Sorumluluk Deyince... - YEŞİM MATPAN

14 Mayıs 2019 Salı 09:44


...

Sevmek insanın yüreği kadar

Küçükse büyüğünü taşıyamazsın

Yalnızlığı da dene oldu olacak

Nasıl yankılanır derinden derine

İyi midir kötü mü çıkaramazsın

***

İnsanı ancak kendisi tamamlar

İçinde başka dışında başkasın

Eksiğin fazlana elbet bulaşacak

Öbürü sığacak bunun derisine

Yoksa sabaha sağ çıkamazsın

Attilâ İlhan

Sorumluluk duygusu gelişmemiş bir insanın ilgi ve sevgiye yanıtı ne denli güvenilir olabilir? Daha doğrusu; sorumluluk duymayan bir insanın, maddi ihtiyaçlardan farklı olarak, ruhsal gereksinimlere gönülden yanıt vermesi düşünülebilir mi?

Çalışma hayatının olmazsa olmazı saygı, aynı zamanda sosyal ilişki, iletişim ve birlikteliklerde de sevgi ve sorumluluğun yanı başında yerini almazsa olmazı diye düşünüyorum. Muhatabına saygı duyan kişi karşı tarafa bu hissi aktarabildiği takdirde, onu tanımaya yönelik ilk adımı atmış olmuyor mu?

Sevgi ve saygı tarafların birbirine yönelik ilgisi ve bilgisinden kaynaklanır şeklinde düşünecek olursak, yine bu ilginin sevgi gibi içtenlik içermesi zaruri değil midir? Samimi duygularını ortaya koyabilen tarafla bunu yap(a)mayan diğer taraf ortak noktada buluşabilir mi? Mesela bir annenin evladına karşı beslediği yoğun sevgi, gösterdiği ilgi ve içtenlik, eşler arasında ya da birlikteliklerde aynı biçimde gözlemlenebilir mi? Mantıksal olarak sevdiğine emek harcar, ilgi gösterirsin ve ilgi gösterdiğini, uğruna emek harcadığını seversin...

Benzer şekilde; kişilerarası iletişim ve ilişkide saygının duyulduğu gibi gösterilmesi de önem arz etmekte; zira kimileri muhatabına duyduğu saygıyı gösterme konusunda yetersiz kalabiliyor ve bu, bilindiği üzere, yanlış algı ve anlaşılmalara neden olmakta. Peki nedir saygı? Saygının bir insanın diğerinden korktuğu anlamında algılanmaması gerektiğini vurgulayan ve aslında saygının bir kişiyi kendine has nitelikleriyle görebilmek olduğunu ifade eden Erich Fromm ( 1995 : 34 ) şöyle devam ediyor: “... Bu anlamıyla saygı, kişinin çıkar için kullanılamayacağını gösterir. ... Karşımdakini seviyorsam, kadın olsun, erkek olsun, onunla bir duyarım kendimi; ama o kişidir, benim işime yarayacak bir nesne değildir. ...“

O halde; sorumluluk bilinci gelişmeyen bir insan bir diğerini kişi olarak değil de nesne olarak görmeyi tercih ediyorsa, bu durumda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu açıktır. İlgilendiği ve sevdiği ya da karşı tarafta böyle bir izlenim uyandıran bir şahsın, sevdiğinin sorumluluğunu almaması veya bundan kaçınması bu kişideki saygı bilincini yetersiz olarak karşımıza çıkarmakta düşüncesindeyim.

Dolayısıyla; sorumluluk bilincinin erken yaşlarda çocuklara aşılanması, ileriye yönelik olası olumsuz davranışları minimum düzeye indirgeyebilir. Bunun çocuğu bir birey olarak tanımak ve kabul etmekle yakın ilgili olduğu su götürmez gerçeklerden. Örneğin; ‘O daha küçük bir çocuk, ne bilsin sorumluluğu; ne anlar sorumluluktan.! Ya da çocuktur, eline yüzüne bulaştırır; yapamaz..!’ gibilerinden yargılarla, süreç yerine daha çok ( olumsuz ) sonuca odaklanarak çocuğa sorumluluk vermemeyi tercih etmekle bu bilinci ona sağlıklı bir şekilde kazandırmanız mümkün mü? Yükleyebileceğinden çok daha fazla sorumluluk taşıyan nice çocuk var günümüzde. Mesela okula gitmesi gerekirken ekmek parası için oradan oraya koşuşturup duran çocuklar... Elbette burada ailelere düşen görev, arkadaş çevresi de dahil olmak üzere, hem birbirlerine hem de yakınlarına karşı sorumluluklarını adamakıllı yerine getirmek suretiyle bunu bizzat kendilerinin de uygulamaya geçirmeleridir görüşündeyim. Çocuk için sözden ziyade görsel ve pratik etkili olduğundan, anne-babanın sorumluluk duygusuna yabancı olması ya da ilgisiz kalması bilinçlenme sürecini beklenmeyen oranda geciktirecektir.

 

Dahası; kendisine dürüst olmayan bir kişinin başkalarına karşı dürüst olması beklenmediğine göre; kişinin öncelikle ne istediğine veya yapmak istediğine bağlı olarak kendisinin sevgi konusunda bilinçlenmesi ve kendini tamamlaması gerekmekte. Ayrıca unutulmamalı ki her kişi öncelikle kendinden ve kendine karşı sorumlu. Ancak sorumluluk bilinci gelişmiş bir insanın söz, tavır ve davranışları saygı izleri taşıyabilir ve bunu olduğu gibi dışarıya yansıtması koşuluyla, saygı ve sevgi çerçevesinde benzer bir muamele görebilir. Elbette bu, öyle yapan her kişinin ‘verdiğinin karşılığını alacağı’ anlamına gelmez. Kimi insan yapmacık tavrın muhatabı tarafından hissedilemez olduğunu varsaysa da içtenlik yansıtmayan ya da gerçek duyguları bir çeşit maskeleyen bir yaklaşımın çok geçmeden kendini ele verdiği kabul edilen doğrulardan.

Benzer şekilde; gönülden yapılan bir davranışla gönülden yapılmayanın açık fark yarattığı gibi özden gelmeyen sevgi, tarafları ve ilgili başka kişileri hayal kırıklığına uğratmaya devam edecektir. Eğer ki kişi, bir başkasını olduğu gibi sevemiyorsa, en azından onu çıkar için kullanmamalı veya nefis konusuna bulaştırmamalı şeklinde düşünüyor ve bunun altını çiziyorum. Bunun nedeni gayet açık: Kadının veya erkeğin art niyet güderek birbirlerini kullanmasının ve güven istismarının sınırlı bir alanda kalmayıp başkalarına mağduriyetler yaşattığını sık sık duymaktayız ki bu günlük olaylar arasında yerini koruyan insanın insanı nesne olarak görme ve şahsi çıkarları doğrultusunda kullanma eğilimi; kısacası, sorumsuzluk.

İlaveten; kadının hemcinsine karşı duyduğu ve bazılarında ‘bardaktan sel suları taşıran’ iyi hâli çekememe ve aşırı kıskançlık, bir diğerinin fiziksel ve ruhsal yönden hayatı pahasına acıtılması, erkek şiddetine kadının dahil olması, haksızlık, kendisi birilerinin sırtında yük ve kişilik ile ilintili sorun yaşarken yine de başkasına karşı ısrarla şu zehirli dilini kullanması ve benzeri kabul edilemez ‘insani değerlerde değersizlik’ şeklinde yaygınlaşan olumsuz düşünce ve davranış tarzı...

İnsanın insanı aptal yerine koyması, sorumsuzca davranması, emek ve kıymet bilmemesi insanlık anlayışına sığar mı? Aslına bakarsanız, aptalı iyi oynayan insan ile aptal olan insanı birbirinden ayıran, hatasının farkına varana kadar, öncekinin sonrakini kendisi gibi iyilerden bir oyuncu sanması. Böylece; insanlık, manevi gelişimini yeterince dikkate almayan insandan nasibini almakta. Sual etmeye kalksanız, kiminin yanıtı da hazır: Manevi gelişim mi..? O da neymiş ki..? Hepimiz kocaman insanlarız... Büyümüşüz işte büyüyeceğimiz kadar..!

Okurken son derece etkilendiğim Kırık Kanatlar (yani Kadınlar) ile ilgili şöyle söylüyor Halil Cibran ( 2018: 47 ): “... Ben manevi gelişimin insani bir yasa olduğuna ve yetkinliğe yaklaşmanın ağır işleyen bir süreç olmasına karşın sonunda hedefe ulaşılacağına inananlardanım. Kadın bir yönde ilerliyor, başka yönde geriliyorsa, bunun sebebi dağların doruğuna varan zorlu yolun hırsızların tuzaklarıyla ve kurt inleriyle dolu olmasıdır! ...”

Söz insanın insana tuzak kurmasına ve dolayısıyla kurnazlığa gelince; kişinin kimliğine, cinsiyetine bakmaksızın hani hep diyoruz ya, vicdan yahu vicdan..! Aslında iyi, kötü her olaya imzasını atan işte o vicdan...

Kaynakça

* İlhan, Attilâ ( 2017 ) Kimi Sevsem, Sensin, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul

* Fromm, Erich ( 1995 [1967] ) Sevme Sanatı -The Art of Loving- çev.: Yurdanur Salman, Payel Yayınları, İstanbul

* Cibran, Halil ( 2018 ) Kırık Kanatlar -LES AILES BRISÉES- çev.: Kenan Sarıalioğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI