Çok şey anlatır.. - YEŞİM MATPAN

23 Nisan 2019 Salı 09:50

İÇERDE

Pencere, en iyisi pencere;

Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa; Dört duvarı göreceğine.

Orhan Veli Kanık

(Yaprak, 1.6.1949)

İnkâr edilemez bir gerçek ki mazeret üretmekte beceriklidir çoğu insan. Yeter ki istesin; işine gelmeyen, çıkarına ters düşen hemen her şey için duyguya ve duruma özel bir ya da birkaç bahane uyduruverir. Bununla birlikte; konu çözüm üretmeye gelince paralize olan bir kişinin, yaptığı veya yapmadığından kaynaklanan negatif sonuca uygun tepki vermesi büyük ustalık ister bazen ve negatiflikle beslenen bazıları, bu alanda oldukça yaratıcı.

Günümüz insanı, maalesef, çıkarına yoğunlaşmış düşünce ve yaklaşım tarzı ile tuzak kurma, aldatma ve yıpratma gibi yollarla mesleki, sosyokültürel ilişki ve etkileşimlerde olası bazı olumsuz alışkanlıklarda ısrarcı. Hâl böyle olunca, yalan ve yalan olmayan mazeret iç içe; söyleyeni, söyleteni ve muhatabı ayrı ayrı etkilenmekte.

Yukarıda belirttiğim gibi; mazeret üretmek konusunda, kimileri kimilerine nazaran oldukça donanımlı. Sizin belki günlerce düşünüp üretemediğiniz bir mazereti, onlar saniyeler içerisinde adeta dizi dizi üretebilir. Zira söz konusu kişiler için, öne sürülen mazeretin içerik itibariyle bariz saçmalık ya da makul olup olmadığı önemli değildir. Amaca hizmet edip etmediğine; dolayısıyla, inandırıcı olup olmadığına bakılmaksızın, ‘mazeret kutusunun’ kapağı açılmış ve birikimden bir adet kullanılmıştır. Zekice değil mi?

Dahası; cahiliye kültürünün yakasına yapışan ellerinden kendini kurtaramayan bir insan, kendisini geliştirmek ve olgunlaşmak şöyle dursun, menfaati bitene dek maskeli, oynar durur diğeriyle. Bu tür şahsiyetin gölgeleri veya yansımaları da bir çeşit gariptir doğrusu. Birbirlerine ‘zincirsiz zincirlenmiş’ varlıklar şeklinde bağlı ve bilinçli/bilinçsiz, ancak uyum içinde hareket ederler.

‘Bu anlaşılmaz tabloya geri durup bir bakmak lazım ara sıra aslında. Bir pencerenin ardından izlemek, çok şey anlatır insandan insana...’

Gözlemlerden açılmışken; ileri hamle için, bazen bir, iki geri adım atmak gerek diye düşünüyorum. Oysa bazıları kendini tanıma ve kendi olma konusunda isteksiz olduğu kadar, iç dünyasını keşfetmesinde ipucu teşkil edebilecek beşeri yansımaları inceleme ve gözlem yapma yerine, dört duvar içinde sıkışıp kalmayı ya da ipin ucunu kaçırdığı için arapsaçına dönen bir iş ya da ilişki durumundan ‘çözümsüz’ kaçmayı yeğlemekte. Kendisinden kaçıp kurtulabilme şansı olsa onu da yapmaya kalkar mı acaba? Nasılsa ortalık ve dokunduğu, özellikle ve öncelikle yakın mesafede olanlar darmadağın..! Sanırsın ki uzun uzun düşünmüş, planlamış bu hedefe ulaşmayı...

Pek çok insanda olası öyle bir izlenim yaratabilmesine rağmen, aslında, benmerkezci zihniyet, kendisinden başkasını görmeye ve anlamaya kapalı gibi görüntü vermekte.

Pencereden bakmayı mı bilmez? Ya da olduğu yerden kalkıp pencereye kadar gitmeye mi üşenir, bilinmez! Muhtemelen sıkışıp kaldığı o ‘benliğinden’ ibaret küçük dünyasından dışarı çıkmaya gönülsüzdür bir takım sebeplerden dolayı.

Göze rağmen görmeyen insanlar gibi, dar görüşlü ve kalp gözü görmeyenler için de durum pek farklı sayılmaz doğrusu. Peki, kendi içinde olup bitenlere bakmayı ihmal eden kişi dışındakileri anlamlandırmada ne denli başarılı olabilir? Olanı görmek ile görmek istediğini görmek veya olanı kendince yorumlamak ve dile getirmek benzer kabul edilebilir mi? Veya görmek isteyen insan için gözün şekli ya da bakılan pencerenin boyutu çok mu fark yaratır?

Ne çok macerası vardır insanın pencerelerle..!

Mesela şu kendi penceresinden, kişi ve olay değerlendirmesi yapan ne var ki karşı tarafı dinlemeden yargılayan ve bu yüzden zaman zaman gelişigüzel konuşan...

Ya da dört duvar arasında düzeni, huzuru bozulmasın da pencereden ötesinde olup bitene omuz silkerek bakan...

Kimileri de pencerede öylesine bekler; sevdiğinin yolunu gözler... sakin sakin anlatır onu ağaçlara, çiçeklere; kuşlarla konuşur çok özlediğini...

Ne çok anı biriktirir pencereler..!

 

Güzelliklere olduğu kadar, kırgınlıklara ve gözyaşlarına da tanık olur pencereler. Türlü türlü mazeretler de cabası. Kalp kırarsın: Niyetim bu değildi... Birini bir diğerine karşı kışkırtırsın, bahane hazır: Başka çarem yoktu... İnsan hakkından, emeğinden kırparsın, sanki bunu yapan o değil de bir üçüncü kişiymiş gibi bir tepki geliverir. En kötüsü de, bir insanı ‘amaca araç’ olarak kullanıp tükettikten sonra, onunla ve yaptığın yanlışlarla yüzleşmek yerine, köşe bucak kaçarsın, buyursun gelsin arkamdan beni yakalamak isteyen... İstediğini istediği şekilde küçülten ya da büyüten şu insanoğlunun kendisi hiç mi büyümeyecek?

Özetle; olumsuzdan vazgeçip olumluya yönelme, fikren ve ruhen olgunlaşma, tavır ve davranışlarda kabul edilebilir düzeyde değişim, makul hiç kimse tarafından üstesinden gelinemez olarak algılanır diye düşünmüyorum. Ne güzel dile getirmiş Debbie Ford ( 2005 : 35 ) ‘... hiçbir şüphem olmadan tüm dürüstlüğümle söyleyebilirim ki insanlar radikal ve sürekli değişimler yapabilmeye muktedir. ...’

Kaynakça

* Kanık, Orhan Veli ( 2014 [2008] ) Sakın Şaşırma, seçme şiirler, haz.: Memet Fuat, YKY Yayınları, İstanbul

* Ford, Debbie ( 2005 ) Hayatınızın En Güzel Yılı -The Best Year of Your Life- çev.: Banu Kalaycı, GOA Yayınları, İstanbul

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI