Ahlaksız değil, özgür ilişki - SEREN SABUNCU

20 Temmuz 2019 Cumartesi 01:02

Bu kaçıncı gidiş bu kaçıncı bekleyiş soğuk sularda' diye düşündü kadın. Hep ondan önce ölmek istedi. Ama olmadı... Bu ölümün dönüşü olmayan bir 'gidiş'olduğu aşikârdı. Lakin bekleyiş hep sürdü. Bir yerlerde buluşacaklarını biliyor ve hissediyordu kadın.

Tarifini kendimce yaptığım bu kadın hiç kuşkusuz Simone de Beauvoir’dır! Jean Paul Sartre’a olan aşkı dönemin ve şimdinin en güzel örneğini oluşturur. Simone asla pes etmedi. Simone’u, Simone yapan da bu örnek aşkı oldu zaten. Kaleme aldığı her satır, dökülen her mürekkep, her duygu, her anı Sartre’dan izler taşır. İkisinin de hayatına zaman zaman birileri girdi. Ama birbirlerine yazdıkları o mektuplar var ki ölüm bile onları ayıramayacağını bilirdi. Simone’un vasiyetidir zaten Sartre ile aynı mezar taşı... Yağan her yağmur ikisini birden ıslatsın, açan her güneş ikisini birden ısıtsın diye. İkisinin de hayatına zaman zaman birileri girdi ama Sartre, Simone’u başucunda her zaman duran kitabı gibi gözünün önünden ayırmadı. Simone da Sartre’ı, kaleminden hiç düşürmedi.

Beauvoir, asla kıskandığını aleni bir şekilde belli etmezdi. Ama her kadın gibi kıskanırdı fazlasıyla. Daha çok başkalarının Sartre’a olan duygularını kıskanırdı. Sartre de bir şey vardı, kadınları kendine çeken ‘bir şey...’ Yer çekimi kadar kuvvetliydi bu çekim gücü. Simone kıskanırdı o ‘bir şeyi.’ Zeka mıydı bu? Bence ta kendisi. Bir kadın, bir erkekte hiç kuşkusuz zeka arar. Sartre’da da bir kadını kendisine çekebilecek her şey vardı, görsellik haricinde... Sapyoseksüelliğin en iyi örneğidir bu. Sapyoseksüel, akıllı veya zeki sözcüğünün latincesi olan sapien ile sexualis'in birleşmesinden oluşan bir kelimedir. Sapyoseksülllik basit tanımıyla ‘ben onun zekasını seviyorum’ demektir. Yani kişi için görselliğin bir önemi yok, karşısındakinin zeki olması aşık olması için kâfidir. Beauvoir da bir sapyoseksüldir bence. Beauvoir güzelliği ve zekası ile o dillerden düşürmeyen feminist filozoftu. Sartre da dönemine damga vuran en zeki düşünürlerden bir tanesiydi. Bana kalırsa dönemin en iyisiydi tabii. Her kadın gibi Simone da, Sartre’ın zekasına aşık oldu. Öyle bir aşk ki başkalarının Sartre’a olan duygusunu da kıskanırdı. Sartre’ın duygularını kıskanmadığını yazar hatta bir mektupta. Çünkü bilir ki, asla bir Simone’a olan aşkı gibi bir aşk yaşamayacaktır!

Simone’dan Sartre’a mektuplar;

“Burada bizim değer yargılarımızın ve yaşam biçimimizin zaferini görüyorum. Sizi başarıya ulaştıran yalnızca ilişkimiz değildi. Yüzde yüz yaşam tarzınız, ahlak anlayışınız ve benim de kendime ait bir yaşamımın olması sonucuydu.” İlişkilerinin asla bir adı olmadı. Zaten bu aşkın tanımını yapmak bu yüzden hep zor olmuştur. Asla sevgili demediler bu ilişkiye ve hiç evlenmediler. Ama her daim birlikte oldular. İkisinin de hayatına zaman zaman birileri girdi ama yine de hep birlikte oldular. ‘Ahlaksız’ bir ilişki diye tanım yapanlar oldu. Bu, bana göre ‘özgür’ bir ilişki... Bu ‘özgür ve adsız’ ilişki onları hep diri tuttu ve bu ilişki hep daim kaldı...

“Birine güvenerek onu sevdiğiniz zaman, benim sizi sevdiğim gibi, o zaman karşınızdakinin her davranışını yumuşak, her sözcüğünü aşağı yukarı doğru ve belirleyici bir unsur gibi alıyorsunuz. Oysa karşısındakine tam olarak güvenmeden, onu yarım yamalak bir sevgi ve yapay tatlı sözler ve davranışlarla seven kişiler ancak belirlenmiş nesneler olabilirler. Yani onlar bir parantezin içindedir. Ve tek olamamak kendini parantezin içine koymak demek. Ben de bazen parantezlerin arasına giriyorum. Ve işte o zaman bende tuzağa düşmüş oluyorum. Hayatınızda bir şey oluyorum. Şüphesiz her zaman beni gerçekten sevdiğinizi düşündüm. Oysa şimdi biz tek kişiyiz diyorum ki, bu da az önce söylediğimin tam zıddı.” Biraz beyin yaksa da Simone’u biraz tanıyınca ne demek istediğini anlayabiliyorsunuz.

“Sizi göremedikten sonra yalnız olmayı tercih ederim. Kendimi bana hiçbir şey kazandırmayan insanlar için harcamaktan tiksiniyorum.”  Paylaşım, onlar için vazgeçilmez bir öğe oldu her zaman. Paylaştıkça ölümsüz bir ilişkiye doğru evrildi bu ‘adsız’ ilişki...

Sartre öldükten kısa süre sonra Beauvoir da zatürre oldu. Ömrünün kalan yıllarını Sartre’ın mezarına bakan evinde geçirdi. Simone de Beauvoir, 1986 yılının Nisan ayında 78 yaşında öldü. Vasiyeti üzerine külleri özgür aşkının küllerinin yanına, aynı mezara kondu.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI