Yaptığın, ne yapmadığını anlatır… - YEŞİM MATPAN

9 Nisan 2019 Salı 09:25

‘... Çocuk gelişimi uzmanları, anne babaları çocukları yanlış bir davranış yaptığında onlara kötü olduklarını söylememeleri, onun yerine onları kötü şeyler yaptıkları için azarlamaları gerektiğini söylemektedir. Bu düşünce, yetişkinler için de geçerlidir. İyi insanlar, arada sırada kötü şeyler yapar; kötü insanlar ise, kimi zaman bir melek gibi davranır. ...’

( Dimitrius & Mazzarella, 2018 : 95 )

İyi insan mı.., kötü insan mı..? Uzun yıllar önce, bir insanı iyi ya da kötü olarak yargılamaktan vazgeçtim; zira bugün iyi olarak nitelendirdiğiniz birisini yarın insancıl olmayan bir davranışı karşısında kötü olarak nitelendirebiliyorsunuz. Nasıl mı.? Çok sayıda koşula ve faktöre bağlılığıyla; kişideki kültürel, ruhsal ve düşünsel değişimin olumlu ya da olumsuz yansımalarını 5D ( dil-duruş-duygu-düşünce-davranış ) ölçütünde incelemek suretiyle ve elbette söz konusu koşulları da yok saymaksızın, ‘insan, güçlü ve zayıf yönlerini keşfetmek ve dolayısıyla kendisini tanımak üzere öncelikli olarak kendisini yetiştirmeli ki ardından gelenlerin yolunu aydınlatabilsin’ diye düşünüyorum.

Uzmanların sık sık dile getirdiği, insan hayatında ailesinin yeri, orada aldığı eğitimin ve edindiği alışkanlıkların son derece önemli olduğu tartışılmaz gerçeklerden. Şöyle ki anne babadan alınan temel eğitim, kişilik gelişiminde çocuğa rehberlik etmekte. Basit bir örnek vermem gerekirse; arkadaşına yalan söyleyen veya hakaret ederek onu diğer arkadaşlarının yanında inciten ve küçük düşüren bir çocuğa, yaptığının yanlış olduğunu söylemeyen anne babalar,  topluma sağduyu sahibi bir birey kazandırabilir mi?

Öyle anne babalara rast geldim ki çocuklarıyla iletişime geçtiklerinde işittiklerim ve gördüklerim inanılır gibi değil. Bir de anne ve baba tarafından gelen şu ‘kurnaz’ zihniyetli ve ‘bukalemun’ kumaşlı akrabalar ve ya tanıdıklar var. Kadın, arkadaşına şiddet uygulayan çocuğuna ‘dur evladım,... oğlum/kızım yapma.!’ demediği gibi ‘iyi yaptın/ hak etti..!’ biçiminde ifadelerle onu adeta daha fazla şiddete teşvik ediyor. Peki evladını kullanıp vicdansızlık ettiği kadına çirkin söz(ler) söyleten erkeğe ya da çocuğunu çıkarı için erkeğe karşı kullanan kadına ne demeli.?! Demek oluyor ki ruhunun enerjisini görmezden gelmek suretiyle bazıları, hâlâ ‘insan olmakla, bir kişiliğe sahip olmanın aynı şey olduğunu düşünüyor.’ ( Zukav, 1995 : 24 )

Bir anne ya da bir baba komşularının arabasını çizen küçük kızını veya oğlunu sebep ve sonuçları itibariyle bu yanlış davranışın arkadaşlarına da kötü örnek olduğu ve öyle yapmaması konusunda uyarmazsa, çocuğun, zaman içerisinde, zorlu süreçlerden geçip geçemeyeceğini, kendisini geliştirmeyi başaramazsa ve çeşitli unsurların da olası etkisiyle nasıl bir insana dönüşebileceğini siz düşünün.

Bu arada; benim çocuğuma kötü bir şey olmasın da ‘başkasının çocuğundan bana ne’ şeklindeki eksi uç nokta görüşüne sahip yetişkinleri anlamak da bazen mümkün değil. Böylelerine şöyle bir tepki vermek lazım aslında: Senin çocuğun sana, benim çocuğum bana kıymetli ki bu kabul edilebilir. Ancak; her çocuk başlı başına birer masumiyet... Sen benden senin gibi olmamı ümit ediyorsun belki ama senin gibi düşünür ve hareket edersem, bu çocukların ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde yaşayacağı ve yaşatacağı olası olumsuzluklar karşısında göstereceğin tepkiyi hiç düşündün mü.?!

Diğer yandan; kendileri bizzat kötülük yaptığı halde, evladına ‘bunlar kötü şeyler, kızım/oğlum...sen bunlardan uzak dur, yapma..’ öğüdünde bulunan ana babanın yarattığı çelişki de ayrı konu.

Hiçbir ebeveynin çocuğunu bir diğer çocuğa ya da yetişkine ezdirmek istemeyeceği su götürmez bir gerçek. O halde; bir ebeveynin bir diğerinin kızının ya da oğlunun psikolojisini bozacak türden davranışlar sergilemesinin ve ya ağır sözler sarf etmesinin altında yatan mazeretler neler olabilir.? Mutsuzluk veya aşırı geçimsizlik, uyuşmazlık olmasın.! Ne yazık ki bu durumda olan ve başkalarının gözyaşları üzerine kurdukları sözde evliliği, yine başkalarını darmadağın ederek devam ettiren ‘katır inadı var bun(lar)da’ dedirten kadınlı erkekli insan grubunu görmek için büyücü olmak gerekmiyor: Kimin rahatı, yuvası, eşi evladıyla arası bozulursa bozulsun..! Aman benim huzurum bozulmasın..!

Yeri gelmişken Tolstoy’un şu sözünü hatırlatmak isterim: Mutlu ailelerin hepsi birbirine benzer; mutsuz ailelerin mutsuzluğu kendine mahsustur. [ Happy families are all alike; every unhappy family is unhappy in its own way. ] Aslında; Anna Karenina romanının yazıldığı tarihler göz önüne alındığında, bu tanımların, bugünkü koşullara uygun olup olmadığını tartışmak da mümkün. Daha doğrusu; kişiden kişiye çeşitlilik kazandığı gözler önünde olan mutluluk anlayışı nedeniyle, açıkçası, günümüz mutlu ailelerinin birbirine benzerliğine de katılmıyor.

Sağlıklı bir baba kızına rağmen bir başkasının kızına hangi vicdan ve mantık ile zarar verir.? Bir başkasının ayağını kaydıran veya hayatını karartan bir anne ( ya da ) baba, evladına insan olmayı, büyüğünü saymayı ve küçüğünü sevmeyi aşılayabilir mi.? İstismar, yalan ve dalavere dünyasında yolunu şaşırmış bir kadın ya da erkek, çalarak çırparak, maddi/manevi insan acıtarak çocuğuna ‘ekmeğini dürüstçe kazanmayı’, iyilik yapmak dahil hangi insani değerleri kazandırabilir.?

Sözde bir evliliğin karşılıklı çıkara dayalı sürdürülmesi adına bir başkasına şiddet uygulayan, insanla oynayan, hak yiyen ‘insanlık fukarası’ bir ebeveyn sağlık sorunu yaşarken, çocuğun eğitiminde kabul edilebilir düzeyde başarılı olabilir mi.? Benzer şekilde; kişisel alanın ihlaliyle, yakınlarına ve ya arkadaş çevresine, yaptıkları ve yaşattıkları huzursuzluklarla kötü örnek olan bir kadın ya da erkek, evladına sağlıklı örnek olabilir mi.? Yalanlar ve yanlışlıklarla kuşatılmış ve duyarsızlığı oynayan kadın ve ya erkek, çocuğuna adaletten, dürüstlükten ve doğruluktan yana ne kazandırabilir.? Diğer bir deyişle; büyüklerini kopya eden çocuk, kendisine yapılan olumlu yönlendirmeyle örtüşmeyen söz ve eylem arasında sıkışıp kalmaz mı.?

Eğri oturup doğru konuşalım: İyiliklerden farklı olarak, hiç kimse belirli/belirsiz bir bedel ödemeden bir başkasına yaşattığı kötülükten yakasını kurtaracak değildir. Şimdi soruyorum o kadına ve erkeğe: Bu bedeli ‘sen’ değilde evladının ödemesi canını yakmaz mı.? Senin çamurunu neden çocuğun temizlesin.?! Maalesef, iyilik meleği gibi görünüp, kötülük meleğinin takipçisi olan ve sayıları tırmanışa geçmiş bu insanlar, her ne kadar bazıları katılmasa da, ‘ne ekersen onu biçersin,’ atasözümüzü ve karma yasasını göz ardı etmekte. Dikkat çekici olan nokta şu ki, birinin bir diğerine anlatamadığını, susarak anlatmaya çalışması misali gibi, bir insanın ‘yapmadıklarını’ ‘yaptıkları’ anlatabilir.

Bu bakımdan; her insanın başkalarını ve tüm canlıları kendisi gibi sevmesi, açık ve anlaşılır akademik, sosyal ve kültürel çalışmalar ve uygulamalarla, bu görüşün toplumda yaygınlaştırılması ve bunun makul her bireyin ve ailenin sloganı haline gelmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bu doğrultuda; çiftlerin çocuk sahibi olmadan önce, çocuk yetiştirme konusunda bilinçli, aklen ve ruhen buna hazır olmasının da ısrarla altını çiziyorum.

Kaynakça

* Dimitrius, Jo-Ellan & Mazzarella, Wendy Patrick ( 2018 ) İnsanları Okumak -Reading People- çev. Bülent Toksöz, Koridor Yayıncılık, İstanbul

* Zukav, Gary ( 1995 ) Mutlak Gücün Yolu -The Seat Of The Soul- çev. Nedret Şanlı, Akaşa, İstanbul

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI