Filmin verdiği mesaj - HÜSEYİN GÜL

24 Ocak 2017 Salı 09:43

Dün akşam televizyonda izledim. İlk başta aksiyon filmi gibi görünüyordu. Ana karakter ortalığı kasıp kavuran azılı bir haydut. Yemediği halt yok. FBI peşinde. He defasında bir yolunu bulup kurtuluyor. Düşük bütçeli, vurdulu-kırdılı sahnelerle şişirme bir yapım olduğu belliydi. Son 15 dakikası vardı ki, bütün düşüncelerim bir anda değişti. Film, bir mesaj veriyordu. Hani o kötülüklerin efendisi olmaya aday adam var ya, hastalandı ve ölüm döşeğinde yatıyordu. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, içindeki kötülükle yaşlanan bir insan için kırgındı yollar, bütün dönüşler kapatılmıştı. Nabız zayıflıyordu. Yüzü kireç gibiydi, nefesi kesiliyordu. Hayatın kendisine verdiği bütün jokerleri kullanmıştı da, hiçbir şansı kalmamıştı artık. Aynaya baktı yüzünü göremedi. Saatine baktı, kıyamete çeyrek var. Zaman yutuyordu her şeyi. Nice güzelliği öldürmekte sakınca görmemiş biri için, hayata dönmek adına yapılan tüm hamleler boştu. Zamanında cevabını vermediği sorular için, şimdi beyin patlatmanın da anlamı yoktu.

***

Ölümün karşısında oturup kendisini seyretmesi nasıldır insanın? İçindeki ayna her şeyi gösteriyordu. Bir kez olsun haksızlığa karşı sıkılmamıştı yumrukları. Bir kez olsun çocuklar için kılını kıpırdatmış değildi. Kim bilir kaç ocağın sönme sebebiydi, kaç gencin ekmeğiyle oynamıştı. Üstelik hiçbir çiçeğe de su vermemişti. Hayatının olmazsa olmazıydı para. Bunun için canlar yakmış, anaları ağlatmıştı. Şimdi mesele nakit duygular değil, gerçek hesaplardı. Gelip geçici hevesleri bir film şeridi gibi önünden geçti. Artık geçti pişmanlıklar için. Zamanında sırtını döndüğü gerçeklere, şimdi ibadet etmenin ne anlamı olurdu ki!

***

Laf arasında bile olsa adını anan kalmış mıydı acaba? Hakkını yediği çocukların gözlerindeki resmi karşısına çıkarken, bir ceset posteri asılıyordu duvarlara. Ölüme bir isim arıyordu da, hep kendi ismi çıkıyordu karşısına. O yüzden hayatın dışınaydı yolu, ölümün içine. Kalbine çiviler çakılıyordu. Çivi gibi çakılıyordu hayatın finaline.

***

Zamanı durdurmayı kim başarmış ki. Başkalarına verdiği acıları hissetmeyen birinin, şimdiki acılarını kim dindirebilirdi? Geç kalan sadece o değildi ki, niceleri. Bir bardak su uzatıldı. Kul hakkı yiyerek geçmiş bir ömrün işçisine bile son nefesinde su vermek Allah'ın emriydi de. Hayat vermek mümkün değildi artık. En çaresiz haliyle "nereye gidiyorum?"diye sormasına da gerek yoktu. Çünkü verilecek tek cevap vardı. "Hak ettiğin yere."

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI