Acı bir iz bırakan felaket... - SEREN SABUNCU

8 Haziran 2019 Cumartesi 00:08

Çernobil felaketinin üzerinden yıllar geçti lakin herkesin beynine öyle bir kazandı ki bu olay hepimizde acı bir iz bıraktı. Tabii iz bırakmayıp aksine bunu dalga konusu yapanlarımız da olmadı değil...

Bölgenin tahliye edilmesinden sadece üç ay sonra Çernobil'de çalışmaya başlayan Ukrayna HidroMeteoroloji Enstitüsü'nde çevre bilimci olan Gennady Laptev olayı şöyle anlatıyor:

"26 Nisan 1986. Saat sabaha karşı 01:23. Çernobil nükleer santralindeki mühendisler 4 no'lu reaktörün elektriğini kesiyor. Amaç olası bir elektrik kesintisi durumunda reaktörün nasıl kontrol altında tutulacağının bir provasını yapmak. Ancak mühendislerin bilmediği şey, reaktör bu tatbikat öncesinde zaten dengesiz bir durumda. Güç kesintisi, reaktöre su taşıyan türbinleri yavaşlatıyor. Daha az suyun reaktöre pompalanmasıyla buharlaşma hızlanıyor ve içerideki buhar basıncı birikiyor. Mühendisler durumun farkına varıp reaktörü kapatmaya çalıştığında iş işten geçmiş oluyor. Büyük bir patlamayla reaktörün tavanı havaya uçuyor. Reaktör atmosfere maruz kalıyor. Reaktörün havayla teması sonucu başlayan yangın 10 gün boyunca devam ediyor. Radyoaktif bulutlar, Avrupa'nın önemli bir bölümüne radyoaktif serpinti olarak dökülüyor. Çernobil'de çıkan yangını söndürmek üzere bölgeye çok sayıda itfaiye ekibi gönderilmişti. İtfaiyecilerden 134'ü akut radyasyon dozuna maruz kalmıştı. 28'i birkaç ay içerisinde hayatını kaybetti. Kazadan bu yana en az 19'u daha öldü."

Bu yasaklı bölgeye gönderilenler arasında olan Laptev'in görevi, radyoaktif kirliliğin nereye kadar yayıldığını anlamaya çalışmaktı.

2500 nüfuslu Narodichi kasabası bu yasaklı bölgenin içerisinde yer alıyor. Bölge sınırına yakın resmi olarak radyoaktif kirliliğin bulunduğu bu kasabada sıkı denetimler var ve burada tarım kesinlikle yasak! Ne büyük talihsizlik diyeceğim ama koordinatların bir önemi yok artık çünkü hepimiz radyasyona maruz kalmış durumdayız. Radyasyon seviyesini ölçen dozimetre cihazını yanımızda taşısak hakikaten radyasyona ne kadar maruz kaldığımızı gördüğümüze şaşırırız...

Bu denli faciayı yaşamadan anlayabilmemizin mümkünatı olmadığı gibi en azından insanî duygularımızın istemsiz bir şekilde devreye girmiş olması gerekmez mi?

Peki, duygularımız yok diyelim, bir şekilde yitirdik onları ket vurduk ya da başka etmenlerden dolayı duvarlar ördük duygularımıza! Saygıyı da aynı anda yitirmiş olamayız herhalde...

Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, "Bize radyasyondan, madrasyondan bir şey olmaz" demişti.

Yine dönemin Başbakanı Turgut Özal ise, "Azıcık radyasyonlu çay, sağlığa faydalı" demişti.

Sadece hatırlatmak istedim...

Bir yanda toprağına ekin ekeceği yerde terk etmek zorunda kalanlarımız bir yanda toprağının değerini bilmeyenlerimiz... Duygularımız yerini radyasyon ile doldurduğumuz zamanlar olmuş zamanında... Ve hâla da duyarsız olanlarımız var maalesef!..

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI