Kayıp şehirlerin uygarlığı - HÜSEYİN GÜL

15 Şubat 2017 Çarşamba 09:32

 

Dün rastladım yolda. Üzerinden kimbilir kaç yıl geçti görüşmeyeli. Gözlerini kapatan saçları dökülmeye başlamış, elleri nasır tutmuş, hafif de kamburlaşmış gibiydi sanki. Ama bakışlar yine aynı. En iyi arkadaş sıcaklığını hissettiriyor. Çocukluk arkadaşıyla karşılaşmak, anılarda yolculuğa çıkarıyor insanı. Bakmayın zamanın su gibi geçtiğini söyleyenlere. Düşününce anlıyor insan. Ne çok şey yaşamışız madem. Unutmak olmasaydı, daha iyi idrak ederdik ömrün uzunluğunu. Ayrıca bakmayın şimdiki zamanın teknolojisine, yoksul çocukluğumuzun fotoğrafları yoktu. Ama şimdiki çocuklarda olmayan ne çok şey vardı bizde. Şimdiki çocuklar talihine yansın.

***

Ayağımızda ayakkabı olmasa da mahallelerin dna'sında yaratıcılık vardı. Gökyüzü de bahçeydi, yeryüzü de. Bugün hangi çocuk yıldızları seyretmenin, bilgisayarda oynamaktan daha değerli olduğunu bilebilir? Taştan kalelerle yapılan "6'da haftaym 12'de biter" konulu maçların anlamını nasıl hissedebilir? O zamanın babaları sözünü bile yemezdi, bırakın haram yemeyi! Parası olmayan nişanlı delikanlıların, gelinlik mağazalarının camlarını indiren filmlere bayılırdık. Ama gerçek hırsızları sorgulardık. Utanmak diye bir duygu mevcuttu. Gururlu insanlar evlerinde kızılcık şerbeti bulundururdu, sefaletini kusarken delil niyetine. Şimdiki çocuklar, başka çocukların hakkını yiyip kendilerine getiren babalarını sorgulayabilir mi? Gelenlere, geleceklere replay yapmak varken.

***

Evlerimiz derme çatmaydı, evler kurt yeniği. Her yağmurda damlar akardı. Ama batan gemilerin yarısını alan bir komşuluk vardı. Elde avuçta olmasa da, bayram günlerinde çocukları boş çevirmek olmazdı. Bayramı telefonuyla mesaj atarak geçiştiren babaların çocukları, bayram ziyaretlerinin ve el öpmenin ne kadar değerli olduğunu nerden bilsin. Bayramın dargınlığı bitirmek olduğunu öğrenmeyenler, kendilerinden sonra gelenlere nasıl öğretsin?

***

Delikanlı söylemlerin büyüsünde demlenirdi erkek çocuklar. Kız çocuklar bezden bebeklerin saçlarını tarardı. İyilik yapmak için her türlü fırsatı yaratırdı çocuklar. Arkadaşlık som altın. Akşamları pencere önünde ıslıklı çağrılar. "Sana ihtiyacım var" anlamına gelirdi de, adına "arkadaş ıslıkları" denirdi. Her çocuk, bir başka çocuğun dert ortağı. Her çocuk bir başkasının acısını diken terziydi.  Şimdi nerede olursak olalım, o eski günlerin ruhunu taşıyan herkesin aklına geliyordur. Akşamların o arkadaş ıslıkları. O ıslıklar ki, şehirlerin kayıp uygarlığıdır.

.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI