• USD 6.2718
  • GBP 8.2689
  • EUR 7.3437

Çocuk..! Büyüyünce öğrenir mi? - YEŞİM MATPAN

10 Temmuz 2018 Salı 09:11



“ ... Ancak layığınca sevilmiş çocuklar bıçağın kanatabileceğini, kötü bir sözün can yakabileceğini bilebilir. Kâinatı, yurdunu, insanlarını sevebilen anne babalar; çocuklarını hayatın seslerine açabilen anne babalar, başkasını incitmenin bir insan için ne büyük bir zillet olduğunu anlatabilir. ... “

( Sayar, 2018 : 72-73 )


Atasözümüzün belirttiği ve kabul edildiği üzere, ‘ağaç yaşken eğilir.’ Erken yaşlarda çocuğa kazandırılabilecek olumlu düşünce  ve duygu eğitimi ile ileriye yönelik neler başarılamaz ki..? Hemen her şeyin olumlu tarafının olduğu kadar bilinen ve ya olası olumsuz tarafının da öğretilmesi yanı sıra; kuşkusuz, çocuğa sorumluluk, iyilik, sevgi ve merhamet gibi yüce değerlerin verilmesinin, kişilik gelişimi açısından doğru olacağını düşünüyorum.


Ek olarak; aile eğitiminin çocuğun hayatında oynadığı büyük rol hesaba katıldığında, iyilik ve güzellikle, kendisine, her hangi bir düşünce ya da görüşü benimseyip kabul etmeden önce araştırması ve sorgulaması gerekliliğinin anlaşılır şekilde aktarımı da çocukluk döneminde alınacak eğitimin kalitesini ve güvenirliğini ve bunun çocuktaki yansımalarını zaman içerisinde öne çıkaracaktır.


Hatırlanması gereken önemli husus; çocuğa, iyilik yapmanın ve olumlu düşünmenin değeri anlatılırken kötülüğün ve olumsuz düşünmenin de sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde ve mümkünse yaşanmışlıklar ve uygun örneklerle anlayabileceği açık bir dille söz edilmesidir. Aksi takdirde, eksik ve ya yetersiz bilgi birikimiyle ilerideki yaşantısında haklı olarak bocalamalar yaşayacaktır.


Vurgulamak istediğim esas nokta; çocukla anne babanın beraberce geçirecekleri zaman süreci ve iletişim ne kadar çok, ne kadar şefkat dolu ve bilgilendirici olursa, kazanacağı ya da kazanması planlanan ya da ümit edilen değerler o kadar çok ve kalıcı olacaktır.


Örneğin; çocuğu bir birey olarak görüp kabul etmek ve o doğrultuda davranmak suretiyle yaşına, algı ve becerisine uygun daha çok yapabileceği türden; bununla birlikte, bilinçli olarak, ara sıra beceri ya da gücünün üstünde sorumluluklar vermek, farkındalık yaratacak ve bir yandan çocuğun öz -saygı ve -güven gelişimine katkıda bulunurken, diğer yandan başarının diğer yüzü başarısızlığın da insan hayatının kaçınılmaz unsuru olduğu görüşünün yer etmesi şansı, olasılığı doğacaktır. Bu, ilerde, ele aldığı konuda başarısız olduğu zaman, hayata ya da şansına küsercesine aşırı stres altına girmeden, ‘olanı’ kabul etme ve gereğini yapma gibi bir tepki geliştirmesini sağlayabilecektir.


Bununla birlikte; şüphesiz, her insanın sosyo -kültürel ve -ekonomik durumu az çok farklılık göstermektedir. Dolayısıyla; maddi ve manevi bağlamda, rahat ve huzurlu bir ortam ve sosyal çevrede yetişen çocukların anne baba tarafından, diğerlerine nazaran hayati önem taşıyan kalıcı değerlerle daha makul ve elverişli bir şekilde donatılabileceğini ve böylelikle fikir üretebilecek, kendi kararını kendisi alabilecek, yön tayin edip hayatta kalmayı başarabilecek düzeyde kabul edilebilir olumlu gelişme kaydedeceğini dile getiren ve çevre ile yaşam koşullarının anne babalar üzerindeki ve doğal olarak çocuklara da yansıyan ve ya yansıtılan gözle görülür önemli etkisi konusunda Wilhelm Reich ( 1996 : 51 ) şöyle der:

‘... Zor koşullarda yaşayan insanlar çocuklarına karşı rahat koşullarda yaşayanlara oranla çok daha katı bir düzen benimserler. ...’


O halde; çocukların yetiştiği çevre ve kültürün kişilik ve fikir/düşünce yapısı üzerindeki olumlu/olumsuz etkisi açıktır.

Bu noktada; istisnai durumlar dışında, baskıcı ve katı şartlar altında büyüyen bir çocuk için hayat ve hayatta kalma mücadelesi daha zorlu olacaktır. Muhtemelen; çevre ve büyüklerinden öğrendiğini ve gördüğünü uygulayarak, kendisi de benzer ‘baskıcı ve sert’ bir karakter özelliği sergileyecek ve kimi zaman alınan yanlış kararlar ve atılan yanlış adımlarla bilinçli/bilinçsiz can yakacaktır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak; onların iyiliği açısından, çocuklara, insani değerlerin aşılanması kadar yaşam koşulları ve hayat şartları ile mücadele ederken olabildiğince dürüst ve hakkaniyet ölçüne dayalı tavır ve haraketlerden yola çıkmak; baskıcı tutum, yalan ve haksızlık gibi olumsuzluklardan kaçınmak suretiyle iyi örnek olunmalıdır.


Burada; ebeveyn, kötülüğe kötülükle karşılık vermenin daha fazlasına meydan verebileceği ihtimalinin bilincinde olmak ve bunu sözlü olduğu kadar hal ve hareketlerle çocuğa aktarmak gibi büyük bir sorumluluğa sahiptir. Tam da bu noktada, yaşanmışlıklardan örnek verecek olursak; ebeveyn ve ya abla, ağabey gibi yakın derecede bir kan bağlı ya da akrabanın, çocuğun yaptığı bir yanlışın arkasında durması ve bunun gereğini yapmak yerine kendisine yanlış yapılan kişiye karşı, yerli/yersiz yüklenilmesinin, çocukta çelişkililer yaratacağı unutulmamalıdır. Diğer bir deyişle; iyilik aşılanırken, farkında olunsun olunmasın, kötülük savunulduğu takdirde, er ya da geç, dürüstlük ve güven karşılıklı olarak, taraflarda kuşku yaratacak ve böylelikle, anne baba ve çocuk arasında mevcut olan iletişim bağlarını belki de kopma derecesinde zayıflatacaktır.


O yüzdendir ki; erken yaşlardaki aile içi temel eğitim, çocukla saygı, sevgi ve şefkate dayanan karşılıklı ve etkili bir iletişim ve etkileşim içerisinde olmak; yanlış giden bir şeyler varsa, çocuğa zaman ayırıp onu dinlemek ve olası uygun çözümler aramak; haklı/haksız olup olmadığına bakmaksızın, her fırsatta korkutmak yerine bilinçlendirmek; negatif yaklaşımların ‘incitebilir’ olduğu bilgi ve görüşünü kazandırmak; hayatında olması ve olmaması gerekenlere dair artı ve eksileriyle sorgulama yapmak ve öylece karar almak için zaruridir. İnanıyorum ki, iletişimsiz ve baskıcı bir ortamda yetişen çocuğun aksine; yaşanan ve yaşatılan gözle görülür bariz düzeyde haksız olumsuzluklar hariç, sevgiyle büyüyen çocuğun, çocukluk döneminde olduğu gibi, ilerki yaşlarda da insanlara, insan ilişkilerine, olumlu/olumsuz ‘görünen(algılanan)’ ve ya ‘olan’ olaylara bakış açısı, değerlendirme ve çözüme yönelik hareket tarzı; ‘taraf tutar’ bir tutumdan olabildiğince uzak; ancak, sorgulayıcı, daha anlaşılabilir doğru algı, anlayış ve hoşgörüye dayalı, bir çeşit ‘haklıya hakkını vermek’ prensibi yönünde olacaktır.


Derinlemesine tartışılacak bir konu olan sağlıklı anne baba-çocuk ilişkisine dair yazımı kısa ama düşündürücü güzel bir dörtlükle bitirmek istiyorum.


Babacığım söyler misin

Niye kırmızıyla gösteriliyor da

                                     haritalarda,

Defne dallarıyla çizilmiyor sınırlar?

Hem sonra söyler misin, niye

İnsanlar arasında sınırlar var?

İsmail UYAROĞLU


Kaynakça


* Sayar, Kemal ( 2018 ) Yavaşla, Kapı Yayınları(Alfa Yayın Grubu), İstanbul

* Reich, Wilhelm ( 1996 [1986] ) Geleceğin Çocukları -Children of the Future- çev. Bertan Onaran, Payel Yayınları, İstanbul

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI