• USD 5.6134
  • GBP 7.3018
  • EUR 6.4316

EĞİTİM ve TOPLUM - HALİL İBRAHİM ERTİK

3 Ağustos 2018 Cuma 11:12

Canlıların bedensel sağlığı için olan onlarca davranışından “iki davranış” vardır ki, biri karın doyurma, diğeri beslenme.. Karın doyurma bedenin açlık hissi ile ortaya çıkan ihtiyacına fiziksel olarak cevap vermektir. Bir parça ekmek bile bu ihtiyaca cevap verebilir. Vücudun tüm hücrelerinin ihtiyacı olan tüm besinlerin vücuda alınması ise beslenmedir. Gelişmesi, büyümesi, sağlıklı kalması beslenme ile mümkündür. Biri geçici ve çoğu zaman zararlı bir davranışken, diğeri kalıcı ve faydalı bir davranıştır. İşte bir ülkeyi de bir vücut olarak düşünüyorum. Bu vücudun karnını doyurduğu organlar, iktisattır, maliyedir, ekonomidir vesaire.. fakat tüm hücrelerinin beslendiği yer ise Eğitimdir, Eğitim Sistemidir.

Gelişme ve kalkınmanın tam anlamıyla gerçekleştiği bir ülke olarak düşünüyorum Ülke’mi. Bireylerin istihdamını, ülke kaynaklarının eşit ve adil dağılımını; sosyal, sanatsal ve kültürel anlamda kalkınmayı ifade ediyor bana. Bu kalkınma sürecinin ilk ve büyük unsuru Eğitim olmalıdır. Eğitim ile kalkınma, eğitim ile yaşam standardı, eğitim ile suç istatistiği… gibi pek çok unsurun eğitimle doğrudan ilişkisi vardır.

            İyi eğitilmiş bir sanayicinin, iyi eğitilmiş bir esnafın, iyi eğitilmiş bir memurun, işçinin, doktorun, mobilyacının… toplumun içindeki yeri ve değeri ile iyi olmayan ya da az olan bir eğitim süreci geçirmiş olanın/olanların toplum içindeki yeri ve değerini bilmek ya da hesaplamak için matematik profesörü olmaya gerek var mıdır? İyi eğitimden kast nedir? Okuduğu üniversitenin, dünya sıralamasında kaçıncı olduğu mu? Ya da okuduğu lisenin, liselere giriş sınavlarındaki taban puanının yüksekliği mi? Bu ve bunun gibi soruların cevabı değil tabi ki “iyi eğitilmiş” olmak.

           

             

Eğitilmiş işgücü ile iyi bir üretici hatta iyi bir tüketici tüm iyi eğitimlilerin toplamı eşittir iyi bir vatandaş… “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır” ne demektir? Benim bundan anladığım; görevi bakan da olsa, temizlik personeli de olsa, öğretmen de olsa, öğrenci de olsa, görevini herkesin en iyi şekilde yaptığı toplumu düşünüyorum.

Bunun için de mesleki anlamda, iş ve toplum etiği anlamında, saygı ve sevgi anlamında, insana ve insandan olana değer verme anlamında, kötülüğe karşı olup iyi ve güzelin yanında olma anlamında, bencilik değil bizcilik inancı anlamında… daha sayabileceğimiz bir çok anlamdaiyi eğitilmişliği” ve “iyi eğitilmiş toplumu” düşlüyorum.

İyi eğitilmiş toplumlarda yaşam kalitesi yükselir mi? Kişi başına düşen milli geliri yüksek, işsizlik oranının oldukça düşük, işsizlerin işsizlik sigortası ile rahatça geçinebildiği, riyakatin değil de liyakatin üst değer olduğu, hukukun üstünlüğünün esas olduğu toplumlar ancak iyi eğitilmiş bireylerin oluşturduğu toplumlardır. Nüfus, sağlık, işsizlik, gelir dağılımı, arz-talep dengesi, üretim, yasalar, değerler, ahlaki ve insani gelişim gibi bir toplumun maddi ve manevi tüm temel taşları eğitim ile doğrudan ilişkidir.  Eğitim, toplumsal kalkınmanın önemli bir belirleyicisidir. Aslında, kalkınmış ülkelerde, eğitim kalitesinin artırıldığı, artan eğitim kalitesi ile birlikte kalkınmışlığın da ivme katettiği ifade edilebilir.  Bu sebeple eğitim ve kalkınma birbirinin itici gücü olmaktadır. Diğer taraftan, ekonomik açıdan güçlü olmak, kalkınmanın göstergesi olarak görülemez. Kalkınma ve gelişme arasındaki en önemli farklardan birisi budur. Geliştiği halde kalkınamayan pek çok toplum vardır. Gelişme, yani büyüme kavramı üretim artışını ifade ederken, kalkınma büyümenin yanı sıra ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısında olumlu yapısal değişmeleri ifade etmektedir. Toplumsal refah ve iyileşme demektir. Kültürel, politik, ekonomik ve eğitimsel içerikli bir kavram olan kalkınma, bir ülkenin vatandaşlarının daha iyi bir yaşam sürdürmelerini sağlar. Bir ülkede, kişi başına düşen milli gelirin artması yani büyüme, kalkınmanın göstergelerinden biridir, ancak tek başına kalkınmayı ifade etmez. Toplumun tüm organları ile refahı anlamına geldiği için de büyümek için değil, kalkınmak için eğitimin önemi ve sırası birinci basamağa oturmaktadır.

            Eğitim, ülkelerin kalkınmışlık seviyelerini arttırmaktadır. Buna göre eğitim; siyasal istikrar sağlamada, demokratik ve hukuksal düzende, gelirin adil paylaşımını sağlamada, emeğin verimliliğini arttırmada, toplumsal dayanışmada, düşük doğurganlık ve bebek ölüm oranlarında düşme meydana gelmesinde, teknoloji yaratmada ve kullanımını kolaylaştırmanın sağlanmasında etkili olmaktadır.

 

Eğitim seviyesi bireysel gelirin yüksek olması anlamına da gelebilmektedir. Danimarka gibi bazı OECD ülkelerinde yükseköğretim mezunu bireylerin gelirleri, ortaöğretim mezunlarına kıyasla %25 daha yüksek düzeydedir. Ayrıca bireylerin eğitime harcadıkları her bir yıl için ekonomilerinde %3 ile %6 oranında üretim artışı olmaktadır. Bu açıdan incelendiğinde beşeri sermayenin, ekonomik büyümenin hem nedeni hem de sonucu olduğu söylenebilir.

 

Toplumsal yaşamda suç ve suça eğilim ciddi bir sorundur ve suç oranı kalkınma ile ters yönlü bir ilişki halindedir. Eğitim, bireyin toplumsallaşmasında güçlü bir sosyalleştirme aracı olmasının yanı sıra, ilişki ve davranış biçiminin oluşumunda da önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Özellikle şiddet unsurlarının büyük ölçüde uygulandığı, normal hatta “hak” olarak benimsendiği geleneksel gruplarda eğitim faktörü, bir çözelti görevini üstlenir. Eğitim seviyesi yükseldikçe bireylerin gelirlerinde meydana gelen artış bu durumu da etkilemektedir. Gelir seviyesi yükselen bir birey, hapse girmek istemez. Hapishanede geçirdiği zamanda kaybedeceği geliri, toplum nazarında maddi veya manevi bir konumu var ise bu konumunu kaybetmemeyi düşünür. Bu sebeple suç işleme oranlarında azalma meydana gelebilmektedir. Genel olarak eğitim seviyesinde meydana gelen bir artış ters orantılı olarak suç oranlarını azaltacaktır. Suç işlemenin tek kaynağı ekonomik değildir. Bir birey hırsızlığı, sadece aç olduğu için mi yapıyordur? Hayır tabii ki. Yaptığı bu fiilin gerek münferit gerek toplumsal anlamdaki yanlışlığını idrak edebilecek eğitim sürecinden geçmemiş yani eğitilmemiş ya da yanlış eğitilmiş olduğundandır. Çocuk suçluluğu ile ilgili yapılan araştırma verileri ile polis birimlerine intikal eden çocuk suç vakaları incelendiğinde, suç işleyen çocukların büyük bir kısmının eğitim-öğretim sürecine dahil edilmeyen çocuklar olduğu gözlenir. “Okul”  bu anlamda çok büyük önem arz eder. Okul sayesinde, bireyler yasal süreçler ekseninde bilinçlenerek ve sosyalleşerek belirli düzeyde bir hukuksal bilinç kazanmaktadırlar.

 

Cinsiyet eşitsizliği ve kız çocuklarının eğitilme durumu ekonomik ve toplumsal gelişmeyi etkilemektedir. Gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde eğitimde var olan cinsiyet eşitsizliğinin ekonomik gelişmeyi engellemede doğrudan ve çok önemli bir etkisi olduğu gözlemlenir. Kadın-erkek arasında var olan eğitim eşitsizliği, genel anlamda ülkenin insan kaynaklarının kalitesini düşürmektedir. Kadınların eğitim seviyesinin düşük olması, doğurganlık oranını artırmakta hatta çocuk ölümlerinde artışlar görülmektedir. Dolayısıyla bu faktörler de ekonomik gelişmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Kadınların eğitim seviyesi ve nüfus artışı, doğum ve bebek ölüm oranları arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır. Kadınların eğitim seviyesinde meydana gelen artış, işgücüne katılım seviyelerini de arttırmaktadır. Ayrıca bu durum onların fikirlerinde değişiklik ve yaşamlarının pek çok alanında özerklik sağlamıştır. Eğitimli kadınlarla, toplumdaki yeni yetişen çocuklar eğitimli annelerin etkisiyle hayata daha bilgili, donanımlı ve iyi eğitimli başlayabilmektedirler. Eğitimli kadınların iş gücünde daha fazla istihdam edilmeleri, hem toplumdaki sosyal hayata hem de yeni kuşakların daha sağlıklı olarak topluma kazandırılmasını sağlamaktadır.

 

İyi eğitilmiş bireylerden oluşan toplumlarda sağlık göstergeleri, iyi eğitilmemiş toplumlara göre daha iyi durumdadır. Eğitim seviyesindeki yükselme, az gelişmiş ülkeler açısından birincil önem taşımalıdır. Bu ülkelerde eğitim seviyesine bağlı olarak iyileşen sağlık koşulları üretim artışı da sağlamaktadır. Hastalıklı işgücü, gelişmekte olan ülkelerde %6 larda iken, gelişmiş ülkelerde %2 düzeyinde gelir kaybına neden olmaktadır. Sağlıklı bireylerin daha iyi eğitilebilecek olmaları ve eğitim yatırımlarından daha çok süreli yararlanma imkânının doğacak olması, eğitim yanında sağlığa da önem verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Diğer yandan, ülkelerin artan sağlık harcamaları, bireylerin işgücünü, yaşam süresini ve beklentisini de artırmaktadır. Ayrıca, eğitimli bireylerin sağlık konusunda daha duyarlı ve bilinçli olması beklenir. Eğitilmiş aileler çocuklarına daha fazla yatırım yapma imkânı bulmaktadır.

 

Eğitim seviyesi yüksek toplumlarda sosyal ve kültürel hayat daha kalkınmış bir hâl alacaktır. Eğitim sayesinde toplum, kendini daha yüksek düzeyde ve daha iyi şekilde kanıtlayacak, sosyla ve kültürel anlamda kalkınmışlığı elde edecektir. Süreç içinde toplumsal yapının farklılaşması ile birlikte ailelerin çocuklarına aktardıkları bilgiler yeterli olmamaya başlayınca eğitim, kamusal alanda farklılaşmış bir kurum niteliği kazanmaya başlamıştır. Bu bağlamda, eğitim ile birlikte kültürel faaliyetler de gelişmektedir. Müzeler ve kütüphanelerin yurt çapında kullanılması, sinema, tiyatro gibi sanatsal faaliyetlere verilen önemin artışı, eğitim seviyesinin artışına paralel olarak artmaktadır. 

Sonuç olarak, eğitim ile suç oranı, eğitim ile kalkınma, eğitim ile demokratik hakları kullanma, eğitim ile doğurganlık, eğitim ile kültürel yapı, okuma oranı gibi pek çok gösterge arasında ilişki vardır. Ülkemizde okuryazarlık oranı artmasına rağmen, işlevsel okuryazar oranı aynı düzeyde artmamaktadır. Bireyler çok yetersiz düzeyde gazete, kitap okumakta, kültürel aktivitelere katılmamaktadır. Demokratik haklarını kullanırken seçici davranmamakta, propagandaya dayalı karar vermektedir. Hatta bir referandum yapıldığında, kararını evet olarak vereceklerin de hayır olarak vereceklerin de ciddi bir çoğunluğunun referandum maddelerinin ne olduğunu bilmediği, okumadığı görülmektedir. Bunun nedeni bilgiyi kaynağından değil de, sözel kaynaklardan öğrenmeye çalışma hastalığıdır. Kitaptan uyarlanarak yapılan TV dizilerinin takipçisi olanların yine ciddi bir çoğunluğu bu hastalığın esiridir.

Toplumsal kalkınmayı sağlayabilmek adına, teknolojik gelişmelerin, sağlık harcamalarının ve kültürel faaliyetlerin ekonomik bakımdan anlamlı olması için, tüm eğitim kademelerinde, kaliteli, iyi bir eğitime ihtiyaç duyulmaktadır. Gerek bireysel anlamda gerekse toplumsal anlamda karın doyurmak için değil beslenmek için çaba gösterilmelidir. Ülkenin şahsıma göre beslenme kaynağı olan eğitim sistemlerinin eşit, adil, anlaşılır, devam ettirilir, sürekli değiştirilmez; ülkenin her türlü kalkınmışlık ihtiyacına cevap verecek nitelikte olması gerekir.

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”(M.K.Atatürk)

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI