• USD 5.3412
  • GBP 6.8265
  • EUR 6.0565

İRAN’IN AFRİN HAREKÂTINA TEPKİSİ - CAN UĞURATEŞ

7 Şubat 2018 Çarşamba 12:59

Bölgesel gelişmeler baş döndüren bir hızla devam ederken, Afrin bölgesinde TSK tarafından yürütülen harekâta yönelik tepkilere, İran da katıldı. İran, bu harekâtın hiçbir bölge ülkesine faydasını görmediğini ve bölgede Türk, Kürt ve Arap kökenlilerin ölmeye devam etmesinin, önlenmesi gerektiğini söyledi.

İran, Türkiye’nin bölgedeki etkisini artırarak, daha önce, Atatürk’ün sağlıklı olduğu dönemden itibaren kurulan ilişkiler ve oluşturulan paktlarla başarıyla sürdürdüğü, bölgenin en önemli gücü olma ve bölgesel ülkelerle dostluğa dayalı ilişkiler ile geçmişinden gelen hamilik rolünü üstlenme konumuna, yeniden ve daha etkin erişmesini istemiyor. Çünkü İran, bölgesel güç olma ve kendi ideolojisini yayma konusunda, ilk defa önemli bir kazanım sağladı. Bu kazanımla, Rusya ve Türkiye ile birlikte görünümle, Ortadoğu coğrafyasında, ABD karşısında kendini daha güçlü görüp, İsrail’in bölgesel hedefine de darbe vurmaya devam ediyor.

İsrail, zaman zaman Suriye içine gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla, burada bulunan ve kurulmaya çalışılan İran üslerinin, gücünü etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bunu yapmak, İsrail için çok önemli. Çünkü İran, ülke toprakları dışında ve neredeyse İsrail’in burnunun dibinde kurmaya çalıştığı üslerle veya teknolojiye yönelik tesislerle, önemli bir cephe derinliği sağlarken, aynı zamanda İsrail’in güvenliğini tehditle, büyük bir bölgesel provokasyonun da fitilini ateşlemeye çalışıyor.

İsrail, halen Türkiye’nin yürüttüğü Zeytin Dalı Harekâtı için önemli boyutta açıklama yapmazken, Abraham’a (Hz. İbrahim) Tanrı tarafından, yaptığı kahramanlık üzerine vaat edilen toprakları, ele geçirme idealinden vazgeçmiş değil.

Türkiye, bu idealin hedefine ulaşmasında, tarih boyunca iki büyük tehlike atlattı. Bunlardan biri: II. Abdülhamit’in kişisel vicdani düşüncesiyle, Dünya ölçeğinde Yahudilere artan baskı karşısında, dönemin Hahambaşına, göç etmek zorunda kalan Yahudileri bölgesel orduda askerlik yapmaları kaydıyla, Doğu Anadolu’ya yerleştirmeyi teklif etmesi ancak bu görüşünün Devlet erkânı tarafından kabul görmemesiyle iptali. Daha sonra bu teklifi duymasıyla, siyonizmin en önemli figürlerinden Theodor Herzl tarafından yapılan diğer girişimler, bizzat II. Abdülhamit tarafından geri çevrildi. Diğeri ise, AKP’nin Hükümetteki ilk yıllarında, Suriye sınırında bulunan mayınları temizlemesi karşılığında, temizlenen bölgenin 44 yıllığına, tarım maksatlı olarak uzman şirketlere ki kuvvetle muhtemel İsrail’e ait teşebbüslere bırakma girişiminden, son anda vazgeçilmesi. Şimdi ise aynı bölgede, bu kez ABD destekli bir peyk oluşturma çabası var ve İsrail yine geri planda, gölge konumundayken, bölge halkının kanı akmaya devam ediyor. Anlaşılan o ki bölge halkının kanı akmaya da devam edecek.

Türkiye’nin, Afrin ardından Menbic ve devamında Fırat doğusunda sürdüreceğini açıkladığı terör operasyonu ile aslında İsrail’in planına sekte vururken, İran’ın, esasen kendi geleceğini de etkileyecek bu girişime tepkisel yaklaşımını, sadece satır aralarında geçen, “ülkelerin toprakları üzerindeki egemenliğine saygı” lafzı ile değerlendirmek gerekir. Bu önemli bir söylem ve her egemen devletin kabul etmesi gereken bir ilke iken, bunu İran’ın dile getirmesi, kendi gelecek kaygısından kaynaklı gibi görünüyor.

Zeytin Dalı Harekâtı başarıya ulaştıkça, ardından başarıdan faydalanma doğrultusunda atılacak adımlarla, bu yönde daha çok felsefe yapılacağı ortada.

Bu arada, esasen eğitimde çok önemli ve vazgeçilmez olan felsefe kavramı ve bu yönde söylemler, nedense, bölgesel coğrafyada her daim dramatize edilerek veya kayıplar artarken akıllara geliyor.

Can UĞURATEŞ           

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI