Hak yemek - HÜSEYİN GÜL

14 Şubat 2017 Salı 09:57

Türkiye’de ki tarım arazilerinin yüzde 60’ını barındıran Çukurova kentleşme tehdidi altında. Böyle giderse 50 sene sonra ekilecek alan kalmayacak. Bunun yanı sıra, ucuza kaçan çiftçinin, zamanla toprağı yok eden gübre tercihi de, çoraklaşma riskini beraberinde getiriyor.  Azalan tarıma kim gözlerini yumuyorsa, gerileyen hayvancılığa kim alkış tutuyorsa, onlar çocuklarının veya torunlarının katledilmesine alkış tutuyor demektir.

***

Benzine düşkünlüklerini suya göstermeyenlere gününü gösterecek zaman. Gün gelecek susuzluk ikiz kardeşi olacak dünyanın. Bereket denen rüyanın kabusa döndüğünü fark ettiğinde. "Bu dünya için ne yaptım?" demeye fırsatı olmayacak. Ülkenin israf günlüğünde felaket bir döküm var da, yıllardır devam ediyorsa günde 6 milyon ekmeğin çöpe atıldığı bir memlekette, siyaset yemek içmekten daha değerli sayılıyorsa, insanların bir gün birbirini yemekten haz duyacağı zamanlar da kaçınılmaz olacaktır.

***

Denizlerdeki balıkların kökünü kurutanlara karşı durmak memleketin namus meselesi olması gerekirdi ama katledilen kadın ve çocukları da balık gibi gören kalabalıklar için bunların önemi yok. Oysa sözler verilmişti, "Güzel günler göreceğiz çocuklar" diye. Paradan başka çocuk kaldı mı? Tohumlar toprağa olan sadakatinden vazgeçiyor. Sular azalıyor. Buğday tarlalarına gökdelenler dikiliyor. İnsanlara gökdelenlerden bakanlar ve gökdelenlere hayalleri olarak bakanlar, gelecek nesillere neler bıraktıklarına da gururla baksınlar.

***

Gökyüzünün armağanına bu kadar sorumsuz kalan insanlar için, yeryüzünün gözleri dolu. İnsanları suçlamanın en kolay devrini yaşadığı bir ülkede. Gelecek nesiller de şimdiki zamanın insanlarını suçlayacak. Çünkü elimizden gidenler, kalanlardan çok daha net! Tedavisi imkansız vurdumduymazlık hastalığında. O yüzden gelecek programdaki filmin adı. "Kıyamet!"

***

Gübreden söz açılmışken anlatayım. Bir zamanlar kış gelince bir türlü güneye uçmak istemeyen bir serçe varmış. Fakat günün birinde hava öylesine soğumuş ki, minik serçe güneye uçmak zorunda kalmış. Geciktiği göç yolunda dondurucu soğuklar bir süre sonra kanatlarını hareket ettiremez hale gelince, serçe bir çiftliğin toprakları üzerine neredeyse donmuş olarak düşmüş. O sırada yanından geçen inek, küçük serçenin üzerine pislemiş. Serçe sonunun geldiğini düşünmüş. Fakat küçücük bedeni ve kanatları gübrenin sıcaklığıyla ısınmaya başlamış. Nefes almayı başaran minik serçe mutlu bir şekilde şarkı söylemeye başlayınca, serçenin cıvıltısını duyan kedi, sesin geldiği yeri araştırmış ve gübreleri temizleyip serçeyi yemiş.

***

Meselenin ana fikri. Tepene pislik eden herkes senin düşmanın değildir. Seni pisliğin içinden çıkaran herkes de senin dostun değildir. Yani, pisliğin içinde rahat ve mutluysan sakın sesini çıkarma!

 

Ana fikirden yürekli insanlara kalan gerçek. Pisliğin içinden çıkmak istiyorsan mücadele edeceksin. Ya da pisliğin içinde oturanları teşhis edeceksin. İnsanlar girmedikleri mücadeleleri bile kaybetti. Masum insanlar yok yere hapiste yatarken. Gerçek suçluların sırra kadem bastığını gördük.

***

Onlar Amerika ve İsrail'den ithal ettikleri gübrelerin altına saklananların kimileri zamanla teşhis edilse de, kimileri hak yemek denen "pisliğin içinde" hala oturuyorlar. Ama unutmasınlar ki Titanic de hiç batmaz sanılıyordu. Hayat, büyülü bir yolculukta kendi ruhunun asaletini sınamaktır. Hayat, serçelerin ahmaklığını değil. Gübrelerin markasını tanımaktır! Yoksa bir ineğin gübresiyle, bir kedinin serçeyi yemesi arasındaki bağlantı doğanın yasasında var. Ama insanlığın anayasasında ve hiçbir kitapta hak yemek yok!

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI