğü karakolda şöyle konuştu:

"Ben vatanını seven bir insanın yaptığını yaptım. Fransa Hükümeti, Osmanlı Devleti aleyhindeki bu kampanyayı durdurmazsa aynı davranışı pişmanlık duymadan tekrar yapabilirim!”  Bu olay Fransız basınında derin yankılar uyandırdı. Stephan Lausenna bir yazısında Osman Nevres’le tanıştığını anlattıktan sonra “O bir vatanseverdir” demekten kendini alamadı.

İngiliz diplomat Buxton kardeşlerin aleyhimizdeki propogandalarına  Osman NEVRES  son derece üzülmüştür. Kendileri ile görüşmek üzere Londra’ya giden Osman NEVRES Buxtonlar’ın Bükreş’te olduklarını öğrenince Bükreş’e gitmeye kara vermiştir. İstanbul’dan Köstence’ye ve oradan Bükreş’e varan Osman NEVRES , Buxtonlar’ın kaldığı otelde kendileri ile görüşmek istemiştir. Haber götüren garsona “ Bizim barbar Türkler’le konuşacak bir şeyimiz yok” diye cevap verdiklerini öğrenen Osman NEVRES , İngiliz kardeşler bir araba içinde bulunurlarken onlara ateş etmiştir. Buxtonlar ölmemiş ağır yaralanmışlar, Osman NEVRES  Romen mahkemesince ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.

Hasan Tahsin’in Asıl adı Osman Nevres’tir. 1888 yılında Selanik’te doğdu. Babası hapishane başgardiyanı Hasan Tahsin Receb Ağadır. İlk, orta ve lise tahsilini Selanik’te Fevziye Mektebi’nde okudu.  Avrupa’ya giden öğrenciler arasında yer alan Hasan TAHSİN  Paris’te Sarbonne Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler öğrenimi gördü. Edebiyat bölümünü bitirdi. İttihat ve Terakki Partisine üye oldu. Talat Paşanın muhafızlığını yaptı. tedavi için İsviçre’ye gitti. Pasaportuna babasının adını yazdırdığı için Hasan Tahsin adıyla tanınmıştır.  Aynı dönemde, Teşkilat-ı Mahsusa’da adına da bir takım görevler almıştır.  1918’de yurda dönüp ittihatçı arkadaşlarıyla birlikte İzmir’de Hukuk-ı Beşer Gazetesi’ni çıkardı ve bu gazetenin baş yazarlığını yaptı. Yazılarıyla memleketi istila eden güçlere karşı sonuna kadar direnmeyi savunmuş, teslim olmayı reddetmiştir. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden bir gün önce arkadaşlarıyla birlikte Redd-i İlhak beyannamesini hazırladı. 14 Mayıs 1919u, 15 Mayıs 1919’a bağlayan gece, çok sayıda İzmir’li, Maşatlık Meydanında toplanmıştı. İşin ilginç yanı ise, tam da bu sıralarda, işgal kuvvetlerinin bir çok zırhlısı İzmir Körfezi’nde demirlemekteydi

Meydanda toplanan binlerce insana hitap eden, “Hukuk-u Beşer” gazetesinin başyazarı olan, Hasan Tahsin’di. Hasan Tahsin, müthiş bir sertlik ve kararlılıkla konuşmasını yaptı ve tarihe geçen o sözlerini söyledi; “Burayı Yunan’a vermeyeceğiz. Vermek isteyen kuvvetle paylaşacak kozumuz var!”  sabah saat 7.30 sıralarında, gazeteci Hasan Tahsin, Konak Meydanının Kordonboyu kısmında, koyu renkli takım elbisesini giymiş vaziyette bekliyordu. Sabah saat 9a doğru, Pasaport Limanına Yunan gemileri çıkarma yapmaya başlamıştı. Yerli Rumlar, ellerine Yunan bayraklarıyla orduları karşılıyor, gemilerden inen askerler işgal edecekleri mahallelere dağılmak üzere hazırlanıyorlardı. takvim yaprakları 15 Mayıs 1919 tarihini göstermekteyken, Yunan askerlerinin yürüyüşleri başladığı esnada, Hasan Tahsin bir anda kalabalığın arasından sıyrılarak ön tarafa geçti. Hasan Tahsin’in yüksek ve gür bir sesle; “Olamaz, olamaz... Böyle ellerini sallaya sallaya giremezler!” şeklinde bağırdığı duyuldu. Hemen akabinde, Hasan Tahsin revolver silahı ile düşmana, o tarihi kurşunu sıktı. İlk anda, Basile Delaris ve Jorj Papakostos isimli, Efsun Alayından iki askeri yere sermişti. Bu konuda kimi kaynaklar, Hasan Tahsinin Yunan Efsun Alayının bayraktarını öldürdüğünü belirtmektedir. Bu ateşin ardından, Yunan askerleri tarafından süngülerle şehit edilen Hasan Tahsin, o sırada henüz 31 yaşındaydı. Cesur gazetecinin cesedi ise, Saat Kulesinin hemen altında bulunmuştu. Çerkez Ethem Başçavuş  efeleri işgale karşı topladığı bir gün, Demirci Efe yerinden fırlayarak şunu söylemiştir; “Bir genç düşmana ilk kurşunu sıkmış, bundan sonrası bize düşer!”

 Usta yazar Yılmaz ÖZDİL Bir  Köşe yazısında ; ' O sırada İnce Uzun Siyah takım elbiseli bir delikanlı fırladı. ortaya .... Elinde Rovelver tabir edilen toplu tabanca vardı . 'Olamaz  böyle güle oynaya giremezler ' diye bağırdı. Bastı tetiğe peş peşe... Efsun Alayının sancaktarı atının sırtından karpuz gibi düştü. Adeta zaman durmuştu. Önce sessizlik  sonra panik yaşandı. Baktılar ki tek kişi, sarıverdiler çevresini ilk süngüyü iman tahtasına sapladılar .... Sonra neresine gelirse orasına.....şehit oldu Hasan TAHSİN 30'unda......   Tüm Şehit gazetecilerimizi saygı sevgi ve şükranla anıyoruz ruhları şad olsun.  Saygı ve sevgilerimle...

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI