Yardımın Yardımdan Sayılmasa da… - YEŞİM MATPAN

19 Şubat 2019 Salı 10:30

‘İnsanlara olmaları beklenen biriymiş gibi davranarak olabilecekleri kişi olmalarına yardım edersiniz.’

[Treat people as if they were what they ought to be and you help them to become what they are capable of being.]

Johann Wolfgang von Goethe

İnsaniyetini göstermek isteyen kişinin karşısına sayısız fırsat çıkar çıkmasına da, esas olan, onun bunu yapmaya niyetli olup olmadığıdır. Günümüz insanı, ne yazık ki bir diğeri tarafından şiddete maruz kalma, gönül oyunlarıyla alçakça kullanılma veya dolandırılma endişesi ile hemen her an diken üstünde yaşamakta olduğundan bu fırsatları da yeterince değerlendiremiyor olabilir. Gelgelelim insaniyeti unutmuş ve yakın çevresinde etki altına alabileceği kişilere de bunu unutturmaya çalışan kimseleri görmezden gelmek haksız bir yaklaşım olur diye düşünüyorum.

Açıkçası; sosyal ilişkilerde yaşanan yapmacık tavırlar, iletişim kopukluğu, maddiyata dayalı kimi resmî kimi gayriresmi birlikteliklerde eksik ya da tek taraflı olan yürekten bağlılık ve taraflar arasında beraberliğin olmazsa olmaz koşulu dürüstlük konusunda yaşanan sorunlar, etkilerini günlük yaşantıda göstermektedir. Nasıl mı..? Örneğin; kullandıkları sözcüklerden insanların niyetini algılayamadığınız ve yüzlerini ya da vücut dilini okuyamadığınızda veya herhangi bir olumlu/olumsuz etki karşısında ona uygun bir tepki alamadığınızda, değerlendirme yapmak adına bir adım geri çekilmeniz yeterli.

Dikkatlice yapılan bir gözlemin ardından şu kanıya varabilirsiniz: Öyle enteresan kişilikler var ki ne söylediği yaptığıyla ne de söylemediği yapmadığıyla tutarlı. Şöyle ki insaniyet namına daha önce kalbine dokunulmamış birisinin kalbine dokunur, değer verirsiniz; ancak o, içine iyice kök salmış güvensizlik ve değersizlik duygusuyla alışık olduğu yaşam tarzının dışına çıkmakta zorlanır. Sadece kendisi zorlansa yine iyi. Durup dururken bir de başkasını çıkmaza sürükler.

Vurgulamak istediğim; muhataba olduğu gibi değil de olması ümit edilen bir şekilde davranmak, muhtemelen uzun dönemde gözlemleyebileceğiniz olumlu bir sonucu verir. Bazen de bekleneni vermeyip, aksine, büyük bir hataya dönüşür ve insanı büyük bir hayal kırıklığına uğratır. Dolayısıyla; samimiyetle yapılmış olsa dahi, her yardım, onu alan kişi(ler) tarafından yanlış algılandığında yardımdan sayılmaz. Aksine; ‘yapmasaydın..! senden yardım isteyen mi oldu?’ gibisinden kırıcı tepkilere maruz kalabilir. Zira sözü edilen şahsiyet, yetiştiği ortam, aldığı kültür ve kişilik gibi belirli bazı koşullar yüzünden karşısındaki kişiyi suistimal etmeye hazırdır. Bunlara menfaatler dahil olunca kişi her fırsatta psikolojik ve ya fiziksel şiddete başvurabilir. Hâl böyle olunca; haksızken haklı konuma geçmek için gücünün sınırlarını zorlarcasına bizzat sarfettiği kayda değer efor, haddini bilme ve insan olma gayretinin çok üzerindedir.

Konuyu aile ve akrabalar açısından ele alacak olursam; kadın ya da erkek tarafından gelen akrabaların çekirdek aile üzerindeki olumlu/olumsuz etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Değişime kapalı insanlardan farklı olarak; açık görüşlü ve dinlemeyi bilen, hak ve hukuka saygılı bireyler, olaylara haliyle sağduyulu ve insancıl yaklaşmaktadır. Oysa maddiyatı insanlığın üstünde tutan bireyler, kişiler arasında gelişmekte olan olaylara ‘çıkarlar’ doğrultusunda olumlu yaklaşmakta. Diğer bir deyişle; bu tür insanlar, kimin haklı/haksız veya mağdur eden/edilen olduğuna bakmaksızın, menfaatinin söz konusu olduğu yerde hazır bulunanlardır.

Peki, bir insanın olduğu kişi olması ve olmak istediği kişi gibi olması yine kendi iradesi ve arzusuna bağlı değil midir?

Diğer yandan; kendisini aşması ve kapasitesine bağlı olarak, olabileceğinin (en) iyisi olması beklenen kişiye maddi ve ya manevi anlamda yardım eli uzatmakta karşılıklı yarar vardır. Nezaket ve inceliğin, iyi niyet ve yardımseverliğin insana insan kazandırmasına karşın, insanlık karşıtı şeytani fikirlerle gücünün yettiği kadını veya erkeği dolandırma ve istismar etme kişinin kişiliğinden ve çevresinden kaybettirir görüşüne çoğunluğun hemfikir olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Bu durum; kendisinin dünü ve bugünüyle yarışması gerekirken, hastalık derecesinde kıskançlık ve olası bir psikolojik rahatsızlık nedeniyle başkalarının iyiliğini istemeyen insanlar için de geçerlidir. Misal olarak; insan hakkı yiyen bir kadın veya erkek, yaptığı haksızlık açığa çıktığı ve maskesi düştüğü zaman güvenilmezliğini açıkça sergilemiş olmakta.


Aynı şekilde; kadına ve çocuğa yönelik şiddet, taciz ve istismarın ana sebepleri arasında sayılabilecek duygusal tatminsizlik ve geçimsizlik nedeniyle, birlikteliğini sadece ‘çıkar sevdasıyla’ sürdürmek isteyen ve bu amaçla bile bile bir üçüncü bir kişinin mağduriyetine sebep olan kadının kurdu kadın ya da kurnaz zihniyetli istismarcı erkeğin kan bağlı veya değil bir büyüğüne hainliği, kadına veya çocuğa yönelik vicdansızlığı anlaşıldığında her makul insanda tiksinti uyandırdığı kuşku götürmez.

‘Kimsenin hakkı kimsede kalmaz,’ sözü işte tam bu noktada daha çok önem ve anlam kazanmakta. Yine de yukarıda belirtilen şekilde ‘kötülükle’ çıkar sağlamaya çalışan ve nefis için hayat karartan sahte şahsiyetler ne yazık ki bunu görmezden geliyor.!

Ya arkadaşlar..? Sözümona dostane ilişkilerin bugünü kadar yarını da bir muamma; çünkü, tanıdığınız ya da öyle sandığınız bir insan, bir anda hiç bilmediğiniz/tanımadığınız birisi olmakta.

Mazeretler üretmeyi sever insanoğlu bilindiği gibi. Yaşam koşulları ne kadar zorlu olursa olsun, bunun, sağlıklı bir kişide mevcut olan insani değerleri ve kişilik yapısını altüst eder nitelikte olabileceğini şahsen düşünmüyorum. Daha doğrusu; özünde sözünde güvenilir ve karakteri sağlam olan bir insan, adil olmayan koşullar ve yıkıcı olaylar karşısında yıprandıkça yıpransa da, uç-nokta bencillikle uzun mesafeli ve iyi olanı yapmaktan, kendi mutluluğu kadar dostunun da mutluluğunu istemekten yanadır. Bunun temelinde bireyin kendisinden başlayıp diğerlerine dalgalar halinde yayılan sevgi ve kıymet bilirlik anlayışının yatmakta olduğu açıktır.

Daha da önemlisi; bir insanı hayata bağlayan sosyal ilişkileri ve kurduğu sağlam dostluklar değil midir..? Buna karşın; egosu yüksek birisinin dostluk anlayışı ya da dostluğu ne kadar güvenilir sayılabilir? Dostuna veya düşmanına menfaat sağlayabildiği sürece dost veya düşman gözüyle bakan kişi, egoist yapısına uygun biçimde dostundan da düşmanından da vazgeçmez mi..? Egoist kişiliğin dostluğu bağlamında Sandra M. Lynch ( 1997 : 79 ) şöyle der: ‘... egoist biri için, başkası yalnızca kendi egoistçe arzularını tatmin etme aracıdır ve dolayısıyla her zaman için yerini bir başkasına devredebilir. ..’

Öyleyse; dost, dostunun iyi halini gözetmekten çekinmez ve dostunun çıkarlarını korumaktan geri kalmaz.

İlaveten; gerçek dostluk, dostu olduğu gibi kabul etmeyi, kimlikler arasındaki benzerlikler gibi farklılıkları da takdir etmeyi, kadına ayrı erkeğe ayrı bakış açısı ve yaklaşımı elimine etmek suretiyle çıkarların karşılıklı olarak korunmasını gerektirir. Ayrıca; iyi niyetlerle, sevgi ve saygı üzerine kurulu bir dostluk, taraflardan birinin diğerinin başarısını ya da mutluluğunu kıskanmasını ve ilişkiye zarar verecek türden, gizli veya aleni kötülük yapmasını engelleyici bir kilit nokta  özelliğe sahiptir.

Bu durum aile, akraba ilişkilerinde de benzer biçimdedir. Büyük resme bakıldığında, fertlerden birinin sıkıntısı veya mağduriyeti kaçınılmaz olarak bir diğerini ve beraberinde daha başka bireyleri de etkilemektedir. Bir aile üyesinin sırf kendi çıkarını düşünüyor olması ile yaşanan tatsız olaylar diğer üyeleri olumlu yönde etkileyecek değildir. Hak yiyen birisi, örneğin, hakkı yenilen kişi tarafından sürekli olarak rahatsız edilebilir. Benzer şekilde; haksızlığa maruz kalan, haksızlığı yapandan hesap sorma için fırsat kollayabilir. Bunun sonucunda ilişkiler gerginleştikçe gerginleşir ve kabul edilemez olumsuzluklar yaşanabilir.

Özetle; bencil düşüncelerden hareketle bir olayı negatif sonuç noktasına kadar getirecek olan ve yine o noktadan uzaklaştıracak olan kişinin kendisidir. Bütünün hayrı ve iyiliği adına, karşılıklı anlayış ve iyi niyetin sürdürülebilirliği, bireyin bağlı olduğu sosyal grupların da  benzer şekilde düşünmesi ve aynı yönde yol almasıyla mümkündür denilebilir.

Bazı insanlar tarafından kısa günün getirisi diye düşünülse de, yıkıcı davranış ve yaklaşımla elde edilen, büyük olasılıkla, kocaman bir ‘hiç’ ifadesi ve ‘pişmanlık’ gibi olumsuz bir duygu ile örtüşecek ise, kişilerin olumlu düşünce, insancıl davranış ve yapıcı yaklaşımla, kısa- , uzun- dönem farklılığı gözetmeksizin, neler neler elde edebileceklerine bir şans vermelerinin iyi ve faydalı olacağı düşüncesindeyim.

Kaynakça

* Lynch, M. Sandra ( 1997 ) Dostluk Üzerine -Conceptions of Friendship- çev. Fermâ Lekesizalın, Ayrıntı Yayınları, İstanbul

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI