Değil mi ki o gün bugüne bağlı..? - YEŞİM MATPAN

30 Nisan 2019 Salı 11:30


Bu akşam da gönlümüzce bitmediyse gün

Suçun yarısı bizim yarısı günün

Sanki yapının tuğlası bizsek harcı o

Onun da iyi olması lazım

Onun da aklı kalbi namusu

Ya masmavi aydınlık ferah

Ya dikenli huzursuz bir uykusu

Gününü gün etmekten korkması lazım.

Bu akşam da gönlümüzce bitmediyse gün

Demek tümü bizim omuzlarımızda yükün

Gelin buna bir çare bulalım

Bunca olduğumuz gayri yetmiyor

Yarın daha iyi adam olalım

Yarın daha sağlam daha akıllı

Yarın daha sevdalı daha haklı

Günün bize bağlı olduğunu bilelim.

Melih Cevdet Anday

Bugün dünden daha iyi ve daha sağlam mısın? Günün aydınlanmasıyla bir önceki günden daha akıllı daha haklı mısın? Ya düşüncelerin, yüreğin? Akşam saatleri gelip çattığında vicdanen rahat mısın? Yoksa günün yüküyle insanın düellosu mu acaba geceyi daha farklı kılan? Daha büyük fikirlerle yaraya merhem, güne geceye dost olsan! En azından sorsan bazen ‘sağlıklı mıyım’ dünden bugüne...

Makul insanın kişilik gelişimine bakış açısı ve bu konuya verdiği önem gibi kendisini yetiştirme çabası içerisinde olup olmadığı ve eğer öyle ise bu noktada katettiği mesafe, yukarıda sözü edilen anahtar terimler vasıtasıyla içeriği ayrı bir derinlik kazanmış sorulara vereceği samimi yanıtlara ve bunların hâl ve hareketlerine yansımasıyla birlikte etkileşim ve iletişim halinde olduğu diğer insanlar üzerindeki etkisinin dikkatli bir şekilde incelenip, analiz edilmesiyle açığa çıkabilecektir. Vurgulamak istediğim şu ki sağlıklı kararlar almak ve sağduyu ile hareket etmek adına, bir insanın farkındalık gelişimi, etki-tepki bazında, hem kendisi hem de ait olduğu toplumun diğer bireyleri için hayati bir önem arz etmekte.

Kişisel seçimlerinin sonuçlarını öngörebilen sağlıklı insan, olmasını istediği bir şeyin kendi istediği biçimde olması hırsında ya da ısrarında değildir. Benzer şekilde; başkalarını geriye dönüşü olmayan olumsuz bir şekilde etkileyecek ya da fiziksel/psikolojik yaralarla mağdur edecek bir eylemden sakınır diye düşünüyorum. Diğer bir deyişle; işin içinde bir başkasının zihinsel, fiziksel ve psikolojik açıdan sağlığına ve iyi haline, hak ve özgürlüğüne ‘müdahale’ söz konusu olduğunda benliğin üzerinde düşünmeyi tercih eder. Vicdan sahibi olmanın yanı sıra; özgüven sahibi ve öz-saygısı gelişmiş insan, şahsi menfaat ve arzuları konusunda bencil ve ben merkezli yaklaşımdan uzaklaşmaya meyleder. Kendisiyle barışık olmanın verdiği bütünlük duygusuyla içinde bir şeylerin eksikliğini hissetmeksizin arzu ve ihtiraslarının ya da taşıyamayacağı yükün altına girmemek ve dolayısıyla başkalarına ‘dokunacak’ sağlıksız karar veya uygulamanın ötesinde yaşamak taraftarı ve bunun bizzat uygulayıcısıdır ve öyle de olmalıdır görüşünü savunuyorum.

Burada sorgulanması gereken; her ne kadar sosyokültürel yapının ve düşünce sisteminin etkisi önemli olsa da ailenin aşıladığı değer yargılarını dürüstçe sorgulamak ve eskimiş olanları yenileriyle değiştirmek, zihinsel sağlığın göstergesi değil midir? Ayrıca bu yeni değer kalıplarının dünyayı bir bütün olarak algılamamızı kolaylaştıran; onu daha iyi ve sevecen bir bilinç düzeyi ile görmemizi sağlayan türden olması gerekmez mi? Tepki ve davranışlarımızda başkalarının duygularıyla veya bize doğru gelmeyen doğrularıyla hareket etmek kişilik gelişimine engel teşkil etmez mi? Kendisini dürüstçe ifade etmeyen/edemeyen bir insan, bir diğerinin kendisine karşı dürüst davrandığına ne denli inanabilir veya samimiyetine nasıl güvenebilir? Diğer yandan; ‘Fikri ve zikri’ ile özüne sadık olmayan veya kendisine güvenmeyen birisi böyleyken bir başkasına güvenebilir mi? Güvenilmezliğini bir kez gözler önüne sermiş olan ve içindeki gizli ‘sevgisizlik’ mesajını farkında olmadan bedeninin dışına ‘yansıtan’ bir şahsiyet, diğerinde güven duygusu oluşturabilir mi?

Güvenini zorladığınız ve size güvendiği için kendisini yaraladığınız bir insanın iyileşme ihtimalı veya yaraların kabuk bağlaması hiç de kolayca aşılacak bir süreç değil, bilindiği gibi. Dahası; kişiye bağlı olarak bazı yaralar iyileşmez. Bir anlık veya değil, akıl ve edep yoksunluğunun esiri ve bencilliğin oltasına takılmış vaziyette nefsini tatmin etmek için bir kadının, bir çocuğun; daha doğrusu bir bebenin, bebelerin acımasızca istismar edilmesiyle ona yaşatılan acı ve korku telafi edilebilir mi? Vicdansızlık küçümsenebilir nitelikte sayılabilir mi? İstismar, insan bedenine, ruhuna yapılan saldırı ve dolandırıcılığın hakkaniyet ve hassasiyetle ele alınmaması halinde ilgili taraflara, topluma ve insanlığa kaybettirdiği dürüstlük, güven, iyilik ve sevgi gibi olumlu enerjilerin yerini daha sağlıklı olan ne ile doldurabilirsiniz?

Gözü kara insanın gün gelir kendisini de karartır kurnazlığı; değil mi ki o gün bugüne, bugün o güne bağlı..?

Ve sanmasın ki o emekte haksızlık eden ya da sevgide nankörlük, çiçeğe acımasızlık, o hariç herkes sisli..!

İstismarcının birebir kendisi kadar içinde yetiştiği kültüre, ilk eğitimini aldığı en küçük sosyal birliğe, ahlâk, edep ve namustan ne anladığına dair çözüme yönelik bilgi edinmek ve gereğini yapmak için araştırmaya zaman ayırmalı, kim(ler)le ve ne ile nasıl beslendiğine de bakmalı aslında..! Kalbi çirkin kadının ardından ama onun da bilgisi dahilinde bir başka kadınla gönül eğlendiren, emek ve hak hırsızlığı yapan, böylelikle sözümona gücünü kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismarla sergileyen, insanlığa yapılan çirkinliğe ve haksızlığa sessiz kalmak; kısaca, hasta zihniyete acımak veya acıyan taraf olmak kişiyi acınacak hâle düşürmez de göğe mi çıkartır..? Yapılan iyilik cezasız kalmıyorsa ki deneyim sahipleri bunu çok iyi bilir; yapılan kötülük de cezasız kalmaz... Yeter ki yargı ‘duyusal ve duygusal’ algıdan bağımsız işlesin!!!

İnsanlığın devamı hakkaniyet ve sağduyuya; vicdanı işler vaziyette tutup, ilişki, iletişim ve etkileşimlerde insanın insana sağduyulu davranmasına bağlı değil mi? Kimilerinin emeğini, iyi halini ve ya konumunu kıskanarak ya da kendisini onlarla kıyaslamakla ‘yanlış’ biçimde ele geçebilecek bir üst puan, yalan dolanla elde edilenden farklı kabul edilir mi? Açıkçası; kendimizi başkaları ile kıyaslamak onlarla aramızda ‘uçurum’ yarattığı gibi bizi kendimizden de uzaklaştırmakta. Oysa ki kişi kendisine yönelmek suretiyle var olmanın bilincine ulaşmakta.

Kısacası; günlük hayatta davranış tarzımız; hak, hukuk ve adalet bağlamında duruşumuz ve sosyal ilişkilerde kullandığımız dil, hayat hakkında öğrendiklerimiz ve öğrenmediklerimiz; işin doğrusu, hayata bakış ve yaklaşım şeklimizle ilintili olarak, diğer insanlara önemli mesajlar iletir. Bir insanın ağzından çıkan sözlerin bir başkası üzerindeki etkileyici gücü tartışmasız bir gerçek. Ancak ister olumlu isterse olumsuz anlamda olsun, çok daha tesirli olan o kişiye nasıl baktığı, ne yaptığı ve nasıl davrandığı...

Sırası gelmişken; çok manidar bulduğum ve sizlerle paylaşmak istediğim küçük bir alıntı ile yazımı bitirmek isterim: Şöyle der Shamaya & Shamaya ( 2000 : 73 )

... Yaptıklarımız sözlerimizden daha yüksek sesle konuşur. ...

Kaynakça

* Shamaya D. & Shamaya C. ( 2000 ) Pratik Bilinç -Yaşama Sanatı- çev.: Adalet Celbiş, Ötesi Yayıncılık, İstanbul

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI