Telefon dolandırıcılarının alayı sevgi yoksunu - HÜSEYİN GÜL

28 Şubat 2017 Salı 01:29

İnanılması güç ama hala telefonun öbür ucundaki kişiler, kendilerini polis, savcı veya MİT ajanı olarak tanıtmaya devam ediyor. Üstelik başarılı da oluyorlar. Uzmanlık alanları korku üretmek. Ve çuvalla parayı, bir telefonla hesaplarına geçirmek. Korku konuları; özellikle terör. Okumuş insanlar bile bu şebekelerin ağına düşüyor. Korkularına gelin olmuş bir kadın CEO, böyle bir telefon alıyor. Kendisine "İsminiz terör örgütü tarafından kullanıldı, başınız dertte" deniyor. Sözde savcının kimlik bilgileri de, telefonun öbür ucundaki şebeke üyelerinin klasik delili. Kadın CEO, bankadan çektiği 375 bin TL'yi bir torbaya doldurup, bir parkın çöp kutusuna atıyor. Şebeke paraları alıyor, korkunun getirisini gördükleri için, CEO'dan evdeki altınları getirmesini de istiyorlar. Kadın, 500 bin TL'lik altını da aynı çöp kutusuna bırakıyor. Görüntüler mevcut.

***

Başka görüntüler de, farklı bir şehirde çekilmiş. Emekli memur, 80 bin dolarlık poşeti, çöp torbasına bırakıyor ve gidiyor. Bir arkadaşımın babasına da aynı şekilde telefon geldi. Telefonda telsiz sesleri... Tehdit gırla, suçlama sudan ucuz. Hala ekmeğini taştan çıkaran baba, kuru gürültüye pabuç bırakmadı. Karşılıklı küfürleşme seanslarından sonra telefonlar kapandı. Bir daha ne arayan var ne soran.

***

Korku dolu bir ülkenin, en dramatik resimleri bunlar. Hukuka güvensizliğin yansıması. Çünkü bu memleketin hapishaneleri, neyle suçlandıkları bile bilmeden dört duvar arasında ömür geçiren insanlarla dolu. Korkunun imparatorluk kurduğu ülkelerde mesele insanlara düşer. Direncin yayına gerecek okunuz yok mu? İnsan kokunuz. Yaşamak cesarettir. Ya aslanın ağzından alın lokmayı, ya kafanızı aslanın ağzına sokunuz. Böyle şebekelere çöp poşetleriyle hayatınızı teslim edeceğinize.

***

Bu ülkede korkutmak sanatıyla geçinen bir sistem var. Bunun nedeni bir yandan da sevgisizlik olabilir diye aklımdan geçiyor. Her şeyin çaresi sevmekten geçer mantığıyla hareket edecek olursak, bugün toplumda insanların birbirlerini sevmediğini açıkça görebiliriz. Kendimize kapanmış odaların içindeyiz artık. İnsanlar gülüşlerini evde bırakıp çıkıyor. Hiçbir düşü hayra yormuyorlar. Kardeşlik ihlalinde iptal olmuş düşünceler. Bir nefret hummasıdır gidiyor. İşin en acı yanı kendimize ayna tutmaktan kaçınıyoruz.

***

Nefsimize hakim oluyoruz da, nefesimize bile hakim olan bir düzen var ortada. Alın yazımızı nefret siyaseti yazıyor artık. Kardeşlik rivayet sayılıyor. Hayatı biçimleyen vicdanımızdır. Kendilerini hayatın ölümsüz kiracıları sayanlar vicdanı yok sayıyorsa, onların acı çekecek hiçbir yanı kalmamış demektir. İki kaşının arasına silah çatanlar dünyasında.

***

Oysa ölümle bakışan hayatı kimse inkar edemez. Hepimiz insanız nihayetinde. Ama bazıları hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor. Öznesi para olan hayatta, ölümle yüzleşmek yok. İntikam ve para, asaleti solladı. Vicdanlar kayıp. Hepimiz toprağın malıyız. Kanımız kırmızı. Dille damak, ilikle kemik gibiyiz. Birbirimizi sevmemizi zorlaştıran gerçekleri elimizin tersiyle niye atamıyoruz? Kibir ve küçümsemeyi yaşam tarzı bellerken. Bir dehlizin içinden geçiyoruz sanki. İnsan yanımız kanıyor. Ramazan günlerinde bile nefretin izin yapmadığı gördük. Biraz pide doğrayalım aşka. Afiyetle yiyelim. Birbirimizi yiyeceğimize. 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI