Verdiği sözleri tutmaz hayat - HÜSEYİN GÜL

11 Ocak 2017 Çarşamba 08:43

Orhan Veli’nin, ‘Yüz sene sonra bugünkü dünyadan. Bir tek insan kalmadığı gün..’ dizeleriyle başlayan Siclya Balıkçısı şiirini, edebiyata az da olsa merakı olan herkes bilir. Düşünceme rehber edindiğim bu şiir, zamanın –ki aslında yok. Bizler gelip geçiyoruz- ne kadar zalim olduğunu anımsattı bana. Oysa, yürüdüğün yol kadardır hayat. Bazen gitmektir, bazen yitmek! Almanı gerekeni almak için gerekenleri yapmak değil. Aynaya baktığında gurur duyabilmektir.

***

Piyasa şartları diye bir çıkış yolu üretilmiştir ki. Haysiyetli bir yolcunun piyasası yoktur. Sadece onuru ve gökyüzüne verdiği sözü vardır. O yüzden onurlu yolcular gerektiğinde gözünü kırpmadan ölüme gider. Hele mesele vatansa! Bazen hayatın karnında saklanırız çaresizlikten. Zaman tabutunun içinde yaşadığımızı zannederiz korkularımızla. Oysa korkaklara adisyon açmaz hayat.

***

Bakmayın kötülerin ortalığı yararak yürümesine. Namuslu insanların adı her zaman bir adım önde yürür. Verdiği sözleri tutmaz hayat. Hayatın çemberini döndürmekle, çemberin feleğinden geçmek arasında ortak paydalar vardır. Sızlanmanın faydası yoktur. Direnmenin sınavını tamamlamak gerekir.

***

Durgun suya damlayan mürekkep gibi sızarken kötülükler. Hayatta bedeni değil ruhu yıkamaktır gerçek temizlik. Onun huzuruna bedel biçilmez. Kaderine razı olmak başkadır. İnsanların ekmeğini ve emeğini çalarak kendine yeni bir kader yaratmak başka. Başparmakla işaret parmağının fingirdeşmesine tav olmamaktır hayat. İnsanlığın para kadar haysiyete de ihtiyacı olduğunu bilenlerin yolunda yürümektir. Ölene kadar herkes hayatının sahibidir. O yüzden misafir adabını yitirmemek gerekir. Yolun sonu, insanın adını ve şerefini göndere çektiği yerdir. Çünkü kırık bir testiden bir dikişte içilen sudur hayat. Yalanların tatil köylerinde doğruluğun hükmü kalmasa da. Dokuz köyden kovulanlar için onuncu köydür hayat!

***

Hayat, hayat, hayat... Seni yaşayarak neler kaybettik. Neleri bıraktık ardımızıda, neleri unuttuk. Bulutların gökyüzüne yazdığı şiirler gibi. Ya da gönül penceresinden ansızın bakıp geçen şarkılar gibi.. Utanmalarımız vardı. İncelikle kuşanan mahallelerimiz. Şimdi ihtiyar sayılan yıllarımızdan kalan yalınayak izlerimiz. Kolkola vererek biriktirdiğimiz sihirli günlerimiz. Dualarımız kadar kutsaldı komşuluklar. Birilerinin başına elmalar düşerdi gökyüzünden Bizler düşen sözleri toplardık. Mavi cümleler kurardık, pembe umutlarla. Bazıları bulutlu. Biz uydurmuştuk; kuşdilimiz vardı, her çocuk çabucak öğrenirdi. Sonra bize uyduruldu yeni zamanın dili. Şimdi sanal alemin kendi alfabesi var. Yumuşak g'miz gitti. Harflerimizin inceltme işaretleri yok edildi. Kısa kesiliyor kelimeler. Kaba saba bir dille hakaret etmenin itibarlı bir yanı çıktı ortaya. Gönül kapıları kapanırken.

***

Güzel sözlerin hatırlı komşuları için kapılar açık dururdu bir zamanlar. Aynı şarkılar söylenirdi, aynı gökyüzünün altında. Sevdiklerine seslenir gibi. İnsanlık makamında! Sardunyalı balkonlarda çay içtiğimiz ince belli bardakların fotoğrafını gözlerimizle çekerdik. Dansa kaldırırdık bütün çiçekleri. Başkasında olmayan bizde de yok sayılırdı, olsa bile.

Şimdi zıkkımın kökünü bile koydukları yemek masalarını fotoğraflayıp, sanal alemde cümle aleme gösterenler var. Düşünüyorum da. İnsanlar yediği yemeği göstermekten niye keyif alır ki. Açların nefretini kabartmaktan başka. Memleket sevdasında bile birlik olamayanların, birbirini yemesi de ayrı mesele tabii! Bizler kara tahta ve tebeşirden vazgeçtikten sonra, zarafet bizlerden vazgeçti. "Ali, Ayşe'yi sevmiyor" artık. "Ayşe de topu atmıyor Ali'ye." Giyotine dönmüş ağızlar birbirlerine bilenirken. Tozu dumana katıyorlar sanal alemde..

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI