• USD 6.2718
  • GBP 8.2689
  • EUR 7.3437

GERÇEKÇİ OLALIM MI? DOST ACI SÖYLER O İDAM CEZASI ASLA GELMEYECEK - ASLI MERCAN SARI

5 Temmuz 2018 Perşembe 09:23

İDAM KARARINI VERENLERE VE UYGULAYANLARA "HELAL OLSUN, ELLERİNDEN ÖPERİM" DİYECEK KADAR VAHŞİ VE BAĞNAZIM

 

                      Ankara'nın Polatlı ilçesindeki Uzunbeyli Mahallesi'nde 22 Haziran'da kaybolan Eylül Yağlıkara'nın bulunması için yapılan çalışmalar kapsamında, küçük kızımızın cansız bedeni bir tarladaki elektrik direğinin altında gömülü halde buldu. Hem de kendi babasının tarlasında. Ne zaman bu kadar kötü olduk diye paramparça olur iken akabinde Ağrılı Leyla kızımızın ailesi ile bayram ziyaretine geldiği dedesinin köyünde ölü bulunması yüreklerimizi dağladı. İnanın üzüntüden ekmek yiyemez, su içemez duruma geldik.

                      Çok yoğun bir şekilde çocuk istismarı-tecavüz ve idam gelsin hastagleriyle ilgili açılan konu başlıkları altında toplanan halk ve ünlü isimler, yaşananlarla ilgili yaptıkları paylaşımlarla kitleleri bu konu hakkında duyarlı olmaya, susmamaya, idam istemeye davet ederken pek çok isim de bunu yapan insanların en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyor. Büyük bir çoğunluk çocuklara tecavüz edenlerin idam edilmesi gerektiğini savunurken, kimisi de "ceza sisteminin asıl amacı suçluyu cezalandırmak değil ıslah etmek olmalıdır" "hiçbir ceza yaşama hakkını ortadan kaldırmamalıdır" "öldürmek hafif ceza olur bunlara kimyasal hadım cezası, kişiliksizleştirme yavaş yavaş psikojik cin işkencesi vari bir cezanın verilmesini istiyor. İdam, gelişmemiş hukuk sistemlerine özgü bir cezalandırma yöntemidir" diyenler olarak ikiye ayrılmış vaziyette halk. Peki, sizce yine sosyal medya yiğitlikleri, klavye artistlikleri yeterli geliyor mu? Elbette hayır biz 17 aylık kız bebeğe tecavüzü unutmuş, susmuş bir milletiz; daha nicesini zaten dile bile değirmiyorum. Neyse Aslı hop yine sinirden klavye tuşlarını bulamaz oldun deyip salon kadını modumdan çıkmadan usulünce bu mide kaldıran toplumsal kanayan yaramızı köşeme taşıyıp bitireceğim…

                      Tüm serzenişlere, tavsiyelere, fikirlere, idam naralarına, hadım nidalarına eyvallah ama ruhumda, kalbimde dinmez bir yara var bir çocuğa tecavüz edildiğinde, tecavüz edilerek öldürüldüğünde. Bırakın o küçücük yavruların ailesini ve yakınlarını kendi içimdeki öfkenin herhangi bir insani ceza ile bastırılmayacağını; modernize edilmiş masum sıfatlara bindirilmiş cezalandırma yöntemlerinin vicdanımdaki adaletsizlik algısını engellemeyeceğini biliyorum. İçimden bir yandan çığlıklar atmak istesem de ağzıma geleni sayıp sövüp vicdanen görevimi yerine getirmiş sayıp hayatıma devam etmek istemiyorum. Ben de idam gelsin, hadım edilsin, annelere verilsin parçalayalım, uçkurlarından asalım, linç edelim vs. birçok şeyi düşünüyorum. Fakat mesele bu değil o her zaman tiksindiğim siyasi çıkarcılıktan son derece rahatsız ve nefret eder hale geliyorum. Nasıl düşünmemiz gerektiğini biliyorum ama hissettiklerim çelişiyor bazen bununla. Sadece çocuk tecavüzü suçu için idam cezasına evet dediğim için sonuna kadar katıldığım ve desteklediğim öneridir bundan mütevellit. Lakin gerçekçi olalım mı o İDAM asla gelmeyecek! Neden mi? Olayın birde görünmeyen kısmı var, girmeyeceğim o kısma; tamamen siyasal işte orası, tamamen tosladığımız duvar. O kadar sosyal medya haykırışı, halk birliği, ciğeri yanan analar, ünlü dayanışması, babalar, ablalar, abiler hepsini tepe taklak eden üst merciler var ki işte olay orada tıkanıp kalıyor ve aynı yerde sayıp kalıyoruz, alışıp susup susturuluyoruz…

                      Çok geçmedi birkaç ay önceki köşemde de bahsettim; siyasi boyutu ve yaptırım tarafı bir numaralı boyut lakin bir de başka boyutumuz da var, esas mevzu millet olarak el ne der hâkimiyetinde yaşıyoruz.  Asla bunun önüne geçemeyeceğiz. Erkek egemen ve kapitalist toplumda, bu sisteme karşı net tavır sergilemekle bitiyor iş. Bu da çok zor. Sebebi; ataerkil bir toplumuz, bu dikte ediliyor küçük yaşta. El duymasın diye hep susup normalleştiriyoruz. Kabullenmek Aman çocuğun adı duyulmasın diyerek baskılamak... Zaten araştırmalar neticesi, istismarın yüzde çoğunluğunun aile içinde olması, yani çocuğun aile fertlerinden biri veya akrabaları tarafından tacize uğraması yerini alıyor. En ağır aşılması zor cinsel istismar türü. Aile içi cinsel istismarında Sürekli aynı ortamda olması nedeniyle çocuk her an tacize uğrama korkusunda. Akrabalık bağı nedeniyle çok rahat davranma fırsatı buluyor sapkın ruh. Çünkü kimse ondan şüphelenmiyor, sapkın çok rahat. Çocuk, uzun süre kendisinin maruz kaldığı bu durumun ne olduğunun farkına bile varamıyor. Beklemediği bir kişiden beklemediği bir davranışla karşılaştığı için nasıl tepki vereceğini ve olayı kiminle paylaşacağını bilemiyor. Utanıyor, sıkılıyor, suçu kendisinde buluyor. Hoş anlatsa ne olacak? Çoğu bulaşıcı boykot furyasına katılıp bağıra bağıra idam istiyor. Klavyede herkes bir şaheser, icraata gelince mükemmel sessiz bir izleyici. Buna çanak tutan, susan, örtbas eden aileler yüzünden bu haldeyiz. Eğitim şart ne bu bağnazlık? İdamı savunmak da nedir Aslı Hanım diyen kesime de ufacık KELAMIM var onu diğer köşeme afili olarak saklıyorum.

                      Neyse ne o, ne bu, ne şu içimdeki analık duyguları arş-ı alada iken benim hümanistliğimin sınırı çocuk tecavüzcüleri tarafından kırmızı kalın çizgilerle net olarak bellidir. Söz konusu yavrularımız olunca idam kararını verenlere ve uygulayanlara "Helal olsun, ellerinden öperim!" diyecek kadar vahşi ve bağnaz olabiliyorum ve bundan zerre kadar ar duymuyorum.


Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI