• USD 3.8098
  • GBP 5.2838
  • EUR 4.6647

Varlığımız varlığınıza ızdırap olsun - Dilay Sarkiler

30 Aralık 2017 Cumartesi 13:39

Yaşadığımız coğrafya itibâriyle birçoğumuz cinsel istismâra uğramış, psikolojik ve fiziksel şiddet altında şekillenmiş annelerin kızları olarak yine bu coğrafyaya doğduk.

Kız çocuklarındaki büyüme hevesini bir süre öncesine kadar anlayamıyordum. Büyümek, içinde yaşadığımız ailelerden sıyrılarak, onlara benzemeyen aileler kurabilmenin tek yolu olarak önümüze seriliyor. Bu bile bize çizilen kaderin yine bizim aleyhimize sunulan birkaç yol ayrımından biri. Ailelerinizin evinden ayrılmanızın tek yolu yine bir aile kurumuna, aile mefhumuna atfedilen yöntemlerle dâhil olmakla mümkün.

Kendimi şanslı hissederdim, ailem evden ayrılmamın tek yolu olarak "yuva kurma"yı şart koşmamıştı, ailem büyüdüğüm zaman evleneceğim üzerine kurulu bir çocukluk ve ilk gençlik yaşatmamıştı, ailem evlenip-evlenmemem konusunda herhangi bir imâ ya da yargılamada da bulunmamıştı. Üniversitede seçeceğim bölüme karışmamış, gideceğim şehirle ilgili bir kısıtlama getirmemiş, sâdece kendi aralarında yaşadıklarını zannettikleri savaşın bende hiçbir yara açmayacağına olan inançlarını beslemek için bana ortalama bir Türkiyeli ailenin kız çocuklarına yaşattıkları çoğu olumsuz yargı ve baskıyı yaşatmamışlardı.

Ailemin hesâba katmadığı ve en büyük yanılgıları sayabileceğim yanlışları; on yedi yaşımda evden ayrıldığımda içine düşeceğim ve uzun süre debeleneceğim "dışarı"da yaşayanların kimler olduğuyla ilgili beni hiçbir zaman bilgilendirmemeleri.

Bana nasıl dokunursa, bana ne söylerse, benden ne yapmamı isterse, bu, benim özlük haklarıma, vücuduma, varoluşuma bir saldırı ve tehdit olur? Bunun cevâbını bulmak için geçen sürede benim özlük haklarıma, benim vücuduma, benim varoluşuma birçok kere, birçok farklı yöntemle, birçok farklı insan saldırdılar. Bugün, "Bu bir tâciz" dediğimde, bunun tâciz olup-olmadığına dâir iknâ etmek zorunda bırakılmamızdan çok, iknâ etmek zorunda kaldığımız insanların uğradıkları tâcizlerden bîhaber olacakları ve bu farkında olmama hâlinin tâcizci ordusuna her eylemlerinde bir zafer kazandıkları hissinin yaşatacağını bilmek, siperden emir beklemeden fırlayıp, en önde, en ilk vurulan olmakla, savaştan vazgeçmek arasında gidip-getiriyor beni/sizi.

Saldırı tek bir taraftan gelmiyor. Eril tahakkümün büyütüp, beslediği her kesim cümlelerini, ellerini, bizi rahatsız edebilecek her uzuvlarını bize doğrultmuş, siperden başımızı bir anlığına uzatmamızı bekliyor. Erkekler ve kadınlar. Kadınlar ve erkekler. Erkek çocuklar ve kız çocuklar. Öğretmenler, polisler, esnaf, sınıf arkadaşı, sevgili, eş, anne, baba...


Binlerce silah suratına doğrultulmuşken ya "Ben ahlâksızım" diyecek, yâni suçunu(!) itirâf edecek ya da medet dileyecek, "Siz doğrusunuz, beni de doğru yola namlularınız mârifetiyle dürterek sokabilirsiniz" diyeceğiz.

Diyecek miyiz?

Diyenlerimiz olacak, varolmaktan başka kaybedecek şeyleri olduğunu düşünenler, işini, ismini, eşini, sevgilisini varoluşunun önüne geçirecek, yekpâre bir gerçek olmaktansa, vücudunun muhtelif yerlerine ittire kaktıra sokulan erkekliğin onun yapbozunun tamamlayan parçası olduğuna imân edenler.

Biz, "Bu da mı tâciz?" diye sorulan her şeyin tâciz olduğunu, biz, biz istemiyorsak ve istemediğimizi belirtiyorsak, bize selam dahi vermelerinin de tâciz olduğunu, bizi kendilerine bahşettiğimiz sevgili sıfatını kendilerine siper ederek isteklerine hizmet edecek birer köleye dönüştüremeyeceklerini, biz keyfimizin tek kahyâsının kendimiz olduğunu, biz tâciz bir kadından geldiğinde de bir tâciz olduğunu, vücudumuzu hedef aldıkları silahlarını görmezden gelerek söyleyeceğiz. Onların kaybedecekleri şey erkeklikleriyse, bizim varoluşumuz. Onların en değerli şeyleri erkeklikleriyse, bizim burada, bizim ayakta, bizim böyle oluşumuz.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI