Bu İşte Bir Yanlış Var... - ORHAN KAMİL

6 Mart 2019 Çarşamba 11:21

Bir aile düşünün; kadın, adam, çoluk çocuk seferber olmuşlar... Alaca karanlıkta tarlaya gidiyorlar; çapa, ilaçlama, sulama, mahsülün toplanması... Çok iş var tarlada... Gün batımına kadar çalışıyor aile... Domates yetiştirip, ailenin gereksinimlerini karşılamak için uğraş içerisindeler...

Akşam sofra kuruluyor; doğal olarak kendi ürünleri olan, iri iri domatesleri de koyar sofraya Anne... Küçük oğlan tutturur; “Anne ben marketteki kiraz domateslerden isterim” diye... Baba çaresiz gider alır!..

Bir sokak düşünün; yüksek katlı binalarda konutların yoğun olduğu, zemin katlarda ise bakkal, berber, kuaför, restoran, fırın, pastane, konfeksiyon gibi işyerlerinin bulunduğu şirin, samimi bir sokak...

Üst kattan evin oğlu saçını kestirmek için aşağıya iner, hemen oradaki berbere girmek yerine 2 dolmuş değiştirerek kentin daha lüks semtindeki salonu tercih eder...

Bir kent düşünün; kendi bağrından çıkmış insanlarının, binbir meşakkatle oluşturduğu işyerleri ile dolu... Sabahtan akşama kadar uğraş vererek ürettiklerine alıcı bekleyen iş yerleri bunlar...

Ulusal büyük kuruluşlar o kentte insanı vakum gibi çeken mega satış yerleri açar... Herşey var bu mekanlarda... Bir kere girdin mi, birşey almadan kapıdan dışarı çıkamazsın...

Bir ülke düşünün; dünyanın çok az ülkesine nasip olmuş, geniş üretim potansiyeline sahip, yokun yok olduğu bir ülke... İnsan yaşamı için gerekli herşeyin üretilebildiği bir ülke...

Ancak çarşıdaki her etiketin üzerinde “Made in China” “Made in Germany” “Made in England” “Made in Italy” “Made in USA” yazılı bir ülke... Vatandaş bunlara bakmadan gidip en basit şeyin dahi ithalini alır...

Kendi ürettiği domatesi bile tüketmekten imtina eden bir aile; kendi apartmanlarında yaşayan insanlar tarafından dahi tercih edilmeyen bir sokak; kendi öz sermayesi ile kurulmuş işletmelerinin, kendileri tarafından dahi tercih edilmediği bir kent; kendi ürettiğini tüketmeyen bir ülke; nasıl gelişebilir?.. Sorarım size... Nasıl gelişebilir?..

Şimdi bunu kendi sektörümüz olan ‘medya’ özeline indirgeyerek açıklamaya çalışalım...

Dün sabah sermayesi yurt dışından; çoook uzaklardan gelmiş, ulusal bir kanala konuk olmuş iki muteber adayımızı izledikten sonra Adana adına çok üzüldüm... Hele hele Çukurova’daki medya kuruluşlarının örgütü olan Cemiyet Başkanı’nın sırf ulusal bir kanalda boy göstermek adına ekranda; hem de 8 Mart Dünya Kadınlar günü arifesinde, karısına şiddet uyguladığı için mahkemelik olan program sunucusuna plaket vermesi beni kahretti...

‘Yabancı’ya karşı bu sevda niye?.. Sizi ‘yabancı’lar mı kurtaracak?.. ‘Yabancı’lar sadece belirli dönemlerde, belirli bir amaçla yanınızda olur... Sonra kalırsınız mahallenizdeki insanlarla, kentinizdeki vatandaşla baş başa...

Günün Sözü

Aldığımızla yaşamımızı idame ettiririz; fakat verdiğimizle hayatımızı oluştururuz.

İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin Başbakan’lığını yapmış Winston Churchill bu sözü ile bizleri sadece almaya değil, vermeye de motive etmektedir. Para, zenginlik, sevgi, zaman, bilgi... Paylaşılması gereken şeyler bunlar...

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI