Büyüyen Türkiye’de - HÜSEYİN GÜL

11 Şubat 2017 Cumartesi 01:58

Geçen gün yaşadığım apartmanın girişinde durdum biraz. Kapı önünde karşılaşan sakinlerin hepsi de  başı eğik girip çıkıyor kapıdan. Birbirlerinden selamı esirgiyorlar. Küskünlüklerinden, kırgınlıklarından değil. Birbirlerini tanımıyorlar çünkü.  İnsanlığın tükendiği, komşuluğun bittiği bir ülkede şimdi pencereler bile dargın. Hududu yürekler çiziyorsa, umudun üzerini kara kalemle çizmenin sakıncası yok.  Şimdi, “Ne yazıyor bu adam?” diyeceksiniz.  Telli gelinlikleri yazıyorum. Sadri Alışık'ı.. Nubar Terziyan'ı. Eski 45'liklerdeki unutulmaz şarkıları, toplumun koluna giren sanatçıları. Aşkın top oynadığı mahalleleri. Her şeyden önemlisi ruhunu paraya satmayan, siyah beyaz yılların namuslu insanlarını.

***

Pis pis sırıtıyor şimdiki zaman. Paranın sesi her şeyi bastırıyor. Zalimler haksızlıkla sınıyor gücünü. Ruh satışlarında patlama yaşanıyor. Hiçbir şeyin tarafsızlığı yok artık. Ne siyasetin, ne sanatın, ne hukukun! Siyah beyaz yıllar, renkli yıllara bunları mı miras bıraktı yani? Topluma yön vermesi gereken insanlara bakıyorum. İçim kararıyor. Her mesleğin içinde yozlaşan değerlere bakıyorum. Eski güzellikleri bulabilir miyiz bir daha? Paranın tadını alanlar, onurlu bir hayatın adını ağzına alır mı?

***

İnsanlığın rahmindeki tohum, doğruluğu dürüstlüğü ve her türlü şartta namuslu olmayı emreder. İnsanın hiç olmazsa akşamları başını yastığa koyduğunda, vicdanına verdiği bir hesap vardır. O hesaplar yok artık. Siyasi hesaplar var, çıkar hesapları. Geçmişi değiştiremeyiz ama geleceği değiştirebilirdik. Sanırım treni kaçırdık. Bir daha ne zaman aşka düşer bu ülke? Bir daha ne zaman gerçek adaleti bulur? İnsanlar ne zaman insanlığın kulu olur? Kaç yüzyıl sonra?

***

Hadi bütün bunları bir kenara bırakalım. Toplumsal değerlerimize sahip çıkıyormuyuz sanki?  Biraz ılşveriş için çıkmıştım. Kadının biri semt pazarının sonundaydı. Zaman akşama yaklaşmıştı, ben kadına yaklaştım. Ezik domatesleri yokluyordu kadın, iri camlı gözlüğüne değil, yumuşak ellerine güveniyordu besbelli. Pazarcı genç oralı olmadı, özgür bıraktı tezgahın üzerindeki salça olmaya meyilli domateslerin üzerinde gezinen elleri. Kadın beni gördü, ben ökselere takılmış bir kuşu gördüm. "Nasılsınız öğretmenim?" dedim, şaşırdı. Suçüstü yakalanmış bir mahcubiyetin içinde, ellerini domateslerin üzerinden çekti. Şaşırmış halde yüzüme baktı.

***

Acımasız gerçeklerin hayata kurban ettiği nice kadından biri duruyordu karşımda, üstelik öğretmenimdi. Sahipsizliğin fiil çekimindeydi kadın. "Tanıyamadım" dedi. "Ben sizin ortaokuldan öğrencinizim" dedim, gülü solmuş bir zamanın gerisine taşıdım onu. Yüzümdeki sakala rötuş yapan gözlerinde, acılı bir gülümseme belirdi. "Tanıdım, o sensin" dedi. Pazarcı genç, rastlantı konulu bir filmi izliyordu sanki. Su gibi akan bir zamanın içinde, akıntıya kapılmıştı öğretmenim. Emekli olmuştu da, çaresiz bir zamanın koynunda bir başına yaşıyordu. Ayaküstü bir sohbetin duvarına yaslandım. Öğretmenime insan gibi bir yaşamı çok gören düzende, haksızlığın karekökünü kim hesaplardı? Öğretmenim sıfırı tüketmişti hayatın hesap defterinde. Ama politikacılar bol sıfırlı vaatlerin orta yerinde hayatın sefasını sürüyordu. Birilerine ballı börekli bir yaşam sunanlar, öğretmenlere ezik domatesleri layık görüyordu.  İçi yanıyordu öğretmenimin. "İyi akşamlar evladım" dedi, sohbeti kesti. Bir mum kendini üfledi sanki.

***

Uzattığı elini aldım, öpüp başıma koydum. Sessiz bir titreyişle elini çekti ve arkasını dönüp küçük adımlarla pazarın sonundan karanlığa karıştı. Sol yanıma bir bıçak saplandı. Bizim masallarımızda giden geri dönmezdi. Politikanın zalimlerince her gün dövülen, hırpalanan öğretmenim, dönüşü olmayan bir yolun yolcusuydu artık. Onlar ezik domateslerin onurlu kadınları olarak masallarda yaşıyor. Büyüyen Türkiye'de. 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI